Zamanın Zorbalığı
Prof. Dr. Özcan Köknel
- Zamanı kullanacak zaman yok -E. IONESC0
Eski Roma ve Yunan mitolojisinde zaman (Kronos) bütün dünyaya, olaylara,
olgulara egemen olan, bunları koruyan, yöneten bir tanrıdır. Mitolojiye
göre, zaman tanrısı Kronos babasını ortadan kaldırıp onun yerini almış ve
bütün dünyaya egemen olmuştur. Tanrı Rhea'dan birçok çocuğu olan Kronos,
Zeus dışında bütün çocuklarını da yok etmiştir. Zeus, Kronos'a başkaldırmış,
onun egemenliğine son vermiş, belirli bir yerde: belirli sınırlar içinde
kalmasını sağlamış, onun yok ettiği tanrıları tekrar gün ışığına çıkarmıştır
Mitolojide zamanın, tanrıları bile ortadan kaldıran, silen, yok eden
güçlerle donatılmış bir kavram olduğunu görüyoruz. Daha güçlü tanrılar bu
etkinliği sınırlamaya çalışmışlar, ancak zamanın gücü kaybolmamıştır Zeus'un
Kronos'un egemenliğine son vermesi, onun yetkilerini kısıtlaması, zamanın
ölçülmesi düşüncesini doğurmuştur.
Çok eski çağlardan ben zaman güneşin batışı ve doğusuyla ölçülmüş, gündüz ve
gece zaman birimi olarak kabul edilmiştir. Uygarlık ilerledikçe, ayın
evrelerine göre ay; güneşin devinimine göre yıl gibi zaman birimleri
kullanılmaya başlamıştır. Ayla yıl arasında kurulan bağlantıyla, zamanın
ölçümünde temel birimler oluşturulmuştur. Zamanın ölçümünde kullanılan
yöntemin zamanın geçmesiyle değişmesi ve ölçü araçlarıyla denetlenmesi,
zaman birimlerinin ortak ilkesidir.
AZ OLAN, YARARLANDIĞIMIZ ZAMANDIR
Bilim adamlarından önce de zamanın baskısını anlatan birçok düşünür, sanatçı
ve yazar olmuştur. Zamanın insan yaşamındaki önemini, yıkıcı, yok edici
gücünü, düşünürler arasında ilk kez Seneca vurgulamıştır Sahip olduğumuz
zaman az değil, çok... Az olan zaman, ondan yararlandığımız zamandır.
Horatius zamanın gücünü şöyle dile getirmiştir: «Zamanın yıkıp yok etmediği
hiçbir şey yoktur.;; Buckstone'a göre, ;;insan zamanın tutsağıdır;;
Zamanın sessiz sedasız, ama her şeyi ezerek, her şeyi yok ederek hızla
akışı, Shakespeare'in birçok sonesinin de ana konusudur: ;;Zaman her şeyi
harcar, gelişen her şey, ancak kısa bir sure için kusursuz kalır".;; «Zaman
yaşamı hızla mahveder.;; ;;Zaman kana susamış bir zorbadır.;; ;;Zaman her
şeyi kemirir.;;« Zaman çevresine çirkef saçan bir orospudur.;; «Dalgalar
sahile çarparcasına, yaşadığımız dakikalar hızla ;on bulur.;; «Zamanın zalim
eli ezer ve yıpratır.;; ;;Hıç durup dinlenmeyen zaman, yaz mevsimini korkunç
bir kışa çevirir.;; ;;Zaman bir hırsız gibi, sonsuzluğa doğru usulcacık
ilerler.;;Yıkıcı zamanın bıçağı, açma nedir bilmez.;; ;;Zaman yalçın
kayaları, çelikten kapıları bile çürütür, güzelliği yıkmasına hiç kimse
engel olamaz.;; «Hiçbir güç, zamanın orağıyla biçilmekten koruyamaz bizi.
ZAMAN VE MEKÂNDAN HABERDARDIK
Zaman birbiri peşi sıra gelen olayların, olguların dizisini, surecini
belirten soyut bir kavramdır. Aureliuc Augustinus (345-430) zaman kavramını
şöyle tanımlıyor. ;;Bana zamanın ne olduğunu sorduklarında biliyorum. Ancak
cevabını açıklamaya kalkıştığımda, zamanın ne olduğunu bilmediğimi
anlıyorum.;; Kant'a göre, insanlar zaman kavramını deneyimle, görgü ve
gözlemle kazanmazlar. Bu kavrama düşünce "e mantık yoluyla ulaşırlar. Bu
nedenle zaman kavramı önsel (apriori) olup, hiçbir denemeye dayanmadan
oluşur ve gelişir. Zaman aracılığıyla insanda «aynı» ve «ayrı;; kavramları
gelişir. Kişiler, nesneler, olaylar, olgular birbirinden ayrılır, fark
edilir, seçilir, anlaşılır
Daha önce belirttiğim gibi, bilişsel işlevlerin sağlıklı çalışması için
açık, duru, uyanık bilinç durumu gereklidir, insan dış ve iç ortamdan gelen
iletilerden, uyaranlardan ancak böyle bir bilinç durumuyla haberdar olur,
onları çözer, anlar, tanır ve yorumlar. Onlara karşı geçerli ve gerekli
cevaplar ve tepkiler, bu bilinç durumuyla oluşturulur, insanın iç ve dış
ortamdan haberdar olmasına, başka bir deyişle kendisinden "e çevreden
haberdar olmasına «yönelim; (oryantasyon) adı verilir
Bilinç durumunun sağladığı haberdarlık ve yönelim, bireyin kendi
«benliği»ne, doğal ve toplumsal ortama uyumunu sağlar, insanın kendisinden
ve çevreden haberdar olması, bunlarla ilgili yönelimlerinin bulunmasına
bağlıdır. Bu yönelim insanın içinde bulunduğu andan, zamandan ve çevreden,
mekandan haberdar olmasıyla Sağlanır. Öyleyse insanın toplumsal ortama uyumu
da, önce yaşadığı andan, zamandan ve içinde bulunduğu çevreden, mekandan
haberdar olmasıyla gerçekleşir.
İnsanın zamandan haberdar olması, zaman yönelim, zamana uyumu söz konusu
olduğuna göre, zaman da uyumu bozan bir etken olarak rol oynar. Başka bir
deyişle, toplumun oluşturduğu zaman kavram, birey ve toplum için zararlı
etken olabilir.
ZAMANDA KAYBOLAN İNSAN
Bütün öteki kavramlar gibi, zaman kavram da bellekte depolanıp saklanır.
Bilişsel düzeyde yer alan bütün süreçler ancak zaman kavramıyla birlikte
değerlendirilirse anlam kazanır, anlaşılır, tanınır, yorumlanır. Doğru "e
sağlıklı çalışan bellek, zaman kaydında, düzeninde, sıralamasında hata
yapmaz, karışıklığa düşmez. Bir kuruluşta gelen belgelerin «evrak
defterine;; kaydedilişi gibi, bellek de her kişiyi, nesneyi, olayı ve
olguyu: oluş sırasına göre kaydeder, not alır, sicilini tutar
Bellek bozukluklarında önce zaman yönelim bozulur. Bellek bozukluğu olan
hastalar, içinde bulundukları yıldan, mevsimden, aydan, günden haberdar
olamazlar. Belleğini yitiren insan belirli bir ortamda, mekanda "arlığını
sürdürür. Ama o insan zaman içinde kaybolmuştur.
AÇ AMAM BİLMEZ. ÇOCUK ZAMAN BİLMEZ
insanda zaman kavram iki üç yaş dolaylarında benliğin (ego) gelişmesiyle
başlar.. Uç yaşına kadar kendisiyle başkaları, içinde bulunduğu doğal ve
toplumsal ortam arasında ayırım yapamayan çocuk. Üç yaşından sonra bu ayrım
yapmaya başlar. Kendisiyle başkaları ve dış ortam arasındaki farkı anlar,
sınırı çizer «Ben» ve «ben olmayanlar. «Ben;; ve «sen;; sözcükleriyle
kişilik alanını belirler. Bu belirlemeyle birlikte. Uç yaşma kadar sadece i
cinde bulunduğu anı yaşayan çocukta geçmiş, gelecek; dun, yarın kavramları
da gelişmeye başlar. Kendi dışımda bir dünyanın bulunduğunu, bu dünyaya
uymak zorunda olduğunu anlayan, böylece Üst benliği (superego) gelişmeye
başlayan çocukta, öğrendikleriyle geçmiş; beklenti ve istekleriyle de
gelecek zaman kavram gelişmeye başlar. Canının istediğim yapan bir çocuğa
annesinin ya da çevredekilerin «Ben sana ne demiştim, nasıl öğretmiştim,
şimdi sırası değil, yemekten sonra olur;; biçiminde ileti vermesi, onda
geçmiş "e gelecek zaman kavramını uyandırır. Bildikleriyle, öğrendikleriyle
geçmiş zamana; amaçları, beklentileri, istekleriyle gelecek zamana bağlanır.
EN ÖNEMLİ ZORLANMA NEDENİ: GELECEK KORKUSU
Zaman birlikte getirdiği geçmiş ve gelecek kaygısıyla da bir zorlanma nedeni
olabilir
Kim araştırmacıya göre, üretken dönemde (phallic stage) erkek çocuğun cinsel
organını yitirme korkusu kız çocuğun erkekte bulunan bir organdan yoksun
olma endişesi «gelecek korkusunun ilk tohumlarını atar «Gelecek korkusu;;
Üst benliğin gelişmesi, insanın toplumsal nitelik kazanmasıyla da
açıklamıştır. Amaçları na, beklentilerine, isteklerine ulaşmak isteyen
çocuğa, gence karşı annenin, babanın, çevrenin, toplumun denetleyici,
engelleyici, kısıtlayıcı tutumu bir yandan toplumsallaşmayı sağlarken, öte
yandan «gelecek korkusu;; nu başlatır ve geliştirir. Belirli ölçüler içinde,
bu korku insanın çalışması, çabalaması, geleceğini güven altına almak için
uğraş vermesi bakımından gereklidir. Ancak amaçların, beklentilerin,
isteklerin denetlenmesi, engellenmesi, ertelenmesi arttıkça «gelecek
korkusu;; büyür. insanın tüm yaşamım etkileyen sürekli bir kaygıya dönüşür.
Gerçekte «kaygı;; ile «gelecek korkusu;; eşanlamlı iki ayrı kavramdır. Kaygı
düzeyi yüksek olan insan gelecekten korkar. Geleceğinden korkan insanın
kaygı düzeyi yükselir. Sağlıklı davranışta bulunma olanağı ortadan kalkar.
Sınavda başarısız, evlilikte mutsuz, işte beceriksiz, toplumda silik
olacağından korkan insan, gelecek korkusu nedeniyle sürekli kaygı duyar.
Gelecek korkusunun verdiği zorlanmayı yaşar. Ev ve iş yaşamından
güvensizlik, emekliliğin getireceği ekonomik sorunlar, hastalıklar, ekonomik
yetersizlik, işsizlik gibi toplumsal olaylar da gelecek korkusunu artırır.
ÖLÜM VE YOK OLMA KORKUSU
İnsanlarda doğal ve evrensel olarak var olduğu kabul edilen ölüm ve yok olma
korkusu vardır. Birçok ruhbilim öğretisi, ölüm ve yok olma korkusunu insanın
kişiliğini ve davranışı oluşturan temel kaygı sayar: insan bu korkulan
duyumsadıkça dururduk kaygı düzeyi yükselir; zorlanmaya açık duruma gelir.
Doğal afetlerin, felaketlerin, kazaların insanda yarattığı zorlanma, ölüm ve
yok olma korkusuna bağlı dururduk kaygı düzeyinin yükselmesiyle
açıklanmaktadır
Çağımız insanı doğal afetler ve felaketler dışında, olası bir atom savaşı,
ekonomik bunalımlar, göçler, işsizlik, terör gibi olaylara bağlı gelecek
korkusunu, ölüm ve yok olma korkusunu yaşamaktadır. Bu « korkuların
yaşanmasından kaynaklanan kaygı durumunu duyumsamakta ve zorlanmaya açık
duruma gelmektedir. İşte bu nedenle, içinde yaşadığımız çağa kaygı,
zorlanma, kuşku çağı adları verilmiştir.
GELECEĞE YÖNELİK MUTLULUK: UMUT
Gelecek, ölüm ve yok olma korkusunun yarattığı dururduk ve sürekli kaygı
düzeyi, insana elem veren duygularım durumları olduğundan, insanı mutsuz
kılar. Mutluluk, insana haz veren neşe, sevinç gibi duyguların yaşanması ya
da umut gibi bir duygularım durumunun beklenmesinden kaynaklanır, insanı kim
kez güdü k yaşamdaki neşe ve sevinç, kim kez gelecekteki umut mutlu eder.
Çoğu kez de gelecekteki umut, güdük yaşamdaki neşe ve sevinçten daha güçlü
ve sürekli bir mutluluk verir insana, insan, içinde bulunduğu, yaşadığı
toplumsal ortamda başkalarından ilgi, sevgi, saygı bekler. Kendisine
güvenmek, kişiliğine saygı duymak ister. Kendisini gerçekleştirmek, var
olmak için çaba harcar. Böylece amaçlarına, beklentilerine, isteklerine
erişmeyi tasarlar. Bunlara erişir ya da erişemez. Bunlara erişmeyi
tasarladığı surece mutlu, erişemeyeceğini anladığında mutsuz olur. Kısaca,
mutluluğu oluşturan neşe ve sevinç gibi duygularım durumları, şimdiki
zamandan kaynaklanır. Umut gelecek zamana ilişkin tasarıların şimdiki
zamanda yarattığı haz, neşe ve sevinçtir.
GEÇMİŞTEN PİŞMANLIK
insan amaçlarına, beklentilerine, isteklerine erişemedikçe, gelecekten
umudunu kestikçe,mutsuz olur Mutsuzluk da gelecek korkusunu artırır, kaygı
düzeyini yükseltir, zorlanma olasılığını çoğaltır. Günlük yaşamında mutsuz
olan, zorlanan, karamsar ve kötümser bir insan, geçmişi eksik, hatalı, kötü
biçimde yorumlamaya başlar. Yaşadığı
anı da bu yorumlamanın yarattığı kaygıyla değerlendirir. Bu olumsuz
değerlendirme, dururduk kaygı düzeyini yükseltir, zorlanmayı artırır, örnek
olarak, çalıştığı işte başarılı olamayan insan, «keşke başka bir meslek
seçmiş olsaydım; diye pişmanlık duydukça, güdük çalışmasını başarılı biçimde
sürdüremez. Bu baş arısızlık dururduk kaygı düzeyini yükseltir. Dururduk
kaygı düzeyi yükseldikçe gelecek korkusu artar. Geç iniş daha kötü ve
olumsuz yorumlanır. Bu durumun sürmesi ruhsal çöküntüye yol açabilir.
ZAMAN EN BASKISI ZORLAYICI ETKENDİR
Zaman kişilik yapısı ve toplumsal ortamın amaç ve beklentilerine göre de
zorlayıcı etken niteliği alabilir. İnsanın zamanı değerlendirmesi öncelikle
duygularım durumuyla bağlantılıdır. Mutlu insan zamanın nasıl akıp geçtiğini
anlamaz. Mutsuz insan zamanın yavaş ve zor geçtiğinden yakınır. Duygularım
durumuyla zaman arasındaki bu görece bağlantı dışında, amaçlara,
beklentilere, isteklere erişmek için gösterilen çabayla zaman arasında da
bağlantı vardır. Güdük işini bitirmek isteyen memur, toplantılara yetişmek
isteyen yönetici, sınava hazırlanan öğrenci, akıp giden zamanla çabaları
arasındaki çatışmayı yaşarlar. Başka bir deyişle, zaman bütün davranışları
zorlanmaya dönüştüren zararlı bir etken olabilir. Zamanın bu niteliği
üzerinde ilk duran, 1968 yılında Hosach olmuştur. Araştırmacı zorlanmayı
zaman içinde yer alan ve gelişen bir süreç olarak yorumlamış, zamanın
sınırıyla zorlanma arasında bağlantı olduğunu belirtmiştir 1977 yılında
Janis ve Mann, zorlanmada zaman değişimlerinin önemli rol oynadığını
belirtmişler ve zamanın baskısının önemli bir zorlayıcı etken olduğunu ileri
sürmüşlerdir. Özellikle XX. yüzyılda kentleşmenin, sanayileşmenin,
teknolojik gelişmenin getirdiği yaşama biçim, zaman olgusunun baskısının
zararlı etkilerindendir
BU DA GEÇER. AMA DELER DE GEÇER
Mizah yazarlarımızdan Aydın Boysan «Zaman Geçseydi» başlıklı yazısında şöyle
diyor
Zaman gelir sırtımıza çile yükü biner... öylesine bir zaman gelmiştir
çünkü... Avunuruz «bu da geçen-; diye..
Geçer de, çoğu zaman deler de geçer
«Zaman, acıları ve kırgınlıkları unutturur, çünkü zamanla insanlar değişir.
Ne inciten kalır bir zaman olduğu gibi. ne incinen...;; derdi Pascal.
Çoook, çok sonrası konusunda, A. Silesıus'dan bir şiir nefesi alalım
Orada, sonsuzlukta her şey aynı anda olacak, burada, zaman devletinde olduğu
gibi ne önce var.ne sonra.. Bu satırları okumakta olduğunuz an,
yaşayışınızın en önemli zamanlarından bindir dersem, yalan söylediğim
sanmayınız lütfen
Çünkü bu an, bundan sonraki ömrünüzün birinci dakikasıdır.
ZAMAN PARADIR. AMA YALNIZ ZAMANI OLMAYANA
Başka dillerde de bulunan «vakit nakittir; deyim, günümüzde birçok toplum ve
insan için «zaman paradin; deyimine dönüşmüş, zamanın baskısını somut olarak
gösteren bir yaşama biçim olmuştur. Birçok insan daha çok kazanmak, daha
rahat yaşamak için bitip tükenmeyen bir çaba, çalışma ve yarışma düzeni
içinde: zamanın baskısından ve yarattığı zorlanmadan daha çok
etkilenmektedir. Zamanın değerini ölçecek doğru ölçütler bulunmadıkça, bu
deyimin birçok insan üzerindeki olumsuz etkisi kuşkusuz sürüp gidecektir
Oysa para kazanılır, yitirilir, yeniden kazanılır. Yitirilen her değerli
nesne yeniden kazanılır. Ya da onun yerine bir başkası konur. Gece olur,
güneş batar, sonra gün yeniden ışır. Sonbaharda ağaçların yapraklan sararır,
kışın dökülür, ilkbaharda yeniden yeşerir, yapraklanır ağaçlar. Eşyalar
bozulur, eskir, yenilenir, yıpranır, değiştirilir, yenilenir, yerine
başkaları konur. Ancak geçip giden zaman yok olur. Gen gelmez Sartre zamanın
bu özelliğini şöyle anlatıyor: «Zaman sonsuzluğun maskesidir.
ZAMAN YAŞAMIN KENDİSİDİR
Bu maskenin arkasındaki ölümü, yokluğu görmemek, «gelecek korkusundan;;
kurtulmak için insanların zamanlarını dengeli, düzenli, planlı, programlı
kullarımdan gerekir. Maunac şöyle diyor: «Zaman hep uygundur. Sorun, ne için
uygun olduğunu bilmektir.;; Ancak zaman kazanmaya çalışırken, Steinbeck'in
şu sözlerini de göz ardı etmemeli: «Zaman kazanmaya çalışırken, çok zaman
yitirilir.;; Franklın ise, şöyle bir ö nende bulunuyor: «Zamanı sıkıştırmaya
kalkma; zaman yaşamın kendisidir.;; Bu bölümü bir fıkrayla bitiriyorum
işlen ve sorumluluğu nedeniyle sürekli «zamanın yetersizliğinden;; yakınan
bir holding yöneticisi, sorduğu sorulara verdiği cevaplar biraz uzasa «benim
zamanım çalıyorsunuz;; diye bağırıp çağırır, kızıp köpürürmüş. Yönetici bu
tutumunu evde de sürdürür, eşine sorduğu sorulara kısa, öz, hatta tek
sözcükle cevaplar beklerim ?
Bu yönetici bir akşam eve yine telaşla girip eşine sormuş
«Ne yemek var, çocuklar nasıl?;; Eşinin cevabı çok kısa olmuş: «Bonfile,
kızamık!;;
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın