Düşünce Alanında Zorlanma
Prof. Dr. Özcan Köknel
Düşüncenin kendisi yargılanmadan, davranış tam olanak yargı1anamaz. Çünkü
düşüncelerimin kendileri birer davranıştır. Ancak ne yaptığımı bilirsem
kendimi asabilirim.
LAWBENCE DURREL
Bilişsel (zihinsel) alan bilinç, dikkat, algı, bellek ve düşünmeden
oluşur. Bu alanda yer alan bu yetilerin (meleke)' çalışması birbiriyle
birleşir, bütünleşir. Böylece bilişsel çalışma ortaya çıkar- İleride
anlatılacağı gibi, bilişsel alanda yer alan yetilerin birbirinden ayrı ve
farklı çalışma ve işlev biçimleri vardır. Ancak bunların çalışmasında ve
işlevinde; ortak amaç, dış ve iç kaynaklardan gelen iletilerin çözülmesi,
anlaşılması, gelen iletilere uygun cevapların verilmesi, davranışların
yapılmasıdır, özetle, insanın uyum sağlaması için gereken bilinçli çabaların
olmasıdır. «Zihinsel işlevler» adını da verdiğimiz bilişsel işlevler,
insanın bilinç davranışlarının denetimini ve yönetimini sağlar. Bilişsel
işlevleri oluşturan yetiler arasında sürekli iletişim-etkileşim ve geri
iletim vardır. Bilincin ve bilginin dışında olan iletişim-etkileşim ve geri
iletim bilinçli davranışları ortaya çıkarır.
Bilinç alanında haberdarlığın ve uyanıklığın artma dikkatin odaklaşmasını,
seçici dikkatin çalışmasını sağlar.Haberdar ve uyanık bilinç durumu; ve
seçici dikkatle algı daha kolay odaklaşır, öznel ve nesnel algı arasında
daha çabuk ve kolay bağlantı kurulur. Algıyla bellek arasındaki bağlantı,
anlık belleğe işlerlik kazandırır. Anlık bellekle depo bellek arasındaki
bağlantıdan çıkan iletiler düşünce sürecine işlerlik kazandırır. Düşünce
sürecinde oluşan davranış kalıpları davranışa, eyleme dönüşür. Bu
davranışlar, eylemler insanın kendisi için bir ileti, uyaran olabilir. Bu
iletinin, uyaranın etkisi altında yeniden bilişsel işlevler başlar. İnsan
kendi davranışını, eylemini denetler. Geri iletim yapar. Böylece insanın
bilinçli olan tüm davranışları, eylemleri bilişsel süreçlerden geçirilmiş
olur.
ÖNCE AÇIK VE UYANIK BİLİNÇ GEREKLİ
Dış ve iç ortamdan gelen iletilerin çözülüp anlaşılması, tanınıp
yorumlanması, bunlara karşı gerekli tepkinin oluşması, insanın içinde
bulunduğu ortama uyum sağlaması, açık, aydınlık, duru, haberdar, uyanık
bilinç durumuyla gerçekleşir. Bu bilinç durumu öteki bilişsel işlevlerin
doğru, hatasız, iyi çalışmasını sağlar.
İletilerin niceliği, niteliği, zararlı etken olup olmadıkları açık,
aydınlık, duru bilinç durumuyla başlayan bilişsel süreçlerde
değerlendirilir. Başka bir deyişle, dış ve iç ortamdan gelen iletilere karşı
çabuk, doğru ve kolay tepki verilmesi, davranışların amaca yönelik, anlamlı
ve etkili olması, insanın içinde bulunduğu ortama uyum sağlaması açık,
aydınlık, duru, haberdar, uyanık bilinç durumuyla gerçekleşir.
Dış ve iç ortamdan gelen fizyolojik kaynaklı zararlı etkenler, bilinç
durumunu etkiler, öte yandan kaygı düzeyinin de bilinç durumuna etkisi
vardır.
Zorlanmanın başlaması, önce bilincin haberdarlık ve uyanıklık durumunu
artırır. Böylece bilişsel işlevlerin daha iyi çalışması, insanın zararlı
etkeni tanıması, tehlikeyi anlaması, başetme yollarını seçmesi için doğru
karar vermesi sağlanmış olur.
ZORLANMA ARTARSA BİLİNÇ BULANIR
Zorlanmanın şiddeti ve süresi uzadıkça, haberdarlık ve uyanıklık durumu
azalır. Buna bağlı olarak bilinç alanı daralır. Bilişsel işlevler, süreçler
bozulur. Zararlı etkenin tanınması, tehlikenin anlaşılması, başetme
yollarının seçimi için karar verilmesi zorlaşır.
Bilinç durumunun açıklığı, aydınlığı azaldıkça, bulandıkça, öteki bilişsel
işlevlerde de hatalar, bozukluklar ortaya çıkar. Bilinç alanı bulanır ya da
daralırsa, insanın dikkati ve algısı odaklaşamaz. Bu nedenle içinde
bulunduğu tehlikeli durumu çözüp anlayamaz. Bilinci bulanan bir insan
pencereyi kapı sanıp açar. Yolun devam ettiğine aldanıp, uçurumun kenarında
yürümeyi sürdürür.
Bilinç durumunun açıklığının, aydınlığının azalması öteki bilişsel
işlevlerde hatalara, bozukluklara yol açtığı için, dış ve iç ortamdan
kaynaklanan iletilerin doğru olarak çözülüp anlaşılması, uygun tepkilerin
oluşturulması aksar. İnsanın uyumu bozulur; zorlanma durumu başlar.
öte yandan zorlanmanın değişik işlevlerdeki olumsuz etkisi de, bilinç
alanının açıklığını, aydınlığını, duruluğunu, haberdarlığını, uyanıklığını
azaltır, bozar. İletilerin öteki bilişsel işlevlere aktarılmasını aktarır,
çarpıtır. Böylece insanın zorlanmasını artırır.
SEÇİCİ DİKKAT. NEDİR?
Yukarıda söz konusu edilen açık, aydınlık, haberdar, uyanık bilinç durumunun
belirli bir kişiye, nesneye, olaya yönelmesidir. Böylece bilinç, dış ve iç
ortamdan kaynaklanan iletilerin biri ya da birkaçı üzerinde odaklaşır. Bu
iletilerin bilinç alanına girmesi öteki bilişsel işlevlerin başlamasını
sağlar. Bu duruma seçici dikkat adı verilir. Seçici dikkat, öteki bilişsel
işlevlerin çabuk ve doğru çalışmasına yardımcı olur. İletilerin çözülüp
anlaşılmasını kolaylaştırır. Bilinç durumu ve kaygı düzeyi seçici dikkatin
işlevini etkiler. Bilincin açık, haberdar, uyanık olması, kaygı düzeyinin
yüksek olmaması, seçici dikkatin çabuk ve doğru çalışmasını sağlar. Bilinç
ve kaygı düzeyindeki değişiklikler seçici dikkati de etkiler. Direksiyon
başında aşırı kaygı duyan, korkan, tedirgin olan acemi sürücü trafik
işaretlerine, sağından solundan geçen arabalara dikkat etmez, kaza yapar.
Bilmediği sorular karşısında korkuya, paniğe kapılan t öğrenci bildiği
sorulara da dikkatini veremez, hatalı cevaplan işaretler.
ZARARLI ETKENLERİN ALGILANIŞ BİÇİMİ
Duyu organlarına gelen iletilerin çözülmesi, anlaşılması, tanınması ve
yorumlanmasını içeren sürece algı adı verilir. Bu sürecin işleyebilmesi
için, duyu organlarına gelen iletiyi taşıyan uyarıcının eşik değerin
üzerinde olması ve bellekte daha önceki yaşantılardan kalan anıların,
izlerin, kalıpların bulunması gereklidir. Algı sürecinin işleyebilmesi,
bilincin açık, aydınlık, duru olmasına ve dikkatin, algı alanı içinde
bulunan ileti ya da iletiler üzerinde odaklaşmasına bağlıdır.
Algı insanın duygu durumu, duygulanımı, bilişsel içeriğine göre
değişebildiği gibi, amaç ve beklentilere göre de algıda farklılaşma
olabilir. Bu değişiklik ve farklılaşma doğal ve toplumsal ortamın
değerlendirilmesinde rol oynar. Zorlanma açısından, doğal ve toplumsal
ortamdan kaynaklanan iletilerin zarar veren, zorlayıcı niteliği kadar,
insanın bunları nasıl algıladığı da önem taşır. Başka bir deyişle, doğal ve
toplumsal ortamdan gelen iletilerin zararlı, zorlayıcı etken niteliğini
alması, belirli sınırlar içinde, bunların algılanış biçimine bağlıdır.
ALGI SÜRECİ KİŞİDEN KİŞİYE DEĞİŞİR
Gerçek dünyanın bireysel algıyla değişebileceği görüşü, ilk kez 1928 yılında
Thomas tarafından ortaya atılmıştır. Thomas şu kuramı ileri sürmüştür:
«İnsan içinde yaşadığı durumu, koşulları ve ortamı gerçek olarak
tanımlıyorsa, bunlar o insanın başkalarından farklı olan gerçeğidir. »
Algı sürecinin kişiden kişiye değişmesi, 1930'lu yıllardan sonra birçok
ruhbilim ve toplumsal ruhbilim araştırmasının temel konusu olmuştur.
1950'lerde insanların benzer ortamlardaki farklı davranışları, algı
süreciyle kişilik yapısı arasındaki bağlantılarla açıklanmıştır. Daha
sonraki yıllarda bu yaklaşım biçimi iletişim ve etkileşime dayanan kişilik
kuramlarının açıklanmasında kullanılmıştır.
1970'li ve 1980'li yıllarda, algi süreciyle durumluk-sürekli kaygı ve
zorlayıcı zararlı etkenler arasındaki bağlantılar araştırılmıştır. Bu
araştırmalarda algı sürecinin kişilik yapışma ve özelliklerine göre
değiştiği kabul edilerek, bu değişikliğin durumluk - sürekli kaygı düzeyi
üzerindeki etkisiyle, yüklenme - zorlanmaya yol açan nicelikleri,
nitelikleri üzerinde durulmuştur.
Lazarus, Magnusson, Statün, 1970'li ve 1980'li yıllarda yaptıkları
araştırmalarda, insanın içinde yaşadığı doğal ve toplumsal ortamın zorlayıcı
nitelik kazanmasında bilişsel işlevlerin rolü olduğunu göstermişler, bu
işlevler arasında, algı süreci içinde yer alan değerlendirmelere önemli yer|
vermişlerdir.
1981 yılında Sarason tarafından yapılan araştırmalarda, algı süreci içinde
yer alan değerlendirmelerin yaşam olaylarının çözümü, anlaşılması, tanınması
ve yorumunda önemli yeri olduğu saptanmıştır. Bu konu yaşam olayları
bölümünde anlatılacaktır.
ZORLANMADA KİŞİYE ÖZGÜ ALGILAMA ÖNEMLİDİR
Algı süreciyle zorlanma arasındaki bağlantıyı açıklamaya çalışan
araştırmalar gözden geçirildiğinde şu sonuç ortaya çıkmaktadır:
• İnsan yaşamını doğal ve toplumsal koşullardan oluşan «gerçek nesnel
ortamda» sürdürür.
• Bu ortamın algılanması kişilik yapısının özelliklerine, kişinin amaç ve
beklentilerine göre değişir. Böylece «öznel algı ortamı» doğar.
• Zorlanmada öznel algı ortamı, gerçek nesnel ortam kadar, hatta ondan daha
önemlidir.
Öznel algı ortamı zararlı ve zorlayıcı ruhsal, toplumsal etkenlerde rol
oynadığı gibi, doğal, fiziksel ve kimyasal etkenlerde de belirli şuurlar
içinde rol oynayabilir.
İnsanın sıcak, soğuk, nem gibi hava koşullan karşısındaki tepkisi bile,
belirli sınırlar içinde alışkanlığına ve öğrenmesine bağlı olarak değişir.
Soğuk iklime alışmış insanın sıcak havada beden gücü azalır. Kolayca
yorulur, bitkin ve halsiz kalır. Oysa benzer koşullar sıcak iklime alışık
olanları etkilemez.
GERÇEKLE İPLER KOPUNCA...
Algı düzeyinde zorlanma, nesnel algı ortamıyla öznel algı ortamı arasındaki
çatışmadan, uyumsuzluktan kaynaklanır. Çatışma ve uyumsuzluk arttıkça gerçek
de bozulur. Zorlanma artar.
«öznel algı ortamı kişilik yapısının özelliklerine, kişinin amaçlarına,
beklentilerine, duygularına, düşüncelerine, inançlarına göre değişir,
örneğin, kendisini üstün gören insan başkalarını başarısız, beceriksiz,
küçük olarak değerlendirir. Kendisini küçük gören insan başkalarının
karşısında konuşamaz. Hata yapmak korkusuyla, bildiklerini ortaya koyamaz.
Beşiktaş'ı tutan bir taraftar, haklı olan penaltıyı görmez. Fenerbahçe'n
taraftar, hakemin yüzde yüz verilmesi gereken penaltıyı görmezlikten
geldiğine inanır. Işde yükselmeyi bekleyen bir memur, müdürün kendisini her
çağırmasını «terfi durumunun bildirileceği» biçiminde yorumlar. Başarılı,
becerikli ve üstün olmayı amaç edinmiş bir insan, günlük yaşamın
aksaklıklarını, sorunlarını fark etmez. Durmadan çalışıp çabalar.
öznel algı ortamını yaratan bu etkenler insanın gerçek, nesnel algı
ortamıyla bağlantısını koparır. Gerçek ortama uyumunu zorlaştırır. Bu
nedenle zorlanmaya yol açar.
ANLIK VE SÜREKLİ BELLEK
Bellek (hafıza) anıların, davranış kalıplarının depolandığı bilişsel
katmandır.
Bellek, algı süreciyle kazanılan simgeleri beynin belirli bölgelerine
yerleştirip biriktirir. Bellekte saklanan eski anılar ve izlerle yeni
algılar birleştirilir. Bu anılar ve izler düşünce sureci sırasında imgelem
ve tasarım biçiminde bilinç alanına çıkar.
Kuramsal olarak belleğin iki bölümünden söz edilebilir. Davranış
kalıplarının saklandığı depo bellek; yeni iletilerin alındığı anlık bellek
(tespit hafızası). Bellek aynı anda bu iki işlevi birlikte yapıp, depo
kalıplarla yeni ile-1 tiler arasında birleşme, bütünleşme sağlar. Depo
bellek uzun sürelidir. Anlık bellek ise, kısa süreli belleği oluşturur.
DEPOSUNDA HAZIR DAVRANIŞ KALIPLARI [BULUNMAZSA ZORLANMA BAŞLAR
İletilerin çözülüp anlaşılması, bellekte depolanıp saklanan anılara, izlere,
simgelere, davranış kalıplarına bağlı olduğu gibi, bunların zararlı,
zorlayıcı etken olarak değerlendirilmesi de depo ya da sürekli belleğin
işidir. Depoda iletilerin taşıdığı bilgiyi, haberi tanıyan, bunlara uygun
tepeyi geliştiren davranış kalıpları bulundukça zorlanma ola-
azalır.
iletinin tanınmasının zorlaştığı, organizma için tenli' li olarak
değerlendirildiği ya da depoda iletiye uygun davranış kalıbının bulunmadığı
durumlarda zorlanma baş-
Yabancı dil bilmeyen, yabancı kültürleri tanımayan bir insanın başka
ülkelerde karşılaştığı zorlanmada, depo bellekte yabancı dile ve kültüre
özgü davranış kalıplarının bulunmaması önemli rol oynar. Radyasyonla kanser
arasındaki ilişkiyi bilen insan, havadaki radyasyon miktarının yarattığı
tehlikeden korkar. Radyasyon miktarından değil, bu korku nedeniyle ruhsal
bunalıma düşer. Araba ya da motor kullanan insan arızada ne yapılacağını
bilmezse korkuya, hatta paniğe kapılır.
Depo bellekten yararlanabilmek için anlık, kısa süreli belleğin de iyi
çalışması, iletinin doğru biçimde depo beleğe ulaşması gereklidir. Başka bir
deyişle, insanın yabancı dilde kullanılan sözcükleri anlayabilmesi,
tehlikeli ortamı görebilmesi, tehlikeye uygun davranışta bulunabilmesi anlık
belleğin işidir.
Anlık ve sürekli bellek arasında birleşip bütünleşme olmazsa zorlanma ortaya
çıkar.
DÜŞÜNME SÜRECİNDE SORULAN SORULAR
Düşünme, kaynaktan gelen iletilerin çözümünde, anlatılmasında, tanınmasında,
yeni davranış kalıplarının üretilmesinde kullanılan bilişsel süreçtir,
iletiler bu süreç içinde çözülür, anlaşılır, tanınır, iletilere karşı
kullanılacak, davranış kalıpları oluşturulur.
Açık, aydınlık, duru bilinç düzeyinde, algı alanı içinde bulunan ve dikkatin
odaklaşmasıyla alınan iletiler, anlık bellekle, davranış kalıplarının
saklandığı depo bellek arasında bağlantı kurar. Düşünce süreci bu iletişimle
başlar.
Zararlı etken niteliğindeki iletiler de düşünce sürecinde çözülür,
anlaşılır, tanınır. Zararlı etkenin yarattığı zorlanmayla başetme yolları,
düşünce sürecinde aranıp bulunur.
Dış ve iç ortamdan gelen her ileti karşısında insan, bilerek ya da bilmeden,
bilinçli ya da bilinçsiz, şu sorulan sorup cevaplarını araştırır.
«Bu iletinin niceliği ve niteliği nedir?»
«Benim için zararlı mıdır?»
«Bana vereceği zararın niceliği ve niteliği nedir?»
«Bu zararlı etkene ilişkin bilgilerim nedir?»
«Zararlı etkenle başedilebilir mi?»
«Başedebilme yolum ne olmalıdır?»
Düşünme sürecinde bu soruların cevapları aranır. Cevapların bulunması için
iletiler değerlendirme, seçme, karar verme ve başetme işlevlerinden
geçirilir. Bunların ilk üçü ikişer kez kullanılarak, zorlanmayla başetme
yolu, yöntemi bulunur. Başka bir deyişle, düşünce süreci içinde gelen
iletiler, zorlanma sırasında, değerlendirme, seçme, karar verme
işlevlerinden iki kez geçirilir. Böylece başetmeyi sağlayacak davranış,
eylem gerçekleştirilir.
GELEN İLETİ İKİ AŞAMADA DEĞERLENDİRİLİR
Anlık belleğin sürekli belleğe bağlanması sonucu oluşan iletiler düşünce
sürecini başlatır. Düşünce süreciyle
daha önceki süreçler arasında bağlantı kurulur, iletişim-etkileşim olur.
Birinci değerlendirme bu aşamada yapılır. Değerlendirme sırasında önce
iletiyle, iletinin geldiği ortam arasında bağlantı kurulur. Bu bağlantı için
de bellekte depolanıp saklanan eski bilgilerden yararlanılır. Bilişsel
işlevleri başlatan iletiyle, bellekte bulunan bilgiler arasında benzerlikler
aranır, iletinin getirdiği bilgiye en uygun ya da yakın olan bilgiler
arasında seçim yapılarak iletinin niceliği, niteliği saptanır. İnsanın beden
ve ruh sağlığı Üzerindeki etkisi incelenir. İletinin organizma için zararlı
etken olup olmadığına karar verilir.
İletinin zararlı etken olduğuna karar verilirse, ikinci değerlendirme işlevi
başlar. Bu işlev sırasında bellekle yeniden bağlantı kurulur, iletişim -
etkileşim başlar. Bellekteki eski bilgilerden yararlanılarak, zararlı
etkenle baş-edebilmek için kullanılacak davranış kalıpları seçilir. Bu
seçimle ayrılan davranış kalıpları düşünce sürecinin içine alınır.
Zorlanmaya karşı bunlardan birinin kullanılmasına karar verilir. Zorlanmayla
başetmek için kullanılacak davranış kalıplarından birinin seçimine karar
vermek çatışma yaratır.
BİLİŞSEL ZORLANMA NASIL OLUR?
Bu çatışmayı yaratan davranış kalıplarının altındaki güdüler ne denli etkin
ve güçlüyse, çatışmanın boyutları ve şiddeti o denli büyük olur. Bu çatışma
durumluk kaygı düzeyini yükseltir. Kaygı düzeyinin belirli ölçüler içinde
yükselmesi kimi kez karar vermeyi kolaylaştırır. Belirli ölçüleri aşarsa
karar vermeyi zorlaştırır, düşünce surecini bozar, karıştırır. Böylece
düşünce alanında zorlanma başlar. Düşünce süreci içinde ortaya çıkan bu
zorlanmaya 1974 yılında George, «bilişsel zorlanma» (cognitive stress) adını
| vermiştir. George'a göre, «bilişsel zorlanma» düşünmenin karar verme
sürecinde ortaya çıkar. Bellekteki bilgi birikimi ve davranış kalıplan
arasındaki çatışmadan kaynaklanır. Bu çatışmadan doğan durumluk kaygı
düzeyine göre, zararlı etkenle başedebilmeyi ya da zorlanmanın sür-] meşini
sağlar.
Bilişsel çatışmanın yarattığı kaygının düzeyi belirli ölçüler içindeyse,
zorlanmayla başedebilme yollarının araştırılması sürdürülür. Bunun için
bellekte depolanmış, sak-! lanmış olan eski bilgilerden, davranış
kalıplarından yararlanılır. Onlarla düşünce süreci ve mantık kuralları
arasında iletişim, etkileşim kurulur.
Daha önce edinilmiş bilgilerin, kazanılmış davranış kalıplarının ışığı
altında, bilişsel zorlanmanın organizma içti tehdit eden, tehlikeli durumu
değerlendirilir. Zararlı etkenin yarattığı engeli aşmak, sorunu çözmek için,
daha önce edinilmiş, öğrenilmiş bilgilere, kazanılmış davranış kalıplarına
başvurulur. Çıkış yollan aranır. Bulunan yollar engeli aşabilecek, sorunu
çözebilecek güçteyse, organizmayı zorlanmadan kurtaracak kaçma ya da savaşma
davranış-lan seçilir. Ancak kimi kez bu seçim yeni ve değişik boyutlarda bir
zararlı etkenin ortaya çıkmasına yol açabilir. Yeni bir zorlanmanın nedeni
olabilir.
SEÇİM SIRASINDA ORTAYA ÇIKAN YENİ ZORLANMALAR
Seçim sırasında, kimi olasılıklar seçimi zorlaştırır. Bunlar arasında önemli
olanları ve sık rastlananları şöyle topladım:
• Seçim sonucu yapılacak davranışa bağlı olası hatalı, kötü, zararlı
durumların tasarlanması.
164
• Yapılması olası davranış karşısında başkalarının tutumunun tasarlanması,
örneğin, başkaları tarafından ahmak, akılsız, beceriksiz, budala olarak
değerlendirilme kaygı ve korkusu.
• Olası kaygılı, korkulu, hatalı, kötü durumlarda insanın kendisine olan
güvenini, saygısını yitirme kaygı ve endişesi.
• Yapılacak olan davranışın seçiminde, insanın amaçlarından,
beklentilerinden, inançlarından, değer yargılarından, duygu ve
düşüncelerinden ödün vereceği kaygısı, korkusu.
BİR ÖRNEK VERİRSEK
Düşünce sürecinde yer alan birincil ve ikincil değerlendirme, seçme ve karar
verme işlevlerini ve zorlanmayla başetme yollarının, yöntemlerinin
bulunmasını, uygun davranışın yapılmasını bir örnekle açıklamak istiyorum.
Konuşma ya da tartışma sırasında, konuşanlardan birinin yüzündeki mimiklerin
değiştiğini, alnının kırıştığını, kaşlarının yukarı kalktığını, ağız
köşelerinin geriye çekildiğini, yüz renginin solduğunu, el kol
hareketlerinin arttığını, ses tonunun yükseldiğini, sözlü iletilerin
içeriğinin kinci ve örseleyici olmaya başladığını düşünelim. Bu konuşmacıdan
kaynaklanan sözlü ve sözsüz iletiler dinleyicilere ulaştığında, daha önce
belirttiğim gibi, bilinç alanında uyanıklığın artmasıyla bilişsel süreç
başlar. Gelen iletiler algı ve bellek işlevlerinden geçerek düşünce sürecini
başlatır. Bu süreç içinde önce gelen iletiler değerlendirilir. Sözlü ve
sözsüz iletileri veren öfkeli insanla onun bulunduğu ortam arasında bağlantı
kurulur. Bu amaçla bellekte depolanıp saklanan eski bilgilerden
yararlanılır. Bellekte daha önceden depolanıp saklanan bilgiler arasında
öfkeye ilişkin olanlar seçilir. Gelen iletilerin kızgınlık belirten
nicelikte olduğuna, başkaları için tehdit edici ve tehlikeli olduğuna karar
verilir. Böylece birincil değerlendirme, seçme ve karar verme işlevleriyle
öfkeli kişiden gelen iletilerin organizma için zararlı etken olduğu
anlaşılır.
TAMAM MI, DEVAM MI
Bu aşamadan sonra insan öfkeli konuşmacı karşısında! ne yapacağını, bu
kişiyle nasıl başedeceğini araştırmaya başlar. Bellekle yeniden bağlantı
kurulur. İletişim - etkileşim sağlanır. Bellekteki eski bilgilerden
yararlanılır, öfkeli konuşmacıyla iletişimi kesmek ya da sürdürmek arasında
seçim yapmak ve bu davranışlardan birini gerçekleştirmek için karar verilir,
iletişimi kesmeyi tasarlayan' dinleyici, konuşmacının ve başkalarının
kendisine korkak, yüreksiz demesinden; iletişimi sürdürmek isteyen
dinleyici, tartışmanın kavgaya dönüşmesinden çekinir. Her iki durumda da,
konuşmayı kesmek ya da sürdürmek arasında 5 çatışma başlar. Bu çatışma
durumluk kaygı düzeyini yükseltir. Kaygı düzeyinin yükselmesiyle kimi kez
doğru ve I sağlıklı bir davranış biçimi, kimi kez de hatalı bir yol seçilir.
Bu seçimde insanın daha önceki bilgisi, deneyi, görgüsü önemli rol oynar.
DİKKATİN DAĞILMASI BİR KAÇIŞ YOLUDUR
Bilişsel zorlanma sırasında, dikkat ve bellekle ilgili belirti ve yakınmalar
sıkça ortaya çıkar. Bilişsel zorlanma altında olan insanlar sıklıkla
«dikkatlerinin dağıldığından» «dikkatlerini toplayamamaktan» yakınırlar.
Dikkat azalması, çeşitli dikkat testleriyle de zorlanmanın önemli bir
belirtisi, bulgusu olarak saptanmıştır. Bu nedenle bilişsel zorlanma altında
olan insanlar sözsüz ve sözlü iletileri anlayamazlar; konuşulanları
izleyemez, okuduklarını algılayamazlar. Zorlanma sırasında dikkatin
odaklaştırılmaması ve seçici dikkatin azalması, bir anlamda bilişsel
işlevlerin zorlanmadan kaçması olarak da yorumlanabilir. Dikkatin
seçiciliğini yitirmesi, tehlikeli ortamdan kaynaklanan ve zararlı
etkenlerden oluşan iletilerin algılanmasını azaltır. Bu ortamdan kaynaklanan
ve bilişsel zorlanma yaratan zararlı etkenlerin etkisi hafifleyince kaygı
düzeyi düşer.
örneğin, sınav korkusuyla sürekli olarak ders çalışmak zorunda kalan ve bu
durumdan sıkılan öğrenci, dikkatini toplayamamaktan yakınarak ders çalışma
süresini azaltır. Böylece ders çalışmanın verdiği kaygı düzeyini düşürür.
Ders çalışmanın verdiği sıkıntıdan, tedirginlikten kudurtulur. Ancak bu kez
de ders çalışamamanın verdiği sıkıntı ve tedirginliği yaşayabilir.
KÖTÜ ANILAR NEDEN ÇABUK UNUTULUR?
Bilişsel zorlanma sırasında bellek hataları ve unut-lalar da sıklıkla ortaya
çıkar. Zorlanma altında olan insanlar çoğunlukla «gördüklerini,
işittiklerini, okuduklarını, hatırlayamadıklarından», «akşam yediklerini
unuttuklarından» yakınırlar. Bellek testleri de bu yakınmaları doğrulayacak
bulgular verir.
Bellek hataları ve unutma da bilişsel zorlanmadan kaçış olarak
yorumlanabilir. Bilindiği gibi, endişe, korku, kuşku, sıkıntı gibi
duygulanım ve coşku durumlarının eşlik ettiği anılar genellikle daha çabuk
ve kolay unutulur.
Bu tür anılar bilişsel zorlanma yarattığından bunlardan kaçıp kurtulma
yolları aranır. Bastırılır, unutulur. Böylece bilişsel zorlama sonucu ortaya
çıkan durumluk kaygı düzeyi düşürülür. Bilişsel zorlanmadan kurtulan düşünce
süreci daha doğru çalışmaya başlar.
Ahmet Muhip Dranas insanların bilinçdışı işleyen bu savunma ve kendini
koruma mekanizmasını şöyle dile getiriyor:
Ey unutuş! Kapat artık pencereni. Çoktan derinliğe çekmiş deniz beni; Çıkmaz
artık sular altından o dünya. Bir duman yükselir gibidir kederden, Macerası
çoktan bitmiş o şeylerden. Amansız gecenle yayıl dört yanıma. Ey unutuş!
Kurtar bu gamlardan beni.
DÜŞÜNCELERİ TOPARLAYAMAMA, KOLAY VE ÇABUK KARAR VEREMEME
Zorlanma sonucu dikkat ve bellekte ortaya çıkan tat belirtiler ve
yalanmalar, düşünce sürecini de olumsuz h. çimde etkiler. Bu nedenle
zorlanma altında olan insanlar. «düşüncelerinin dağıldığından», «doğru ve
kolay düşünemediklerinden» «çabuk karar veremediklerinden» yakınırlar.
Düşünce sürecinin doğru işlememesi, değerlendirme, seçme, karar verme
işlevlerini bozar. Zarar veren etkenle başetme yollarını tıkar. İnsana yeni
zorlanmalar getirecek davranışlara yol açar.
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın