ENGELLENME, KAYGI, SAVUNMA MEKANİZMALARI
Figen Nas Sağlam
Yazıma Doğan Cücenoğlu’nun “İnsan ve Davranışı” kitabında konuyla ilgili
verdiği bir örnekle başlamak istiyorum:
“Gece geç saatlere kadar ders çalışarak bugünkü sınava hazırlandınız. Geç
yattığınızdan dolayı sizinle aynı odada kalan arkadaşınızın sabah kalkışını
ve evden çıkışını duymadınız. Çalar saati kurduğunuzu zannediyorsunuz, fakat
kurmayı unutmuşsunuz. Uyanınca geç kaldığınızı anlıyor ve kahvaltı yapmadan
kitapları alıp otobüs durağına koşuyorsunuz. Fakülte önünden geçen otobüs siz
gelmeden bir dakika önce duraktan kalkmış, uzaklaşan otobüsün ancak arkasını
görüyorsunuz. Sınava geç kalmamak için dolmuş durağına gidiyorsunuz, sizden
önce gelenler uzun bir kuyruk oluşturmuşlar. Beklemeye başlıyorsunuz. Pek sık
dolmuş gelmiyor. Sınava yarım saat kala dolmuşla okula yetişemeyeceğinizi
anlıyor ve koşarak bir taksi durağına gidiyorsunuz. Taksi sizin
zannettiğinizden daha ağır gidiyor, çünkü o saatte yoğun bir şehir trafiği
var. Fakülteye yaklaştığınız zaman telaşla saatinize bakıyorsunuz. Sınavın
başlamasına 8 dakika var. Şoförün eline parayı tutuşturup koşarak fakülteye
geliyorsunuz. Sınıfa son giren öğrenci sizsiniz, nefes nefesesiniz ve
çalıştıklarınızı unutmuş olmaktan korkuyorsunuz. Profesör sınav sorularını
dağıtırken, yanınıza kalem almadığınızı fark ediyorsunuz. Bitkin bir halde
başınızı elleriniz arasına alıp bir süre o durumda kaldıktan sonra
yakınınızda oturan bir başka öğrenciden fazla kalemi varsa size ödünç verip
vermeyeceğini soruyorsunuz”.
Örnekteki öğrenci, bir çok engelleme ile karşı karşıya gelmiştir. Engellemenin
kaynağı kimi zaman kendisi (çalar saati kurmayı unutmuş, arkadaşının
kalkışını duymamış, kalemini dahi evde unutmuştur), kimi zaman kendisi
dışındaki kişiler veya durumlardır, (otobüsü kaçırması, trafiğin yoğun
olması, oluşan kuyruk nedeniyle dolmuşa binememesi). Gerek öğrencinin
kendisinden kaynaklanan nedenler gerekse dış çevredeki kişi veya durumlardan
kaynaklanan nedenlerle öğrenci amacına ulaşamama, yani ;sınava geç kalma
tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu durum, onda kaygıya yol açmaktadır. İşte, elde
etmek istediğimiz bir nesneye, ulaşmak istediğimiz belirli bir amaca
varmamız veya bir gereksinmemizin giderilmesi önlendiği zaman ortaya çıkan
olumsuz duyguya engellenme adı verilir.
Hepimiz bu duyguyu günlük hayat içinde yaşarız. Bu çok doğaldır belli bir
ölçüye kadar. Eğer engellemeler, bizim günlük hayata uyumumuzu bozacak düzeyde
ise sorun var demektir. Bunu ileride daha detaylı açıklayacağım.
En önemli engellemelerden birisi de çatışmadır. Bu durum, birbirleriyle
uyuşmayan iki veya daha fazla güdünün aynı anda bireyi etkilediği anlarda
ortaya çıkar. Bu durumu örneklerle açıklayalım: Hem erken yatmak hem de
televizyonda çok sevdiğiniz bir programı izlemek istiyorsunuz. Hem babanızı
öfkelendirmemek hem de arkadaşlarınızla tatile gitmek istiyorsunuz. Bu
örneklerde iki amacınız var ve bu amaçlar aynı anda giderilmeyi bekliyor ve
siz bir çatışmayla karşı karşıya kalıyorsunuz. Erken yatarsanız tv
seyredemeyeceksiniz ya da tatile gitmezseniz babanız öfkelenmeyecek. İki
amacın birden gerçekleşmesi olasılığı yok.
Babanızla hiç anlaşamıyorsunuz. Artık onunla aynı evde yaşamaya tahammülünüz
kalmadı. Yeni bir erkek arkadaşınız var. İyi bir ilişki, ama, onu yeterince
tanımıyorsunuz. Evde kalmaya devam mı edeceksiniz yoksa evlenip kurtulsanız
mı?Buradaki amaçların ikisi de tarafınızdan istenmiyor. Ancak, başka seçenek
de aklınıza gelmiyor. Burada çatışma yaşamanız kaçınılmaz.
Bazen bir amaç, hem istenilen hem de istenilmeyen özelliklere sahip
olabilir. Örneğin; içki içmek hem rahatlatır, biran için de olsa size
dertlerinizi unutturur, ama aynı zamanda, sağlığınız için zararlıdır. Aynı
şekilde, çikolata yemeyi çok seversiniz, ama o da şişmanlatır. Bu
duruma biz ergenlerde sık rastlarız.
Örneğin;ergenlerin bağımsızlığa karşı böyle bir tutumları vardır;kendi
işlerini kendileri yapmak isterler, ancak, gene de zor durumlarda anne
babalarının desteğine ihtiyaç duyarlar.
Engellenme duygusuna çoğu zaman kaygı da eşlik eder. Nasıl davranacağınızı
bilemezsiniz. Doluya koysanız almaz, boşa koysanız dolmaz misali. Üstelik sizde
kaygı yaratan durumun yada engellemenin kaynağı, çoğu zaman bilinçdışındadır
ve siz bunu fark etmekte zorlanırsınız. Bazen bu neden sizin kabul
edebileceğiniz bir neden olmayabilir.
Örneğin;artık evlenmek istiyorsunuz. İyi bir işiniz var. Her şey
yolunda. Ancak, bir türlü bu gerçekleşmiyor. Karşınıza hiç anlaşabileceğiniz
gibi biri çıkmıyor. Bu açıklama yeterli mi?bunun nedeni, belki de sizin
babanızla yaşadığınız ve henüz çözümleyemediğiniz bir çatışma olabilir mi?
Çocuğunuz sizin her şeyiniz. Her anne babadan farklı olarak onun için çok
endişeleniyorsunuz. Bir an bile gözünüzün önünde olmasa panik duygusu
yaşıyor, adeta nefes alamıyorsunuz. Neden bu böyle?Aslında bunun
nedeni, çocuğunuz doğduğunda işi bırakmanız sonucu ona duyduğunuz kızgınlık
olabilir mi?
Bu duygu, sizin bilinçdışınızdadır. Bunun bilinçlenmesi, sizin kabul
sınırlarınızı zorlar. Suçluluk duymanız muhtemeldir. Bu suçluluk duygusundan
ancak onu çok severek ve koruyarak kurtulabilirsiniz. Freud’a göre;anksiyete,
id (ilkel benlik) itkileri ile ego (benlik) ve süperego (denetleyici benlik;
üst benlik) tarafından diretilen sınırlamalar arasındaki bilinçdışı bir
çatışmanın sonucudur. Bir çok id itkisi birey için bir tehdit
oluşturur, çünkü;kişisel ve toplumsal değerlerle çelişir. Psikoterapilerde
de amaçlanan sizin farkında olmadığınız bu bilinçdışı çatışmaları çözmektir.
Engelleme karşısında birey bir şeyler yapmak durumundadır, çünkü;engellemenin
yarattığı kaygı çok rahatsızlık verici bir duygudur. Kişi, uzun süre bu
duyguya katlanmak istemez.
Engelleme karşısında değişik tepkilerde bulunmanız
olasıdır;saldırganlaşabilirsiniz, içinize kapanabilirsiniz, karamsarlığa
kapılabilirsiniz ya da hiçbir şeyin önemi yokmuş gibi davranmayı tercih
edebilirsiniz. Bunların hepsi de istenmeyen durumlardır. Engelleme ve
yarattığı kaygı duygusuyla baş etmenin en geçerli yolu sorun üzerinde
yoğunlaşmaktır. Beni kaygıya götüren nedenler nelerdir?Bu durumu değiştirmek
için neler yapmalıyım? Gibi sorulara cevap aramak, yerinde bir davranış
olacaktır. Bu, bilinçli bir faaliyettir. Ancak, biraz önce de değindiğim gibi
bazen kaygı yaratan nedenlerin kaynağı bilinçdışındadır ve birey bunun
farkında değildir. Ancak, yoğun bir kaygı yaşamaktadır. Birey, bu kaygıyı
azaltmak üzere Freud’un savunma mekanizmaları adını verdiği stratejileri
kullanır. Burada kişi, sorunu halletmeye uğraşmak yerine mekanizmaları
kullanarak kaygı hislerini azaltmaya çalışmaktadır. Bu mekanizmalar, nesnel
tehlike koşullarında bir değişiklik yaratmaz;yalnızca kişinin tehlikeyi
algılayış ya da düşünüş şeklini değiştirir. Bir nevi insanın kendi
Kendisini kandırmasıdır diyebiliriz. Bu mekanizmalardan bazıları aşağıda
anlatılmaktadır.
İNKAR: Dış gerçeklik yüzleşilemeyecek kadar nahoş ise, bir birey bu
gerçekliğin var olduğunu inkar edebilir. Ölümcül bir hastalığa yakalanmış bir
çocuğun anne babası tanıdan ve beklenen sonuçtan tamamen haberdar olmalarına
karşın bunu reddedebilirler. Eğer bu çocuk düzenli olarak tıbbi yardım
alıyorsa, bu durum belki de aile açısından iyidir. çünkü;onları ümitsizliğe
kapılmaktan alıkoyabilir. Ancak, eğer kişi, hastalığını reddederek tıbbi yardım
almayı geciktiriyorsa, bu durum hiç de istenilen bir durum değildir. Bir
kadının göğsündeki bir şişliğin kanser olabileceğini reddederek doktora
gitmemesi gibi. İnkar mekanizmasını tutarlı bir biçimde eleştiriyi görmezden
gelen, başkalarının kendilerine kızdığını algılayamayan ya da eşinin evlilik
dışı bir ilişkisi olduğu yolundaki tüm ipuçlarını göz ardı eden bireylerde
görebiliriz. 18 Yıl boyunca yaptığım bireysel terapilerde, bazı danışanların
(özellikle bir başka kanaldan yönlendirilmişlerse) aslında hiçbir
sorunlarının olmadığını, niye burada olduklarını bilmediklerini söylemeleri
de inkara bir örnek sayılabilir.
BAHANE BULMA8RASYONALİZASYON: Bahane bulma mekanizmasında birey, yaptığı bir
şey için gerçek nedenden başka bir neden gösterir. Bahane bulma, kabul
görmeyecek güdülerin yarattığı kaygıyı önlemek ya da ondan kaçınmak için
kullanılan en yaygın savunma mekanizmasıdır. Ayrıca, bir hedefe ulaşamadığımız
zaman bundan duyduğumuz hayal kırıklığını hafifletir, (zaten bunu
istemiyordum). Bu mekanizma ile ilgili şöyle örnekler verilebilir:
Bahane olarak hoşlanmak ya da hoşlanmamak: ”Davet edilseydim de partiye
gitmezdim. Kalabalığı sevmem”. Burada, kişinin partiye gitmemesinin asıl
nedeni, davet edilmemiş olmasıdır. Davet edilmemenin yarattığı hayal
kırıklığına bahane olarak kalabalığı sevmemek öne sürülmektedir.
Bahane olarak başka insanlar ve koşullar: “Oda arkadaşım beni
uyandırmadı”. ”Yapacak başka çok şeyim vardı”. Bu iki cümlede yer
alanlar, bireyin davranışının gerçek nedeni değildir. Gerçekten ilgili olan
bireyler, çalar saat kurar ya da zaman bulurlar.
Bir arkadaşı ile olan randevusuna geç kalan ve onu dakikalarca bekleten bir
birey, bahane olarak trafik sıkışıklığını öne sürebilir. Halbuki trafiği hesap
ederek daha erken evden çıkabilir. Belki de asıl neden, arkadaşına duyduğu
kızgınlık, onu görmek istememesi olabilir.
KARŞIT TEPKİ GELİŞTİRME: Kişinin çatışmalı durumlarla uğraşmasının diğer bir
yöntemi de bir güdüyü gerçekte olduğunun tam karşıtı gibi
algılamasıdır. Gerçek güdü, kabul edilemeyecek nitelikte olabilir ve kaygı
doğurur. Bu güdüyü gerçek niteliğinin karşıtına dönüştürerek algılama, onu
kabul edilebilir hale getirecek ve böylece yüzeysel bile olsa çatışma
çözülecektir. Yaşlı annesiyle yaşamak ve ona bakmak zorunda olduğundan bir
türlü evlenemeyen bir kadının durumuna bakalım. Bu engellenme içinde
kadın, annesine içerleyecek ve belki de ondan nefret edecektir. Ancak, bu, kabul
edilemeyecek bir düşünce olduğundan, yerine tam karşıtı bir düşünce
gelişecek ve kendisini annesini çok sevdiğine inandıracaktır.
Çevrenizde herkesi memnun etmek için aşırı çaba gösteren kişiler vardır. Bu
kişilerin gerçek güdüsü, insanları memnun edememe korkusu olabilir. Ya da
kişi aşırı derecede iyiyse insanlara duyduğu düşmanlığın karşıtını
gösteriyor olabilir.
YANSITMA(BAŞKALARINI SUÇLAMA): Yansıtmada kişi, kabul edilemeyecek bir
davranışından dolayı duyacağı suçluluk duygusundan bu davranışı bir
başkasına atfederek ya da ona yansıtarak kurtulabilir. Başkalarına karşı
nazik bir insan olmadığımızı, onları sık sık eleştirdiğimizi düşünelim. Bunu
kabul etmekten hoşlanmayacaksınız. Eğer etrafınızdaki kişilerin kaba ve zalim
olduğuna ikna olursanız, onlara sert davranmanız sizin kötü niteliklerinizden
kaynaklanmaz. Sadece onlara hak ettiklerini veriyor olursunuz.
YER DEĞİŞTİRME: Burada, kişi, güdünün hedefini asıl hedef yerine başka bir
hedef koyarak çarpıtır. Örneğin;işte patronuna kızan ve bu kızgınlığını ona
açıklayamayan bir kişi, eve geldiğinde hiç yok yere çocuğuna bağırıp
çağırabilir. Ya da yeni doğan kardeşini kıskanan bir çocuk, kardeşinin canını
yakmak isteyebilir;bu, engellendiğinde ise düşmanlığını daha uygun bir
nesneye, örneğin;bir oyuncak bebeğe yönelterek, onu kırıp parçalayabilir.
YÜCELTME: Toplumsal yönden kabul edilmeyen saldırgan veya cinsel
eğilimler, bu mekanizma aracılığıyla biçim değiştirerek toplumun kabul
edileceği alanlarda ifadelerini bulurlar. Erkeklerin ilgisini çekemeyen bir
kadın, önemli bir ressam yada şair olabilir. Böylece, cinsel dürtülerini
yüceltmiş olur.
ÖZDEŞİM KURMA: Özdeşim kurmada, başkası gibi duyma, düşünme ve davranma
yoluyla onun ulaşmak istediği amaçlara ulaştığımızı yada ulaşacağımızı
sanırız. Örneğin;önemli birisi ile arkadaş olmak, bize de önemli olduğumuz
duygusunu verebilir. Bir çocuk, anne ve babası önemli kişiler olduğu için
kendini önemli sanabilir. Ünlü bir şarkıcı ile özdeşim kurarak onun gibi
giyinir ve onun gibi davranmaya çalışabiliriz. Bu yolla kendimizi önemli
hissederiz. Tuttukları futbol takımı galip geldiğinde, bunu büyük bir
coşku ile karşılayan ve sabaha dek kutlamalar yapan taraftarlar da gene
takımlarıyla özdeşim kurarak sanki kendileri bir başarı kazanmış gibi
sevinirler.
Yukarıda bazı savunma mekanizmalarını örneklerle tanıtmaya çalıştım. Günlük
hayatta bunları hepimiz kullanıyoruz. Bu konuda kendinizi yada
çevrenizdekileri yargılamayın ve kınamayın. Bu mekanizmalar, geçici de olsa
kaygıyı hafiflettikleri için kullanılırlar.
Ancak, bunların sıklıkla kullanılması, sizin çevreyle uyumunuzu bozacak ve
gerçeklik duygunuzu yitirmenize yol açacaktır. Daha önce de belirttiğim gibi
kaygınız azalmış olabilir, ancak, bilinçdışınızda varolan çatışmalarınız
çözümlenmediği için sorununuz olduğu yerde durmaktadır.
Engellemeler, hayatın bir parçasıdır demiştik. Bunlarla başa çıkmada ne kadar
becerikli olursak, hayata uyumumuz da o ölçüde başarılı olur. Burada, kişinin
sorun çözme becerilerini, kendisini iyi tanıyarak mümkün olan en üst düzeye
çıkarması önerilebilir. Ancak, çoğu zaman bilinçdışındaki çatışmaların
çözümlenmesi belli bir zaman , farkındalık ve hazırlık gerektirir.
Kendinizi hayatınızın herhangi bir zaman diliminde sıkışmış, işin içinden
çıkamaz bir halde hissediyorsanız, mutlaka ulaşabileceğiniz bir psikiyatr ya
da psikolog çevrenizde vardır.
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın