YAŞAM
Çetin Altan
Doğrusu hiç aklıma gelmemişti, yüzyıllık bir takvimin dörtte üçünü
tüketip, arkamda bırakacağım.
Gençken ömür gölünün öteki kıyısı, o kadar uzaklarda görünüyor ki... Ve
o kıyıya yaklaştıkça, çok yakın görünüyor arkada bıraktığın kıyı. Kıyıları
her yolcusuna göre değişip duran, büyülü bir sudur ömür gölü...
* * *
Hayatta, babam gibi, adımın altına yazacağım ve terfi ettikçe de
değiştireceğim, resmi bir kimliğim olmadığı için; büyümeden yaşlandım.
Bazen düşünüyorum:
- Hayat bana ne öğretti, diye...
Pek bir yanıt bulamıyorum. Sadece gözlemim o ki, bedelini ödemeden
geçemiyorsun ömür gölünü. Ya bedelini peşin peşin ödeyerek yaklaşıyorsun
öteki kıyıya; ya öteki kıyıya bedelsiz yaklaşmaya kalkıyorsun ve kabaran
dalgalarıyla göl, mutlaka senden çıkartıyor geçişin bedelini.
* * *
Bazen "başarı nedir", "mutluluk nedir" soruları da takılır aklıma. Ömür
gölünden geçerken gördüm ve anladım ki, insanlar bu tür soyut kavramların
tanımlamasıyla pek ilgilenmiyorlar.
Örneğin kimi servet sahibi olmayı başarı zannediyor, kimi politik paye
sahibi olmayı.
Bana sorarsanız "başarı"nın çıtası çok daha yüksek.
"Kimseye yalan söyleme ihtiyacını duymayacak bir düzeye erişmiş olarak
yaşamaktır başarı; dürüst olduğundan ötürü değil, ihtiyaç duymadığından
ötürü". Picasso, yahut Einstein; kime karşı duyacaktı ki, yalan söyleme
ihtiyacını?
"Mutluluk ise, sevdiğinle zamanı süresiz unutmaktır" bence...
"Başarı"yla "mutluluk" da pek beraber olmuyor. Mutlular, boş
veriyorlar, zamanı başarıya doğru kanatlanarak unutmaya...
* * *
Bana sorarsanız "yazı"nın da çıtası yüksektir. Ömür gölünü "yazı"ya
layık olma çabalarıyla geçmiş bir kalemin; amacına erişip erişmemiş olduğu,
ölümünden 200 yıl sonra somutlaşır. Boccaccio gibi, Moliere gibi, Goethe
gibi vs.
Ne yazık ki bizim, "nesir edebiyatı"nda böyle bir geçmişiz yok. Tıpkı
"gazete kültürü"nde de olmadığı gibi...
Ve yine bendenize göre, ömür gölünü geçerken sevdiğin işle uğraşmaktan
aldığın lezzet; ondan sağladığın kazancı harcarken aldığın zevkten daha
büyükse, pekala "yaşamış" sayılabilirsin. "Varlıklı" olma haşmetiyle gözleri
kamaşanlar, görmeyebilirler "var olma" nakışlarının gizli tadını...
* * *
Evet, bazen düşünüyorum:
- Hayat bana ne öğretti, diye.
Doğrusu pek bir yanıt bulamıyorum.
Yahya Kemal'e de hak veriyorum:
"Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile
Avunmak istemeyiz böyle bir teselliyle"
* * *
Eski Roma saatlerinin üstünde Latince şöyle bir söz varmış; "Ultima
forsan", saate bakıyorsun "Sonuncusudur, belki".
Yine eski Roma saatlerinin üstünde yazan, Latince bir söz daha var;
"Vulnerant omnes, ultima necat", "Her geçen dakika yaralar, sonuncusu
öldürür" anlamına...
Melodrama doğru kaymak istemem ama, bazen ömür gölünün öteki kıyısına
nasıl çıkacağım da takılıyor aklıma. Öldükten sonrası korkutmuyor beni,
geçiş anı takılıyor aklıma... Şimdiye dek kimsenin, ne duyduğunu
açıklayamadığı geçiş anı...
* * *
Bakalım Senegal maçının sonu ne olacak?
Ola ki bir yaş günü armağanıyla biter bendenize......
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın