TAOCU FELSEFE
John R. Mabry
İşte soruların en kolayı gibi görünse de, Taoculuk paradoksunun tipik bir
örneği olarak, yanıtlanması hemen hemen imkansız olan bir soru. Bunun nedeni
de yanıtların çok ve çeşitli olması. Öncelikle Taoculuğun ne olmadığından
başlayalım:
-Yeni değildir . Taoculuk insanlığın bildiği en eski geleneklerden biridir.
Taoculuğun özüne ilişkin, tarihi İ.Ö. 5000 yılına dayanan belgelere
rastlanmıştır.[1]
-“Sabit” veya “katı” bir gelenek değildir . Taoculuğun çeşitli versiyonları
mevcuttur; örneğin, günümüzde uygulandığı biçimiyle popüler Taoculuk,
gelişmiş Şamanist bir din olmasına karşın, bir diğer büyük doğu geleneği
olan Tantrik Budizm gibi, doğrudan Taoculuğun temel prensiplerinden
kurumsallaşmıştır. Bir de büyük ölçüde Budizm’in Chian (Japonca’da, Zen)
ekolüne dönüşmüş olan (Huston Smith’in isimlemesiyle) Ezoterik Taoculuk
vardır. Ancak Ezoterik Taoculuk artık kaybolmuştur.[2] Geriye sadece ilkel
Taoculuk’la eşanlamlı olan Felsefi Taoculuk kalıyor, ki orijinal Taoculuğa
en yaklaşan gelenek budur. Çin toplumunu asırlar boyu yönlendiren bir ideal
olan Felsefi Taoculuk, bu yazının da odağını oluşturacaktır.
-Ataerkil değildir . Çin toplumun ataerkil olmasına karşın, gariptir ki,
ilkel Taoculuk’ta durum farklıdır. Birazdan göreceğimiz gibi Taoculuk
oldukça dişil değerleri olan bir gelenektir.
-Metafizik değildir . Beden/ruh ikiliği Taoculuk’ta yer almaz. Taoculuk,
fiziksel olarak gözlemlenemeyen hiçbir şey üzerinde yorumda bulunmaz.
Beden/zihin/ruh üçlüsünü, hiçbir savunmaya veya açıklamaya gerek görmeden,
ayrılamaz bir bütün olarak değerlendirir.
-Vahyedilmiş bir din değildir . Taoculuk acı verecek derecede aşikar olan
gerçeğe uyanık olmaktır. Hiçbir şey gizli değildir --düşünceli, duyarlı bir
kişinin kendi başına keşfedemeyeceği hiçbir şey yoktur.
Taoculuğun yeryüzü-kökenli bir din olma niteliğini test etmek için,
Starhawk'ın “Yeryüzü-Kökenli Geleneklere dair Ortak Kavramlar” sıralamasına
bir göz atalım:
- Dünyada, doğada ve yeryüzünde form bulan ruhun kutsallığı.
-“Herşey bağlantılıdır” anlayışı.
-Ölüm, doğum, gelişme ve yenilenme döngülerine saygı.
-Topluma, genel dengeye ve sağlığa önem verme.
-Ölümden sonraya uzanan toplum kavramı, atalara ve doğmamış nesillere saygı.
-Günah veya ceza nosyonu yerine, dürüstlük, kişisel ve toplumsal sorumluluk
anlayışı.
- Ritüellere, seremoniye, vizyona ve (vahiy edilmiş metinler veya dogma
yerine) doğrudan deneyime odaklanma.
-Kutsal çember, tıp çarkı ve dört kutsal yön.
-Kapsayıcıdır, zorlayıcı değil.
-Her gelenek engellemelerle karşılaşmış ve çeşitli baskılara direnmek
zorunda kalmıştır.
Kolay takip edilebilir ve mantıklı bir düşünce akışı sunduğu için burada
aynı sırayı takip edeceğiz.
Dünyada, doğada ve yeryüzünde form bulan ruhun kutsallığı
The Tao Te Ching şöyle der:
dünyayı geliştirmek mi istiyorsun?
mümkün değil, inanmıyorum.
dünya kutsaldır
daha iyi olamaz.
fazla kurcalarsan, zarar verirsin
ona bir nesne gibi davranırsan,
kaybedersin.[3]
Taocu üstat dünyayı müthiş gizemli, kutsallıkla dopdolu ve varolan herşeyin
kutsal olduğu bir yer olarak görür.
Yüce Tao her yerde devinir.
herşey ondan doğar,
ama ondan varolmaz.
O sonsuz dünyaları besler,
ama onları sahiplenmez.[4]
En eski Taocu mitolojide, gökyüzü tüm yaradılmışların babası, yeryüzü ise
annesi olarak ifade edilir.[5] Diğer mitlerde tanrıça ve tanrıların farklı
versiyonları ve kozmozun doğuşu tasvir edilir. Ayrıca Vedik mitolojiyi
anımsatan bir şekilde yeryüzünün bir yumurtadan çıkışını betimleyen
hikayeler de mevcuttur.[6] Yeryüzü doğrudan bir tanrıça olarak değil de,
Tao’nun temsilcisi olarak tanımlanabilen tanrıçanın bir parçası olarak
düşünülür.
Tao çoğu Batılı için kavranılması zor, çok yabancı bir kavramdır. Tao Te
Ching’in ilk beyitinin bizi uyardığı üzere, Tao kelimelerle
anlatılamaz, ancak sezgilerle idrak edilebilir.[7] Tao, Batılı tanrıların
çoğu gibi kişisel bir tanrı değil, ancak ilahi uyumdan daha azını ve
muhteşem kaostan daha fazlasını vaat etmeyen (ki ikisi de aynı kapıya çıkar)
yargısız bir güçtür.
Alan Watts’a göre
“…ilk olarak netleşmesi gereken şudur ki, Tao, yönetici, hükümdar, lider,
mimar veya evrenin yaratıcısı anlamında bir ‘Tanrı’ değildir. Bir askeri ve
siyasal süper başkan veya doğadışı bir yaratıcı imajının Tao’da yeri
yoktur.”[8]
Lao Tzu (Tao Te Ching’in efsanevi yazarı), "Tao herşeyi besler ama onları
yönetmez” sözleriyle aynı fikri dile getirir.[9]
Bu gücün erotik niteliği, başta Lao Tzu’nun dizeleri olmak üzere çok sayıda
yazıda ifade edilmiştir. Watts’a göre Lao Tzu’nun çizdiği Tao imajı paternal
değil, maternaldır, (babasal değil anasal). Söz konusu olan, kadınlara
atfedilen karakterde pasif bir güçtür.[10]
“Tao, Yüce Anne olarak anılır: Bomboş ama tükenmeyen ve sonsuz dünyaları
doğuran.”[11] Başka bir tercümede şöyle geçer: “O gizemli dişi olarak
bilinir. Bu gizemli dişinin kapısı, gökyüzü ve yeryüzünün köküdür.”[12]
Tao’yu içtenlikle kucaklayan bir üstat, yaşamında bu dişil enerjiyi tezahür
ettirmesi yönünde Lao Tzu tarafından “erili tanı, ama dişili seç.”
sözleriyle teşvik edilir.[13] Tao ile bağlantısı hakkında hiç de
alçakgönüllü olmayan Lao Tzu, bu yakınlığı şu sözlerle dile getirir: “Ben
sıradan insandan farklıyım. Ben Yüce Anne’nin göğüslerinden
besleniyorum.”[14]
Herşey bağlantılıdır
Taoculuğun merkezinde bağlantılılık kavramı yatar. Hiçbir şey bir vakum
içinde yer almaz ve ne kadar küçük olursa olsun bir nesne etkilendiğinde,
buna bağlı olarak tüm evren fayda veya zarar görür. Bunun nedeni, Tao’nun
herşeyin sadece kaynağı değil, aynı zamanda mekanı olmasıdır.
Tao varlıkları doğurur,
besler, yaşatır,
şefkat gösterir, rahatlatır, korur.
onları kendilerine döndürür.
yaratmak, sahiplenmeden
davranmak, beklentisizce
yönlendirmek, yönetmeden.[15]
Doğu felsefelerinin çoğunda ortak bir tema olarak “birlik” doktrini
mevcuttur. Hindu inancına göre, farklılıkların dünyası sadece bir maya, bir
illüzyondur.[16] Gerçekte, şimdi ve sonra, burası ve orası, sen ve ben, haz
ve acı arasında bir ayrım söz konusu değildir. Herşey ‘bir’dir. Chuang
Tzu’ya göre, “Evren bizimle beraber varolmuştur; bizimle herşey
‘bir’dir.”[17] Bu görüş, düşünen insana inanılmaz çağrışımları olan bir
perspektif sunar. Örneğin, eğer sen ve ben ‘bir’ isek, nasıl düşman
olabiliriz? Huai Nan Tzu Chu Shih şöyle der: “Gökyüzü, yeryüzü ve evren tek
bir insanın bedenidir.”[18] Buna göre evren, bir parçasındaki rahatsızlığın
bütünün sağlığını etkilediği tek bir organizma gibidir. Bundan daha fazla
bir bağlantılılık düşünülebilir mi? Peki, Tao herşeyi kapsadığına ve herşey
‘bir’ olduğuna göre, bir Taocu ben/ego ile nasıl başa çıkar? Lao Tzu bunu
şöyle yanıtlar:
dünyayı kendin gibi gör
olanın doğasına güven.
dünyayı kendin gibi sev,
böylece herşeyi gözetmiş olursun.[19]
Bu bağlantılılık olgusu fiziksel ve geçici olanın ötesine uzanır; aynı
zamanda varoluşu tanımlar. Şu klişe koan, bu kavrama harika bir örnek
oluşturur: “Eğer ormanda bir ağaç devrilirse, ama etrafta duyacak kimse
yoksa, ses çıkarmış olur mu?” Dünya, karşılıklı etkileşim platformudur.
Watt’ın dediği gibi; “hiçbir organizmanın olmadığı bir ortam mevcut
değildir. Herşey, her olgu, ancak bir diğeriyle bağlantılı olarak gerçeklik
kazanır. Güneşin aydınlığı, gören gözlerle vardır. Bunun gibi, evren de
bilinçte varolur.”[20] Bu noktadan bakışla, varoluş alemindeki göreceli
önemsizliğimizi ve inanılmaz önemimizi bir an önce idrak etmemiz gerekir,
çünkü evren bizim bilincimizde yansımakta ve kendini orada hayranlıkla
izlemektedir. Nikos Kazantzakis yazdığı şekliyle, “yeryüzü sizin
beyinlerinizde ayağa kalkar ve tüm bedenini ilk defa olarak görür.”[21] Bu
bağlantılılık hali, sadece kozmik dengenin korunması için değil, varoluşun
sürekliliği adına da gereklidir.
Yaratılış ağı öyle mükemmel örülmüştür ki, insan egosunun ‘biz daha iyi
yapabiliriz’ kurgusuna karşın, yaratılan herşey kendiliğinden bir uyum içine
girer. Üzerinde ısrar ettiğimiz ve yeryüzünün ancak kabataslak uyabildiği
‘keyfi, yapay ve soyut düzen nosyonu’ ancak yıkıcı olabilir. Üstelik bu
‘düzen’ anlayışımız sadece nesnelerle sınırlı değildir. ‘Zaman’ da
çarpıttıklarımız arasındadır: “Sebep-sonuç nosyonu, başta tanımlayabilmek
adına birbirinden ayırdığımız bir olayın evreleri arasında, sonunda yeniden
bağlantı kurabilmek çabasıyla başvurduğumuz aksak bir yöntemdir. Kendimize
ters düşerek, bu evreleri sonuçta tekrar sebep-sonuç zamkıyla birbirine
bağlanan farklı olgular olarak düşünürüz. Gerçekte tek olay, evrenin
kendisidir... Kendi hallerine bırakılırlarsa, herşey birbiriyle
uyumlanacaktır... dışsal bir zorlama olmadan.“[22] Evreni parselleme çabamız
beyhudedir. Lao Tzu’nun yazdığı gibi,
insan Tao’nun işine karışırsa,
gökyüzü kirlenir,
yeryüzü çoraklaşır,
denge dağılır,
yaratıkların soyu tükenir.[23]
Taocu’ya göre çözüm, herşeyi oluruna bırakmaktır. Kişi olguları zorlamaya
çalıştıkça sıkıntıya düşer; oysa herşey olduğu gibi mükemmeldir, insanlar
bile! “Gökyüzü ve insan, güçlerini bir ahenk içinde ortaya koyarlarsa, tüm
değişimlerin başlangıçları belirlenmiş olur.”[24]
Ölüm, doğum, gelişme ve yenilenme döngülerine saygı
Ölüm olgusunu, Batı toplumlarında algılandığı biçimiyle yaşamın sonu olarak
değil de, yaşamın çeşitli evrelerinden biri olarak değerlendirmek,
yeryüzü-kökenli ve yerel ruhsal geleneklerin ortak anlayışıdır. Bu konuda
Taoculuk da farklı değildir. Taocu için değişim ve oluşumların sonsuz
döngüsü içinde, Yin’in bir ucu Yang, Yang’ın bir ucu Yin’dir. Biz Batılılar
herşeyden çok ölümden korkarız, çünkü bizim için ölüm bir sondur. Oysa
Taoculuk ve diğer yerel geleneklere göre, “Ölüm varoluşun bir veçhesidir,
tıpkı yaşam gibi. Ölmek, bir varoluş formunu bir diğeriyle takas etmektir
sadece.”[25] Tıpkı Yang’ınYin’e ve Yın’in Yang’a dönüşümü gibi… Chuang
Tzu’nun yazdığı gibi, “Yaşam ve ölüm ‘bir’dir.”[26]
Din bilgini N.J. Girardot’un eski Taoculukta kaosun niteliği üzerine çeşitli
düşünceleri vardır. Ölüme dair şunları yazar:
“Çocukluk veya ölüm koşullarına dönüş, kaos koşullarına kozmik bir dönüş
yapmakla benzeşir… İnsan yaşamı dört büyük değişim veya transformasyon
evresinden geçer: çocukluk, gençlik, yaşlılık ve ölüm. Fakat bu planda,
çocukluk ve ölüm sembolik olarak eşdeğerdir. Tao’nun kozmik yaşam
perspektifiyle bakıldığında, ölüm çocukluk koşullarına dönüştür, ki uyumun
en üst seviyesinde, kişinin enerjileri yoğunlaşmış, istekleri yeniden
bütünlenmiştir.” Ölüm, başlangıç noktasına geri dönüştür… Bir kişi
öldüğünde, onun “dinlenmeye çekildiği ve tekrar en üst noktaya yükseldiği”
söylenir.[27]
Bu noktada, yeryüzü-kökenli dinlerde sıkça rastlanan başka bir kavramla
karşılaşıyoruz: reenkarnasyon. Ancak popülaritesi yükselişte olan Budizm’den
farklı olarak, Taoculuk reenkarnasyonu bir trajedi olarak değil, Tao’un,
veya olanın doğasının, bir diğer sembolü olarak görür. Bir kaçış aranmaz,
çünkü Tao’nun yolu, sürekli bir yaşam ve (Tao ile uyum içinde yaşandığında)
süregen bir mutluluk vaat eder. Tıpkı Budizm gibi Taoculuk da kişiliğin
varoluş süreci konusunda net değildir, ama Raymond Van Over’in söyledikleri
bir fikir verecektir: “Ölüm ve doğum sadece bir transformasyon olarak
görülmelidir. Sonsuz yaratılış alemi tek bir türdür, herşey arasında bir
akrabalık vardır. ‘Büyük Saflık’ ile özde birliğini kuran kişi, formsuzluğun
krallığında yol alır. O ki, özdekini kirletmez, cesaretini kötüye kullanmaz…
Ruh, tüm evrenin yaşayan bir parçasıdır ve herşeyin net olarak bilindiği bir
alanda bulunur.”[28]
Böyle bir perspektifle, kişi evrendeki gerçek konumunun farkına varır: Küçük
bir parça, ama aynı zamanda bütünle ‘bir’. Taocu, Batılı biri gibi insanı
yaratılışın merkezine yerleştirmek yerine, insanın yaratılışın bir parçası
olarak yerini araştırır. Lao Tzu şöyle der: “Eğer güçlü kadın ve erkekler
kendilerini Tao’da merkezleyebilirlerse, tüm dünya doğal ritmi içinde,
kendiliğinden değişip dönüşecektir.[29]
Topluma, genel dengeye ve sağlığa önem verme
Felsefik Taoculuk, sağlıklı bir yaşamın yolu olarak Tao ile uyumlanmayı
gösterir. Eğer bu yapılırsa, zihin ve bedende sağlıklı bireylerin
oluşturduğu toplum da hem yerel hem de kozmik açıdan sağlıklı olacaktır.
Burada ‘eğer’ anahtar kelimedir, çünkü felsefik Taoculuğa göre mevcut durum
bundan farklıdır. Efsaneye göre, Tao Te Ching’in yazıldığı dönemde Lao Tzu,
insanlardan sıkılmış, insan ırkına olan inancını yitirmiş bir halde bir yak
(bir cins yaban öküzü) üzerinde dağ bayır dolanmaktaydı. Öyleyse, bildiğimiz
biçimiyle Taoculukta bir çeşit ‘düşüş’ yaşanması da söz konusu. Ancak bu
düşüş, Hıristiyanlıktaki suçluluk duygusuyla yüklü günah-ölüm kaderciliğini
taşımaz. Taoculuğa göre bir zamanlar evren mükemmel bir uyum içindeydi,
ancak daha sonra insanoğlu evreni ‘kurcalamaya’ başladı ve şimdi biz, yeni
nesil, Tao’ya şefkat ve saygı duyarak sağlıklı yaşamlar sürmek
sorumluluğuyla karşı karşıyayız; aksi taktirde ölene dek peşpeşe hüsran dolu
olaylar deneyimler dururuz. “Orijinal günah veya hata fikri, insan doğasının
kalıcı ve evrensel bir çürüme içinde olduğu yönünde bir gösterge
değildir.”[30] Gerçekte kişisel bazda ‘ebedi sonuçlar’ yoktur, sadece kişi
ve etkileşimde bulunduğu toplum için can sıkıcı, mutsuz bir varoluş söz
konusu olabilir. Lao Tzu’nun söylediği gibi,
Yüce Tao geri çekildiğinde
insanlık ve erdem doktrini doğdu.
bilgi ve bilgelik ortaya çıktığında,
aynı yerde ikiyüzlülük belirdi.
altı ailenin ilişkisi uyumsuz olduğunda,
evlatların ahlakı*savunulacak
çocuklar çok sevilecektir.
ve bir ülke karmaşaya düştüğünde
sadık bakanlar pohpohlanacaktır.[31]
*Bu ifade belki de, tüm felsefesi son derece karmaşık bir ahlak ve etiket
kodlamasından ibaret olan Lao Tzu’nun efsanevi rakibi Konfüçyus’a bir
naziredir.
Lao Tzu, Taoca yaşayan bir toplum vizyonunu da dile getirir:
küçük bir ülke olsun ve az sayıda insan.
on misli, yüz misli fazla araç gereç olsun,
ama hiçbiri kullanılmasın.
insanlar yaşamlarına değer versinler,
göçmesinler uzak ellere.
gemiler ve arabalar olsa da,
kimse onlara binmesin.
olsa da oklar ve silahlar,
kimse onları sergilemesin.
insanlar yeniden urgan örsünler,
kullansınlar, yazı yazmak yerine.
yemekten zevk alsınlar,
süslesinler giyimlerini.
evlerinde huzur
alışkanlıklarda sevinç bulsunlar.
horozların ötüşü,
köpeklerin havlaması duyulacak kadar
yakın da olsa toplumlar,
orada yaşayanlar
komşu toplumu
bir kere bile ziyaret etmeden
yaşlanıp, ölsünler.
yerleşimde, yeryüzüne yakın yaşa,
düşüncede, sadeyi koru
çatışmada adil ve cömert ol
yönetirken, kontrol etmeye çalışma.
işinde, zevk aldığını yap.
evinde, orada olduğunu hisset.[33]
Yukarıdaki satırlarda olduğu gibi Tao Te Ching’in büyük bir kısmı, sadece
kişisel bazda huzurlu bir yaşam için değil, aynı zamanda ülkede huzuru
sağlıyacak bir yönetime ilişkin yönergelerle imparatoru muhatap almaktadır.
Taocu için herşey evrenin bir mikrokozmozudur: Bireysel, ülkesel veya lokal
yaşam, kollektif dengenin ve sağlığın mükemmel bir örneği olarak, Tao’yu
yansıtmalıdır. .
Ölümden sonraya uzanan toplum kavramı, atalara ve doğmamış nesillere saygı
Taoculuk “şimdi ve burada” vurgulu bir dindir. Ölüm sonrası kişiliğin
sürekliliği konusunda büyük filozoflar fazlaca düşünce üretmemişlerdir.
Belki de, ölüm sonrası deneyime ilişkin endişenin egonun ölümüyle yok olduğu
bir ruhsal konuma ulaştıkları için, bu konu onlara önemli gelmemiştir. Ancak
süregelen dinsel pratikleri ölçü alacak olursak, sıradan insan için bu
konunun çok önemli olduğundan emin olabiliriz.
Taocu veya Budist olsun, günümüzde Çinliler “Tao-Budist, folk-mit ve büyü
karışımı bir animizm uygularlar.”[34] Bu inanç sisteminin merkezinde,
Çinlilerin ölüleriyle olan bağlantısı yatar. Hatta, Çinliler kadar
ölüleriyle ilgili başka bir toplum yoktur diyebiliriz.[35] Geoffrey
Parrinder’e göre, Çin’de bilhassa yaşlı nesil atalarıyla çok alakalıdır:
“Çeşitli konularda ölülerin rehberliği talep edilir, kadın ve erkeklerde
üreme gücünü, sürülerde ve ürünlerde verimliliği arttırmak amacıyla onların
güçlerine başvurulurdu.”[36] Ancak yaşayanlarla ölüler arasındaki
bağlantının bu kadardan ibaret olduğu sanılmamalı. Yıllarca Çin ve Hong
Kong’da görev yapmış bir gazeteci olan Frena Bloomfield şöyle yazar:
“… ailelerin ölüleriyle ilgilenmeleri kısmen saygıdan, ama daha da çok
korkudan kaynaklanır. Çinlilerin hayatı tarih boyunca ölülerin gücüne karşı
süregen bir mücadele içermiştir ve çoğu Çinli için bu hala böyledir.
Yaşayanlar, ölüler tarafından adeta kuşatıldıklarını düşünürler- düşünün,
ölülerini hoşnut edemeyenler için yaşamı dayanılmaz kılabilen --ve kılan--,
hareketli, tedirgin, sorunlu, büyük bir hayaletler ordusu…”[37]
Eğer bu, batılılaşmış Çinlinin normal davranış biçimiyse --ki öyle--, ilkel
Taoculuğun şekillendiği dönemde de benzer geleneklerin mevcut olduğunu
düşünmek yanlış olmayacak. Yemek yaparken, hatta sevişirken ölmüş
kayınvalidenizin nefesinin üzerinizde olduğunu hissetmek pek de hoş bir şey
olmamalı --hatta psikolojik sorunlar yaratabilecek bir durum! Yine de, ideal
olmasa da, ölüler yaşayan torunlarının hayatında yer alır ve yaşayanların
dünyasında son derece aktiftirler.
Günah veya ceza nosyonu yerine, dürüstlük, kişisel ve toplumsal sorumluluk
anlayışı
Yeryüzündeki yaşamın bütün olduğu çağlarda, kimse değerli kişilere fazlaca
dikkat etmezdi… Onlar ‘görev’lerini yerine getirdiklerinin farkında olmadan
doğru ve dürüsttüler. Birbirlerini sevdiler, ama bunun ‘komşunu sev’ etiği
olduğunu düşünmediler. Kimseyi aldatmadılar, ama böylece ‘güvenilecek adam’
olduklarını bilmediler. Sözlerinin eriydiler, ama böylece ‘inançlı adam’
oldukları akıllarına bile gelmedi. Özgürce, alarak ve vererek, beraber
yaşadılar ve ‘cömert’ olduklarını hissetmediler. Bu yüzden onların eylemleri
kurgu ürünü değildi. Onlar hiç bir tarih yaratmadılar.[38]
Chuang Tzu’nun eski Çin toplumunu tanımlayışı biraz ütopik görünebilir,
ancak bu ortak kabul gören tarihsel bir görüştür. Büyük Çin mistikleri,
tekrar ve tekrar, herşeyin (insanlar dahil) Tao’yu takip ettiği eski günlere
değinirler. Bizim şanssızlığımız olmalı ki, insanlar bu dansı unuttular.
İşte bu yüzden, Lao Tzu ve diğerleri bizleri tekrar aynı kulvara döndürmeye
uğraştılar. Tuhaf olan şu ki, söyledikleri öyle çok da şaşırtıcı, sarsıcı
şeyler değildi. Aslında hepsi, sağduyunun alanı içinde, çoğunlukla farkında
olmadan değip geçtiğimiz bilgilerdi.
Lao Tzu’ya göre en yüce erdem şudur: “Doğurmak ve beslemek, sahip olmak ama
sahiplenmemek, eylemlerde beklentisiz olmak ve yönetmeye çalışmamak.”[39]
Taoculuğa göre, toplumlarda ‘kontrol’ olgusuna çok önem verilir, ama bu bir
hatadır. Aslında çoğumuz için işleri karıştıran kontrol etme çabasından
başka bir şey değildir.
Eski bir Zen koanında şu soru sorulur: “Köpek Buda niteliği taşır mı?”
Yanıt, şüphesiz, ‘evet’tir. D.T.Suzuki, ‘Zen and Parapsychology’de şöyle
yazar:
“Bir köpeği izleyelim ve yemeğini nasıl iştahla yediğine bakalım.
Acıktığında, yiyecek kokusu alırsa, hemen oraya gider ve anında yemeği silip
süpürür. Yemeği bittiğinde de oradan uzaklaşır. Bir “teşekkür ederim” söz
konusu değildir. Doğal hakkını kullanmıştır, ne eksik ne de fazla ve bundan
öte bir kaygısı yoktur, ne kendisi ne de çevresinde tüm dünya hakkında. O
mükemmeldir. Günah fikri, ister entellektüel, ahlaksal veya ruhsal bazda
olsun, varlığı üzerinde gereksiz bir leke gibidir. O doğrudan Tanrı’dan
gelir. “Ben tek başıma yeryüzündeki en onurlu varlığım.” diyebilir. Ama
gerçekte, böylesine ‘ego-merkezli’ bir ifadeye gereksinim duymaz. Onun için
havlamak ve cennet bahçesinden yeni çıkmış olan bu masum yaratığa zarar
vermeye meyilli, günah-kaygılı insanlardan kaçıp uzaklaşmak yeterlidir.”
[40]
İşte böyle olamamak, evreni dengeden uzaklaştırır ve Taoculuk için günah
kavramına en yaklaşan hal budur. Eğer insanlar böyle davransalardı, yani
içlerinden geldiğince doğal olarak, kurallara göre davrananların kıyasla çok
daha sosyal ve medeni olurlardı.[41] Lieh Tzu’ya göre buradaki mantık,
burnun koklamak istediğini koklamasına, gözün görmek istediğini görmesine,
ağzın söylemek istediğini söylemesine, bedenin ihtiyaç duyduğu konfora sahip
olmasına ve zihnin dilediğince düşünmesine izin vermektir. Örneğin, eğer
kulak müzik dinlemek istiyorsa, onu bundan yoksun bırakmak, işitme duygusunu
sınırlamak demektir…
Lieh Tzu, daha sonra, bedensel anatominin herhangi bir bölgesinin
gereksinimleri engellendiğinde nasıl sorunlar yaşanabileceğini anlatır.
Konferans, onun şu cümleleriyle son bulur: “Diktatörler ve zalimler bizi
böylesine engeller. Onları başımızdan defedelim ve mutlu bir şekilde ölümü
bekleyelim.”[42]
Şimdi, bu çoğumuza anarşi gibi gelebilir. Oysa burada anlatılan, günümüzde
rastlanan, örneğin neo-nazi gruplarına atfedilen türden, bir anarşi değil,
ama anarşinin tarih boyunca hedeflediği bir sistemdir: kişisel yaşamlarımız
üzerinde söz sahibi olan, genellikle engelleyici, can sıkıcı ve çürümüş
ögeler taşıyan bir yönetimin olmadığı huzurlu bir toplum. Lao Tzu şöyle der:
“Siz ne kadar kısıtlayıcıysanız, insanlar o ölçüde erdemsiz olacaktır. Bu
nedenle üstat der ki: Kanunları bırakın, insanlar dürüst olacaktır.” [43]
Gerçekte de, tarih şunu göstermiştir ki, yasakların çoğalması suçu teşvik
eder, hem de hayal edilebilmesi bile zor en korkunç suçları.
Tao’nun ışığında görüldüğü şekliyle iyi-kötü kavramlarının Batılı zihinlerce
anlaşılması hemen hemen imkansızdır, çünkü temelde Taocu için iyi-kötü
olgusu bir problem teşkil etmez. Iyi ve kötü bir ve aynıdır. Lao Tzu, “Tao
taraf tutmaz.” der ve devam eder, “O hem iyiyi, hem de kötüyü yaratandır.
Üstat da taraf tutmaz, o azizleri de, günahkarları da kucaklar.”[44]
Taoculukta insanlığın karanlık yanının da yeri vardır, ki bu dünya dinleri
arasında pek rastlanmayan bir durumdur. Günümüzde bile, eğer çok ‘iyi’ veya
çok sorumlu bir tavır sergiliyorsanız, Çinliler sizin ‘rahatsız’ olduğunuzu
düşüneceklerdir. Hatalar, kargaşa, hatta belli ölçüde şiddet Çinliler
arasında genellikle pek yadırganmaz. Bu yüzden, kızınız veya oğlunuz ‘fazla
iyi’ davranmıyorsa, endişelenecek bir şey yok demektir! Bir anne ne yapsın?
kutsallık ve bilgelikten vazgeç,
insanlar yüz kat daha mutlu olacaktır.
ahlak ve adaletten vazgeç,
insanlar doğru davranacaktır.
para ve kar kaygısından vazgeç,
hırsızlar kalmayacaktır.[45]
Taoculuk hoşgörünün zirvesinde bir dindir ve bu niteliği, Tao’yu derinden
anlamakla alakalıdır: zayıf güçlüyü fetheder, kaba kuvvetle karşılaştığında
yoldan çekil, olana ve gidene izin ver… Tao kesinlikle kin tutmaz veya
sizden uzaklaşmaz. İnsanlığın Tao’yu takip etmesini istemenin ardında yatan
neden, evrenin dengesini korumak değildir. Evren umursamaz bile… Ve bize
rağmen, denge korunacaktır.
Tao evrenin merkezidir, iyi insanın hazinesi, kötü insanın sığınağıdır. Ve
bir hata yaptığınızda, affedilirsiniz. Bu yüzden herkes Tao’yu sever.[46]
Ritüellere, seremoniye, vizyona ve (vahiy edilmiş metinler veya dogma
yerine) doğrudan deneyime odaklanma.
Burada zor bir soru ile karşı karşıyayız, çünkü “o mu, öbürü mü?” türünden
bir soru söz konusu, oysa Taoculuk daha ziyade ‘ne o, ne de öbürü’ türünden
yanıtlarla ilgilidir. Evet, yazılı metinler vardır, ama bunlar ‘vahiy
edilmiş’ metinler değildir ve gözlemlenebilen dünya ile ilgili olmaktan öte,
ne sezgisel, ne de hatasız olma savları yoktur.
Taoculukta hiyerarşik bir yapılanma yoktur (ancak çok sonraları popüler
Taoculukta bir rahipler sınıfı ortaya çıkmıştır) ve inanç bazında formüller
ve kanunlar söz konusu değildir. Alan Watts şöyle yazar: “Önemli olan doğru
doktrine inanmak değil, doğru deneyimler için gerekli olan yetiyi
kazanmaktır.”[47] Geoffrey Parrinder’ın düşüncesine göre Taoculuk, yazılı
metinlerden daha çok, Şamanik translarda alınan vizyonlara dayanır.[48]
Bunun bir açıklaması, Felsefik Taoculuğun insanın lineer mantık stilinin çok
ötesinde olmasıdır, ki bu özelliği, tanınmayacak ölçüde çarpıtılmadan bir
inanç formülasyonunun veya yasa sisteminin uygulanmasını imkansız kılar.
Sonuçta, Taoculuk insanı evrenin merkezine koyan bir din değildir. O bize
uymaz, bizim de ona uymamız gerekmez, her ne kadar uyduğumuz taktirde bizim
için yaşam daha kolaylaşacak olsa da…
N.J. Girardot, bu soruna geleneğin yeni bir tanımını yaparak yaklaşır:
“Tarihsel bir gelenek fikri, zaman ve mekandan bağımsız, sabit bir
entellektüel içeriği olacak anlamına gelmez. Bir kaç gelişmeye açık, temel
dinsel inanç dizisinden oluşan çekirdek bir küme referans olacak şekilde,
sürekli değişen yorumlar ve formlar söz konusudur.”[49]
Bu tanım, Taoculuğa çok güzel uyar. Gerçekte de, Tao’nun bir dinin öğesi
olabileceği (o dinin kuralları ne kadar esnek olursa olsun), Taoculuğun
büyük mistiği Lao Tzu’nun aklının ucundan bile geçmezdi. Bunun bir nedeni,
bir dinin daima kişiden belli şeyler yapmasını talep etmesidir. Oysa
Taoculuk şöyle der:
huşu duygularını yitirdiklerinde,
insanlar dine dönerler.
artık kendilerine güvenmediklerinde,
bir otoriteye yönelirler.
bu yüzden Üstat öne çıkmaz,
ki, insanların aklı karışmasın.
öğretmeye çabalamadan öğretir
ki insanların öğrenecek bir şeyi olmasın.[50]
Lao Tzu’nun izdeşi Chuang Tzu, cemaatlerin seremoni ve dogmalarda ısrar
etmeleri konusunda şöyle bir yorum yapar:
“Seremonilerle ve müzikle gereğinden fazla ilgilenerek, hayırseverlik ve
kişinin komşusuna olan görevleri üzerine vaazlar vererek zihinleri tatmin
etmeye uğraşanlar, bu şekilde nesnelerin gerçek doğasını tahrip
ederler.”[51]
Bu, anlaşılması zor bir yoldur. Çoğu insana göre, kurumsal ve hatta
toplumsal detaylardan sıyrılmış, dogmadan ve hatta basit düzeyde bile bir
düzen anlayışından arınmış bir din olamaz. Oysa Tao’ya göre düzen, ancak
kaosla eşanlamlı olarak tanımlanabilir. Kaos da bir düzendir, Tao’nun
düzeni.
Kutsal çember, tıp çarkı ve dört kutsal yön
İşte Taoculuk için başka bir muğlak nokta daha. Taoculuk tamamen
yeryüzü-kökenlidir, ancak diğer yeryüzü-kökenli dinlerden farklı olarak,
yönler veya mevsimler gibi apaçık referans noktaları saptamayı ihmal eder.
Taoculuğun buna en yaklaştığı ifade Tao Te Ching’in aşağıdaki
mısralarındadır:
Tao BİR’i yaratır
BİR, İKİ’yi doğurur,
İKİ, ÜÇ’e
ÜÇ de sonsuz şeylere
yaşam verir. [52]
Bilmece gibi bu satırlar bize fazla bir ipucu vermese de, yine de bazı
anlamlar çıkarmak mümkün. Birinci satırdaki BİR, Stephan Hawking gibi bilim
adamlarının ’tekillik’ olarak adlandıracağı, bölünmemiş, tanımlar-ötesi
primal Tao’dur. Bu tekillik kendini İKİye ayırır. Bu mitoz bölünmenin
sonucu, Yang ve Yin denilen iki eşit ve zıt yarım oluşur. Şimdi, adeta bir
tür el-çabukluğunun sonucu olarak İKİ anında ‘üçüncü’yü yaratır: BÜTÜN.
Artık, Yang, Yin ve Tao (Yang ve Yin’in bütünlüğü) mevcuttur. Batılılar için
bunu açıklamanın bir yolu olarak evliliği düşünelim. Bir evlilik iki değil,
üç elemandan oluşur. Erkek, kadın ve ikisi arasındaki ilişki. Bu görülmeyen
üçüncü eleman, erkek ve kadının enerjilerinin büyük bir kısmını aktardıkları
BİRdir, çünkü birlikteliklerini sağlayan, bu üçüncü elemandır. Aynı kavram,
Kutsal Ruh’un görünmeyen ‘üçüncü’ olduğu Trinitre olgusunda da karşımıza
çıkar. Şimdi, Yang ve Yin ne yaparsa yapsın, ne olursa olsun, Tao iş
başındadır ve herşeyi dengeler. Tekillikten zuhur eden İKİ, muhteşem bir
kaos evrenine dahil olur ve aynı zamanda o evreni oluşturur. Böylece son
satırda ifade edilen sonsuz şeyler doğar.
Popüler Taoculuk döneminde Taocu yorumcular, ‘üçüncü’nün ‘insan’ olduğu
fikrini savundular, ancak insanı evrenin merkezine koyan bu düşünce yazara
göre pek geçerli olamaz. Girardot da şu sözleriyle aynı fikri
desteklemektedir: “ÜÇ nosyonuna insan karakteri atfetmek büyük bir
olasılıkla yanlıştır.” [53]
Eski bir mistik olan Huai Nan Tzu’nun, evrenin denetimini kazanmak üzere
insanın Tao ile mücadele edişini anlatan bir mite dayandırdığı adeta
apokaliptik bir ifade vardır: “Yin ile Yang arasındaki bağlantıda bir kopma
oldu ve dört mevsim düzeni bozuldu. Gök gürültüsü yıkım getirdi.”[54]
ÜÇ, bir bakıma tıp çarkına veya kutsal çembere tekabül eder. Varolan herşeyi
Tao’nun bir tezahürü olarak gören kişi bu döngünün farkındadır ve devinim
Yang, Yin veya aralarındaki bağlantıyla uyumludur.
Kapsayıcıdır, zorlayıcı değil.
Budizm ve Taoculuk arasındaki ideolojik farklılıkların en büyüğü, misyonlara
ve dine yeni katılanlara karşı takındıkları tavırda yatar. Budizm’in
gezegendeki en büyük üç dinden biri olmasının nedenlerinden biri, tarih boyu
süren agresif dini yayma çabalarıdır. Taocu bunu bir çeşit zorlama olarak
görür ve buna yeltenmez bile. Taocu’ya göre Tao, tek başına gücünü ve
varlığını duyarlı bir insana hissettirmeye yetkindir. İnsanları dine çekmek
adına vaaz vermek fikri, Taoculuğun en temel öğretilerine aykırı düşer.Tao
Te Ching şöyle der:
Üstat eylemdedir, bir şey yapmadan,
öğretir, çabalamadan.
olanın gelişine izin verir,
kaybolanın ise gidişine.
sahiptir ama sahiplenmez,
çalışır, ama beklentisizce.
işi tamamlandığında, unutur,
bu yüzden zamansızdır edimleri.[55]
Parrinder’a göre “Çinliler için Konfüçyusculuk ve Taoculuk, ulusal kültürün
mükemmel-ötesi tezahürleridir ve dine katılım, üyelik ve bireysel sadakat
çağrılarında bulunan birer dinsel inanç sistemi olarak
değerlendirilmemelidir.”[56]*
*Burada Parrinder’in Konfüçyusculuğun zorlayıcı olmadığı yönündeki yorumuna
katılmadığımı söylemeliyim; bilhassa ilk dönemlerde, Konfüçyus taraftarları
herkesi bu yasal sisteme uymaya çağırır ve aksi taktirde zor kullanılacağı
yönünde onları uyarırlardı.
Ne Lao Tzu, ne de Chuang Tzu ‘yeni koyunlar’ peşinden koşmaktan söz eder.
Tam aksine, ‘koyunlar’ın YOLu aradığından ve giderken akıllarının
geldiklerinden daha az karışık olduğundan bahsederler. Taoculuğun ilk
döneminde, YOL’a yeni kişilerin katılıp katılmaması fazlaca önemsenmemiştir,
çünkü kişilerin peşinden koştuğu taktirde Taoculuğun Taoculuk olarak kalması
mümkün olamazdı -- ki daha sonraları Taoculuğun Ch’an veya Zen gibi okullara
metamorfozu söz konusudur.
Her gelenek engellemelerle karşılaşmış ve çeşitli baskılara direnmek zorunda
kalmıştır.
Başından beri Taoculuk, hem felsefik, hem de şamanik formlarıyla, çalışan
kesimin taraftarlığını ve desteğini kazanmış ve popüler bir halk-dini
olmuştur. Hatta tarihte, Taocu prensiplerden ve evren anlayışından esin alan
bir ayaklanmadan söz edilir.[57] Bu hareket ‘Sarı Türbanlıların Ayaklanması’
olarak anılır, çünkü isyana katılanların, yönetimde olan ‘mavi cennet’
yerine, takriben İ.Ö.184 yılından önce yeni ‘sarı cennet’in kurulacağı
yönünde bir vizyonu vardı. Bu nedenle sarı türban taktılar ve Taocu bir
sistem kurmak amacıyla yönetenlere karşı ayaklandılar. Bu olay bize
Taoculuğun popüleritesi ve yaygınlığı konusunda bir fikir verebilir. Ancak,
Taoculuğun özünü oluşturan felsefik kavramların, hiyerarşik bir
kurumsallaşma ve büyü yöntemleriyle yer değiştirmesine yol açtığı için, bu
popülarite bir bakıma Taoculuğun en büyük düşmanı olmuştur.
Taoculuk yerel bir gelenek midir?
Bu projeye ilişkin araştırmanın en çarpıcı yanı, en yalın haliyle felsefi
Taoculuğun, Lao Tzu veya başka biri tarafından kurulmuş bir din olmadığını
keşfetmek olmuştur. Lao Tzu sıkca, herşeyin, insanlar dahil, Tao’nun
düzeninde olduğu ‘kadim zamanlar’dan bahseder. Yukarıda da değindiğimiz bu
dönem, hemen hemen tüm Çin literatüründe yer alan ve yası tutulan Çin’in
mitik ‘Altın Çağ’ıdır. Öyleyse, Lao Tzu, Taoculuğun kurucusu olarak değil,
trajik bir biçimde unutulmuş olan çok eski bir geleneği yeniden canlandıran
bir üstat olarak değerlendirilmelidir. Günümüzde, modern “wicca” hareketi,
her ne kadar binlerce yıl dilden dile metamorfoza uğramış olsa da, bir
bakıma Avrupa’nın yerel geleneğinin bir devamı olarak düşünülebilir. Benzer
şekilde, Taoculuk da Çin’in yerel geleneğinin metamorfoza uğramış şeklidir.
Bu sayfalarda yer alan analizler sonucu Taoculuğun bu niteliğinin netleşmiş
olması ve Taoculuğun, kendi özgünlüğü çerçevesinde yaygın bir yerel gelenek
olarak gerçek yerini bulması yazarın dileğidir.
--------------------------------------------------------------------------------
Notlar:
1. Frena Bloomfield,The Book of Chinese Beliefs (New York: Ballentine,
1983), p. 124-125.
2. Huston Smith,The Religion of Man (New York: Harper and Row, 1958), p.
203.
3. Stephen Mitchell, trans.Tao Te Ching, A New English Version(New York:
Harper and Row, 1988), p. 29.
4. Mitchell, p. 34.
5. N.J. Girardot,Myth and Meaning in Early Taoism (Berkeley: University of
California Press, 1983), p. 57.
6. Wendy Doniger O'Flaherty, trans.The Rig Veda (New York: Viking Penguin
Inc., 1981), p. 27.
7. Mitchell, p. 1.
8. Alan Watts,Tao The Watercourse Way , p. 40.
9. Watts, p. 40.
10. Watts, p. 41.
11. Mitchell, p.6.
12. D.C. Lau,Lao Tzu-Tao Te Ching (New York: Viking Penguin Inc., 1963), p.
28.
13. Watts, p. 41.
14. Mitchell, p. 20.
15. Mitchell, p. 15.
16. Smith, p. 82.
17. Watts, p. 55.
18. Girardot, p. 155.
19. Mitchell, p. 13.
20. Watts, pps. 43, 53.
21. Nikos Kasantzakis,The Saviours of God: Spiritual Exercises (New York:
Simon and Shuster, 1960), p. 81.
22. Watts, p. 44.
23. Mitchell, p. 39.
24. Raymond Van Over, ed.Chinese Mystics (New York: Harper and Row, 1973),
p. 84.
25. Geoffrey Parrinder, ed.World Religions (New York: Facts On File, 1971),
p. 333.
26. Parrinder, p. 333.
27. Parrinder, p. 333.
28. Van Over, p. 109.
29. Mitchell, p. 37.
30. Girardot, p. 69.
31. Girardot, p. 70.
32. Girardot, p. 68.
33. Mitchell, p. 8.
34. Bloomfield, p. 30.
35. Bloomfield, 55.
36. Parrinder, p. 306.
37. Bloomfield, p. 55-56.
38. Thomas Merton, trans.The Way of Chuang Tzu (New York: New Directions,
1965), p. 76.
39. Mitchell, p. 10.
40. Raymond M. Smullyan,The Tao is Silent (New York: Harper and Row, 1977),
p. 121.
41. Watts, p. 122.
42. Watts, p. 116-117.
43. Mitchell, p. 57.
44. Mitchell, p. 5.
45. Mitchell, p. 19.
46. Mitchell, p. 62.
47. Watts, p. 119.
48. Parrinder, p. 328.
49. Girardot, p. 277.
50. Mitchell, p. 72.
51. Watts, p. 110.
52. Mitchell, p. 42.
53. Girardot, p. 58.
54. Girardot, p. 154.
55. Mitchell, p. 2.
56. Parrinder, p. 305.
57. Parrinder, p. 338.
TAOCU UYGULAMANIN TEMELLERİ
Jampa Mackenzie Stewart
TercümeGüneş Davenport Translation Copyright©2003
Taoculuğu tanımlamaya yöneldiğinizde, hemen bir sorunla karşılaşırsınız.
Büyük Taocu düşünür veTao Te Ching ’in yazarıLao Tzu , eserinin ilk bölümüne
şu uyarı sözleriyle başlar,
Tanımlanabilen Tao, mutlak Tao olamaz.
Kelimelendirilen isim, mutlak bir isim olamaz.
Bu da, Taoculuğu tanımlamada zorlananların sadece Batılılar olmadığını
gösteriyor; Çinliler de çağımızda Taoculuğun ne ifade ettiği konusunda
uzlaşmada sıkıntı yaşadılar. Taoculuk bazen törensel bir din, bir felsefe,
Çin folk dini, simya, bir maji öğreti sistemi veya yoga benzeri bir dizi
sağlık uygulaması olarak düşünülür. Çoğunlukla belli bir disiplinin
yandaşları diğerlerini bölücü, sapkın veya sadece Tao’nun eksik parçaları
olarak değerlendirip küçümseme eğilimdedirler.
Çince bir kelime olan Tao (okunuşu ‘dow’), ‘yol, rota’ anlamına gelir. En
genel anlamıyla bir şeyi yapma yöntemi veya bir hedefe giden yol demektir.
Bir üst açılımda Tao, evrenin yolunu, her şeyin oluş biçimini ifade eder.
Spiritüel bir sistem olarak ise Tao, zihnin ve gerçekliğin yaradılışsal
niteliğini idrak etmenin ve doğanın değişimleriyle uyum içinde yaşamayı
öğrenmenin yoludur. Bu yüzden Tao, bir ve bütün olarak, hem amaç, hem yol,
hem de yolculuktur.
Öyleyse bir Taocu, eskilerde Budist ve Hristiyanların da kendilerine
atfettikleri bir ifadeyle, “YOLun takipçisi”dir. İlk Taocular en az 4000 yıl
önce, insanların doğayla iç içe yaşadıkları, doğanın gücüne ve sırrına huşu
ile yaklaştıkları, tarım kökenli yaşamlarının ve ölümlerinin, seller ve
kuraklık, sıcak ve soğuk, gece ve gündüz ve mevsimlerin döngüleriyle
yakından bağlantılı olduğu bir dönemde ortaya çıktılar.
Tıpkı Musevi-Hristiyanların Tanrı’nın insanı kendi imajında yarattığına
inandıkları gibi, Taocular da her insanın evrenin bir mikrokozmosu ve insan
toplumlarındaki örüntünün kozmik modellerin mikroskopik bir yansıması olduğu
düşüncesini benimsediler. Bu ilk Taocular, doğanın sürekli bir akış ve
değişim içinde olduğunu ve bu değişimlerin bazı belirgin ve düzenli
modelleri takip ettiğini farkettiler. Doğadaki değişimleri gözlemleyerek ve
bu modelleri anlayarak, doğanın prensiplerini kendi yaşamlarına
uygulayabilecekleri ve böylece evrenin akışıyla, yani Tao’yla,
uyumlanabilecekleri sonucuna vardılar. Tao’yla en üst derecede bağlantıyı
kurabilen kişiye, yani varlığının özüne, kaynağa dönmüş olana,hsien veya
‘ölümsüz’ denir,
Yüzyıllar boyunca Taocu öğretinin, hepsi de günlük yaşamın aktivitelerini
Tao ile bütünleştirmeyi amaçlayan pek çok kolu gelişti. Bunlar meditasyon,
diyet yöntemleri, Çin tıbbı,Qi Gong , dövüş sanatları, cinsel uygulamalar,
askeri strateji, astroloji, dışsal ve içsel simya, kehanet, maji ve
talismanlar, ritüel,Feng Shui (geomancy=remil), kutsal mimari ve sanat
alanları gibi çok disiplinleri içermektedir. Oysa başlangıçta Taocu
sanatlar, kişinin ölümsüzlük meyvesini hasat etmek için çift süreceği
holistik, dayanışık ve birbiriyle bağlantılı bir yapı olarak ortaya
çıkmıştı.
Tantrada olduğu gibi, Taocular daima bilgiyi güç olarak gördüler ve bilginin
tamamının nakli konusunda ketum ve seçici oldular. Yetenekli bir mürit,
yetkin bir mürşidle karşılaşmış olsa bile, Taocu çalışmanın çok çeşitli
alanlarında uygulama yapması ve ustalaşması onlarca yıl, hatta bir ömür
sürebilir. Bu nedenle günümüzde kendilerini Taocu olarak tanımlayan çoğu
kişi, Taocu sanatların ancak bir veya ikisini çalışıp uygulayabilecek
durumdadır. 20. yüzyıl sonlarında yaşayanCheng Man-Ching , Taocu sanatların
beşinde --dövüş sanatları, Çin tıbbı, resim, şiir ve kaligrafi-- beceri
kazandığı için “Beş Mükemmelliğin Üstadı” olarak büyük takdir görmüştür.
Böylece Taocu sanatlar Taoculuğun gövdesinden ve köklerinden ayrı düşmüş ve
yalıtılmış, hatta çoğu tamamen dünyasallaşmıştır. Modern uygulamada
kliniksel Çin tıbbı, spiritüel ilerlemeye hizmet etmekten ziyade önleyici
tedavilere yönelmiştir. Meditasyon büyük ölçüde bir stres-kontrol aracı
olmuştur. Çin astrolojisi, kehanet ve remil (geomancy) ise günümüzde
spiritüel aydınlanma için değil de, iş ve aşk hayatında başarı kazanmak veya
uygun evi belirlemek amacıyla başvurulan yöntemlere dönüşmüştür. Artık çoğu
kişi,Qi Gong ve dövüş sanatlarını ölümsüzlüğün temellerini oluşturmak
yerine, sağlık, zindelik ve kişisel güç kazanmak adına çalışmaktadır.
Sağlık, refah ve sevgi adına tüm kazanımlara rağmen, yaşama ilişkin kesin
olan tek şey, ölümle sona ereceğidir. Sağlıklı ve varlıklı olmak, eğer
kişinin yaşamında mana eksikse sadece sınırlı bir değer taşır. Taocu
sanatların yukarda bahsedilen faydaları iyi ve güzel olsa da, ben Taoculuğun
nihai amacının ölümsüzlük olduğuna inanıyorum. Ölümsüzlük, aydınlanma
(evrensel akılla bilinçli birleşme) ve yer ve gökyüzü gibi sonsuza dek
yaşayacak biçimde spiritüel değişime uğramış bir beden kazanımı ile
eşanlamlıdır.
Bu yüzden, bu makalenin amacı Taocu sanatları ölümsüzlük yolundaki Taocu
yoginin perspektifinden incelemek ve tüm bu dalların Taocu inanç ve
hedeflerin ana gövdesiyle olan bağlantılarını araştırmaktır.
TAOCULUĞUN ANA GÖRÜŞÜ
Taoculuk kaynağından fışkıran çok farklı sanatlar olsa da, bunların hepsi
aynı temel prensiplerde birleşmektedir. Taocunun görüşüyle doğa kanunları
varolan her şeyi kapsar. Bu prensipler, Taocu “genel sistem teorisi”nin
çekirdeğini oluşturur. Bu doğal prensiplerin işlevsel bilgisini
benimsediğinizde, Taoculuğun gizemli portallarını açan maymuncuğu elde etmiş
olacaksınız.
Wu Ji
Başlangıçta hiç bir şey yoktu. Buna Çince’de, ‘mutlak boşluk’ anlamına
gelenWu Ji denir.Wu Ji , boşluk, vakum, saf açıklık, sınırsızlık
çağrışımlarında bir Budist kelimesi olanSunyata ile eşanlamlıdır.Wu Ji
yerine arada sırada sır, isimsiz, yüce anne, kaynak ifadeleri de
kullanılır.Lao Tzu ’nun dediği gibi, “Kelimelendirilen isim, mutlak bir isim
olamaz.” KelimelerWu Ji ’yi açıklayamaz; O her türlü düşüncenin, fikrin veya
kavramın ötesindedir, ama yine de doğrudan deneyimlenebilir.Wu Ji ’nin
bilinçli olarak idrak edilişine ise ‘Kaynağa Dönüş” denir.
Qi[Çi]
Wu Ji’den tezahür eden ilk prensip asal enerjidir. Buna ÇinlilerQi adını
vermişler.Qi (okunuşu, “çi”) nefes, hava, rüzgar veya enerji demektir ve
Sanskritçe’deprana , İbranice’deRuach (Tanrı’nın Nefesi) ve Tibetçe’derLung
kelimeleri ile yakın bir anlam taşır.
Qi, dalgalar ve atom-altı parçacıklardan, yıldızlara ve gezegenlere kadar
tüm hareketin özünde yatan kuvvettir.Qi dünya sistemlerini yaratan, sürekli
kılan ve yok eden güçtür. Her şeyQi ‘den tezahür eder,Qi ‘nin bir formu
olarak var olur veQi ‘ye döner. Canlılar için yaşam gücü ve tüm
metabolizmanın kaynağıdır.Qi aynı zamanda bilincin, düşüncenin, duyumsal
farkındalığın ve duyguların dinamiğinde temel teşkil eder.
Atomları, molekülleri, bedenimizi, dünyayı, güneş sistemini, her şeyi, bir
arada tutanQi ’nin etkinliğidir.Qi ‘nin kalıbı eskidiğinde ölüm gerçekleşir,
yaşam gücü çekilir, binalar yıkılır, keskin değişimler yaşanır.
Yin ve Yang
İsimsiz olan, yer ve gökyüzünün anasıdır.
--Lao Tzu
Qivar olur olmaz,Yin ve Yang olarak devinmeye başladı.Yin ‘e karşı gelen
Çince karakter, dağın gölgede kalan yamacını,Yang ‘a karşı gelen ise güneşli
tarafını betimler. Bu bağlamda,Yin ‘in belli başlı özellikleri yeryüzü,
alıcılık, karanlık, soğukluk, nemlilik, ağırlık, düşüş, daralma ve
durağanlık, buna tezat olarakYang‘ın ise gökyüzü, yaratıcılık, parlaklık,
sıcaklık, kuruluk, yükseliş, genişleme ve aktiflik olarak sıralanabilir.
Yaratılışın göreli dünyasında her şeyYin ve Yang ikiliğinde açıklanabilir.
AncakYin ve Yang birbirinden ayrı değildir, aynı mıknatısın iki kutbu
gibidirler. Bu yüzden hiç bir şey ne tamamenYin , ne de tamamenYang
değildir, biri diğerini içerir.Yin veYang‘ın dayanışıklı olarak var
oluşu,Tai Ji (En Yüksek) olarak bilinir.Tai Ji veWu Ji birbirinden ayrı
düşünülemez.
YinveYangbirbirini yaratır, bir ‘ön’ olduğu anda, mutlaka bir de ‘arka’
olacaktır.Yin veYangbirbirlerini hem denetler, hem de dengelerler; bir şey
çok sıcaksa, onu soğuk bir şey ekleyerek dengelersiniz.Yin veYangaynı
zamanda sürekli birbirine dönüşürler; aktiflik doğal bir şekilde dinlenmeye,
gece gündüze dönüşür.
YinveYang birbiriyle uyumlu ve denge içindeyse,Yin ’denYang ’a,Yang ’danYin
’e geçişler tedrici ve düzenliyse yaşam huzur doludur. Ancak, yaYin
veyaYang çok baskınsa veya aralarındaki dönüşüm alışılmadık biçimde ani ve
sert bir biçimde gerçekleşiyorsa, uyum ve denge kaybolur. Bu dengesizlikler
sağlık problemleri, ilişki sorunları, bütçe açıkları veya mevsime uymayan
iklim koşulları olarak kendini gösterebilir. Aslında evrendeki tüm
değişimler,Yin veYang’ı anlayarak analiz edilebilir.
Wu Hsing – Beş Evre
YinveYang da tekrar bölünerekWu Hsing ’i meydana getirir.Wu ‘beş’,hsing ise
‘form’ anlamına gelir. BöyleceWu Hsing terimi ‘Beş Form’, (Qidönüşümünün)
‘Beş Evre’si veya daha genel olarak ‘Beş Element’ (Odun, Ateş, Toprak,
Metal, Su) olarak ifade edilebilir. ‘Beş Evre’Yin veYang dönüşümlerinin
etaplarını detaylı olarak açıklar.
Birinci evre olan Odun (Daha AzYang ) doğuş dönemidir. Odun elementi,
bitkilerin yeşermesi ve gelişmesiyle, ilkbahar mevsimiyle, tohumların
ekilmesi ve filiz vermesiyle, doğu yönü ve gün doğuşuyla ilişkilidir.
İkinci evre olan Ateş (En FazlaYang ) genişleme ve parlama dönemidir. Ateş
elementi bitkilerin çiçek açmasıyla, yazın ilk aylarıyla, güney yönüyle ve
öğle vaktiyle ilişkilidir.
Üçüncü evre olan Toprak (Yin-Yangdengesi) istikrar dönemidir. Toprak
elementi tohumların olgunlaşması ve bitkilerin meyve vermesiyle, yazın son
aylarıyla, merkezle ve öğleden sonra ile ilişkilidir.
Dördüncü evre olan Metal (Daha AzYin ) bir araya getirme dönemidir. Metal
elementi, ürünün hasat edilmesiyle, sonbahar mevsimiyle, batı yönüyle ve
akşam vaktiyle ilişkilidir.
Beşinci evre olan Su (En fazlaYin ) stoklama ve daralma dönemidir. Su
elementi, ürünün depolanmasıyla, kış mevsimiyle, kuzey yönüyle ve gece
yarısıyla ilişkilidir.
Beş Evre dengede olduğunda iki şekilde işlev görür: Her evre bir diğerini
yaratır ve besler veya birbirlerini denetler ve kontrol altında tutarlar.
Yaratıcı Devre (Sheng,[Şeng] Devresi) süresince evrelerin etkileşimi doğal
sıralamada gerçekleşir: Odun Ateş’i besler. Ateş Toprak’ı (kül) yaratır.
Toprak Metal’I oluşturur (minerallerin damıtılması). Metal Su’yu yaratır
(yoğunlaşma) ve Su da Odun’u besler. Bu devreye aynı zamanda “anne-oğul”
devresi de denir.
Denetleme Devresi (K’oDevresi) süresince ise evreler bir atlayarak birbirini
etkilerler: Odun Toprak’ı (bitkilerin erozyonu önlemeleri misali), Ateş
Metal’i (demircinin ocağı misali), Toprak Su’yu (baraj misali), Metal Odun’u
(vida ve çiviler, marangozun aletleri misali) ve Su da Ateş’i kontrol
altında tutar.
Aşağıdaki çizelge Beş Evre’nin diğer özelliklerini göstermektedir. Burada
gösterildiği üzere evrelerin bedendeki iç organlarla ve duygularla olan
bağıntısı Taocu yogi için özel bir önem taşımaktadır.
Beş Evre
Mevsimler
İç Organlar
Duyu Organları
Anatomi
Odun
İlkbahar
Karaciğer
Gözler
Tendonlar
Ateş
Yaz
Kalp &
Dolaşım Sistemi
Dil
Kan Damarları
Toprak
Ara Dönem
Dalak &
Sindirim Sistemi
Ağız
Kaslar
Metal
Sonbahar
Akciğerler &
Solunum Sistemi
Burun
Cilt ve Saç
Su
Kış
Böbrekler &
Hormonlar
Kulaklar
Kemikler
Pa Kua
Pa Kua yani Sekiz Trigram (trigram=üç şekilli) daYin ve Yang’ın bir
türevidir.Pa Kua pusuladaki sekiz noktaya karşı gelen sekiz köşeli
şekillerle betimlenir.I Ching (Klasik Değişimler Kitabı)Pa Kua ’nın 64 olası
kombinasyonunu temel alır ve evrensel değişim evrelerinin ayrıntılı
analizini sunar.
İsmi olan, binbir türün anası.
Hiç arzu taşımadan, çözülür sırlar,
Sürekli arzularla ise, ancak tezahürler...
--Lao Tzu
Öyleyse, ilk olarak varoluş alemiWu Ji ’nin boşluğundanYin veYang ’ın dansı
olanTai Ji’ ye açılır. SonraYin veYang ’dan daha da farklılaşarak Beş
Evre’ye ve Sekiz Trigram’a dönüşür. Bunlardan da sayısız varlık formunun
tümü oluşur.
Biz ise görünüşteki çeşitliliğin şaşkınlığında ne olduğumuzu ve nereden
geldiğimizi unuturuz. İşte Taocu spiritüel uygulamalar bu süreci tersine
çevirmeyi amaçlar.
Tüm olgusal formlar sekiz trigrama, trigramlar Beş Evre’ye, Beş Evre iseYin
veYang ’a indirgenebilir. Bu nedenle,Yin veYang dengesi kurulduğunda, kişiWu
Ji ’yi idrak edebilir.
San Bao – Üç Hazine
Varoluş alemine dahil oluşu ve sonunda ‘Kaynağa Dönüş’ü tasvir etmenin bir
başka yolu iseSan Bao veya herbirimizin içinde olan Üç Hazine (Jing,Qi
veshen ) aracılığıyladır.
Jinggenel anlamıyla fizik bedenimize, özel olarak da cinsel enerjimize
tekabül eder.Jing, sekiz olağanüstü kanal boyunca bedenimizde dolaşır ve
böbreklerimizde depolanır.
Qiise oniki normal akupunktur kanalı üzerinden dolanır ve karnın alt
bölgesinde ve iç organlarda depolanır. BedenimizdeQi iki çeşittir:
Birincisi, yumurta ve spermin birleşmesi sonucu anne ve babamızdan bize
aktarılan asal gücümüz olankalıtsal Qi ’dir. Diğeri ise, nefes aldığımız
havadan ve yediğimiz yiyeceklerden kazandığımız enerji olanedinilmiş Qi
’dir.
Shen, ruha, bilince ve zihne tekabül eder. Kan aracılığıyla bütün vücuda
yayılmasına karşın,shen özellikle kalpte, genel olarak ise tüm iç organlarda
yer alır. Aslındashen tamamiyle madde-ötesi olup, sadece bedeni değil, tüm
evreni kapsar!
Boşlukshen ’i (ruh),shenQi ’yi (enerji),Qi jing ’i (öz veya form) doğurur.
Form ise farklılığa, arzulara ve nefrete, gerçekte kim ve ne olduğumuza dair
aklımızın karışmasına gebedir. Bu yüzdendir ki Taocu yogi,jing ’iQi ’ye,Qi
’yishen ’e veshen ’i boşluğa dönüştürebilmenin yolunu arar.
Üç Dan Tian
Üç Dan Tian(Cinnabar veya İksir Tarlaları), Üç Hazine’nin dönüşümünün
gerçekleştiği içsel kimyevi kazanlardır.
Göbek çukuru, böbrekler ve cinsel organlar arasındaki bölgede yer alan (Sarı
Avlu da denilen)Alt Dan Tian ’daJingQi ’ye dönüşür.
Göğsün ortasında yer alan (kalbe referansla Kızıl Saray da denilen)Orta Dan
Tian ’daQishen ’e dönüşür.
Beynin merkezinde yer alan (Kristal Oda da denilen)Üst Dan Tian ’da iseshen
boşluğa dönüşür.
Üç Beden
Fiziksel bedenimizjing ’e (öz) tekabül eder. Enerji bedenimizÜç Dan Tian
’dan, yani iç organlardaki enerji alanlarından, enerji kanallarından ve bu
kanallar boyunca akanQi ’den, meydana gelen süptil bedenimizdir. Ruhsal
bedenimiz ise üç bedenin en süptil olanıdır ve saf zihnin enerjisinden,
yanishen ’den, oluşmuştur.
Üç Kuvvet
Makrokozmik açıdan,shen (veya ruh) gökyüzününYang enerjisine,jing
yeryüzününYin materyal formuna,Qi ise gökyüzü ve yeryüzü arasındaki
etkileşimin ürünü olan atmosferik enerjilere tekabül eder. Üç Kuvvet’iQi
’nin farklı formları olarak da değerlendirmek mümkündür: Yıldızlar, güneş,
ay ve gezegenlerle bağlantılı olarakTian Qi (Göksel Enerji),Di Qi (Yeryüzü
Enerjisi) veDa Chi (Atmosferik Enerji). Biz de Üç Hazine’mizi Üç Kuvvet’le
bağlantılandırmayı öğrenerek bedensel enerjimizi yükseltebilir, canlılık ve
zindelik kazanabilir ve kendimizi ‘Kaynağa Dönüş’ için hazırlayabiliriz.
YOL
Meditasyon
Meditasyon Taocu uygulamanın temel direğidir. Meditasyon olmadan diğer Taocu
sanatların içi boşalır.Qi ’nin devinimi, dengelenmesi ve dönüştürülmesine
yönelik içsel simyevi yöntemler, imgeleme metodları, arınma teknikleri,
kutsal metinleri melodiyle okuma, rüya pratikleri, astral uçuşlar ve nefesi
takip etme gibi çok çeşitli Taocu meditasyon uygulamaları vardır. Taocu
meditasyonun farklı hedefleri olabilir –ruhsallığa, sağlık kalitesini
yükselmeye veya tedaviye yönelik gibi.
Ritüeller ve maji ayinleri de meditasyon kategorisi altında yer alır. Ritüel
ve seremoni, bir tür dışsal grup meditasyon formu olarak düşünülebilir.
Bireysel meditasyon esnasında içsel nitelikte gerçekleşen arınma veYin-Yang
uyumlanma süreçlerinin çoğu, Taocu ritüel ve seremoni sırasında topluluğa ve
çevresine sosyal bir ahenk yaratacak biçimde yayılır; insanlara ve ait
oldukları topluma denge ve huzur sağlar. Maji ritüelleri, talismanlar
üzerinde çalışmayı, Taocu panteonun yücelerinden bir veya birden fazlasını
yardıma çağırmayı veya kişininQi enerjisini şifa vermek, negatif tesirleri
bastırmak veya pozitif güçleri kendine çekebilmek amacıyla bedeninden öteye
genişletme pratiğini içerir.
Genelde meditasyon oturarak yapılan bir eylem olarak düşünülse de, Taocular
ayakta durarak, yürüyerek, yatarak veya farklı hareketlerle de meditasyon
yaparlar. Bu farklılıklar kişinin meditasyonu gündelik yaşamının
değişkenliğine entegre edebilmesini sağlar.
Taocu meditasyon, kişiyi meditasyon seansının ana bölümü için alıcı konuma
getirmek amacıyla daima gevşeme teknikleriyle başlar. Meditasyonun odağı
uygulamaya bağlı olarak değişiklik gösterir –odaklanan, bir imge, nefesin
giriş ve çıkışı, bedende belli bir bölge, bir talisman,Qi ’nin devinimi ve
arındırılması veya zihinsel aktivitenin niteliği olabilir.
Özellikle ilginç olan Taocu içsel simyevi meditasyonlardır. Burada kişi bir
mantraya, koana veya imgeye odaklanmak yerine kendiQi enerjisini meditasyon
objesi olarak kullanır.Lieh Tzu ’nun dediği gibi, “Zihin yol gösterir,Qi
takip eder.” Zihin bedendeki belli enerji merkezlerine odaklandığında, o
bölgedekiQi hemen harekete geçer.Qi ’nin aktivitesi ise karıncalanma,
ısınma, genleşme, çarpıntı, titreme, şişme veya kabarma gibi klasik
belirtilerle farkedilir.
Genel olarak bu meditasyonlar orijinalQi ’nin depolandığı altDan Tian ’a
odaklanarak başlar. Aktive edildikten sonra iseQi , tıkanıklık ve engelleme
olmadan güçlü bir şekilde akana dek akupunktur kanalları boyunca
yönlendirilebilir. Bu aşamada, bedenimizde halen mevcut olanQi ’yi muhafaza
etmemiz, enerji bedenlerimizdeki ‘delikleri’ tıkamamız son derece önemlidir.
Beş renk gözü kör eder,
Beş renkse, kulağı sağır.
Beş çeşni, tat alma duyusunu köreltir.
Fazla düşünmek zihni zayıf düşürür,
Arzular ise kalbi öldürür.
--Lao Tzu, Tao Te Ching, 12.Bölüm
BedenimizdekiQi ’yi tüketen temel ‘hırsız’lar şunlardır: Olumsuz duygusal
yönelimlerde aşırılığa kaçmak, duyumsal girdilerin çok fazla olması ve üreme
sistemimiz. Yaşam içinde olumsuz duyguların varlığı gerekli, hatta şarttır;
ancak kronikleştikleri taktirde kişiyi takatten düşürürler. Duyumsal
girdiler hoş olabilir, ama fazlasıyla dışsal duyumlara düşkün olmak, iç
organlardaki Qi’yi tüketen bağımlı ve zorlayıcı uyarımları doğurur. Üreme
sistemi aracılığıyla oluşanQi kayıplarından ise ileride daha fazla
bahsedeceğiz.
Taocu meditatörünQi ’yi aktive etmeye ve yönlendirmeye odaklanmasıyla
beraberQi ’nin arınma süreci de başlar.Qi ’nin çok olması yeterli değildir,
aynı zamandakorunmuş ,arınmış ,dengelenmiş veerdemli Qi ’yedönüştürülmüş
olması gerekir. Daha önce de bahsi geçtiği üzere, zihnin ve bedenin tüm
hareketleriQi tarafından motive edilir.Qi, bilinçliliğin üzerinde hüküm
sürdüğü bir kaidedir. Erdemli ve aydınlanmış bir zihne sahip olmak için,
kişininQi ’sinin temiz olması şarttır.
Tao’cu simyadaQi ’nin işlenmesi, onun bedendeki çeşitli merkezlerde ve
kanallarda toplanması, dengelenmesi ve dönüştürülmesi ile gerçekleşir.
Böylece beden olumsuz duygulardan arınır, olumlu ve erdemli tavırlar vücut
bulur. İşte bu erdemli tavırlar,ölümsüz beden ’in temelini teşkil eder. Bazı
Taocu meditasyonlar ise, duyu organlarınınQi ’sini kendilerine tekabül eden
iç organlarla bağlantılandırarak “anne ve oğulu bir araya getirme” amacına
yöneliktir.
Temeldejing ’inQi ’ye,Qi ’ninshen ’e veshen ’in boşluğa dönüştürülmesi
meditasyon uygulamaları sayesinde gerçekleşir. Diğer tüm pratikler ise
meditasyona destek verir niteliktedir.
Qi Gong
Qienerji veya nefes,gong ise beceri demektir. Bu nedenle nefes eğitimine
yönelik herhangi bir Taocu uygulama,Qi Gong pratiği olarak tanımlanabilir.
En önemli eğitim nefes alış-verişin çok doğal hale getirilmesidir. Doğal
nefesin özellikleri,sessiz, yumuşak, düzenli, uzun vederinolmasıdır. Her
düşünce ve duygu nefeste kaydolur. Örneğin, bir matematik problemine
konsantre olduğumuzda nefesimizi tutarız, cinsel uyarımda kısa ve hızlı
nefes alıp veririz, canımız sıkkın olduğunda içimizi çeker ve nefesimizin
zorlandığını hissederiz. Buna karşın nefesimizdeki her değişim de zihnimizi
etkiler. Nefesin doğal dinlenme moduna dönüşü, hem beden, hem de zihin için
çok faydalı ve şifalandırıcı olan ‘gevşeme’ reaksiyonunu tetikler. Böylesi
derin bir gevşeme hali ise, gerçek ‘içsel nefes’in ortaya çıkmasına yol açar
ve bilge zihnin enerji atı olanerdemli Qi ’yi yaratır.
TaocularınQi Gong uygulamalarının farklı nedenleri vardır. Taocu, sağlık ve
zindelik adına, dövüş sanatlarındaki becerisini arttırmak veya ruhsal yönden
gelişmek amacıylaQi Gong çalışmayı seçebilir. Taocu usta içinQi Gong Üç
Hazine’yi beslemeye hizmet eder. Daha yoğun fiziksel aktivite içerenQi Gong
egzersizleri, enerji bedeninin süptil ağının onarılmasını ve güçlenmesini,
böyleceQi ’nin hareket edebilmesi ve arındırılabilmesi için güçlü ve esnek
bir matriksin oluşmasını sağlar. BazıQi Gong duruşları ise, kişinin doğada
mevcut olan insan-ötesiQi ’nin sınırsız reservine dokunabilmesi için temel
oluşturmak üzere enerjisini ‘topraklama’sını sağlar.
Amerikalı kızılderililer gibi, eski Taocu şamanlar da hayvan enerjileriyle
bağlantı kurarak doğanın güçleriyle denge ve uyumun tesis edilebileceğini
farkettiler.Hsia hanedanının Taocu imparatoruBüyük Yü , gök ve yeryüzü
arasındaki uyumu sağlamak ve topraklarındaki selleri durdurabilmek amacıyla
bir ayının hareketlerini taklit eden adımlarla vecd halinde dansetmişti.
“Yü’nün Adımı” olarak bilinen bu dans, Taocu ritüellerde günümüzde de
uygulanmaktadır.
Taocular bu farkındalığı kısa sürede bedenlerindeki mikrokozmosa da
taşıdılar.Qi Gong ‘un bilinen en eski formlarından çoğu hayvan
hareketlerinden türemiştir. İ.Ö. 2. yüzyıldan kalmaKing Ma ’nın mezarında
1973 yılında bulunan ‘KlasikQi Gong’ illüstrasyonlarında, sağlığı korumaya
ve belli başlı hastalıkları tedavi etmeye yönelik 40’dan fazlaQi Gong duruşu
resmedilir. Bu duruşların yarısından fazlası hayvan hareketlerinden
esinlenmiştir. 2. yüzyılın ünlü Taocu doktorlarındanHua T’o şöyle yazmıştı:
“Akan su atıl kalmaz; işleyen kapı menteşesi paslanmaz.” Bu düşünceyle,Hua
T’o hastaları için turna, ayı, maymun, geyik ve kaplan hareketlerini esas
alanWu Jin Xi (Wu Chin His) veya “Beş Hayvan Sıçrayışı“ olarak bilinen bir
diziQi Gong egzersizi tasarladı.
Öncelikle kas gelişimi ile kalp ve damar sağlığına odaklanan Batı’nın
egzersiz anlayışından farklı olarak,Qi Gong disiplini içsel sistemlerin
güçlendirilmesini önemser. Duyu organları (göz, kulak, vs.), tendonlar ve
lifler, üreme organları gibi çeşitli iç organları besleyen belirli
egzersizler söz konusudur. Hatta kemik yapısını ve ilik dokusunu güçlendiren
birQi Gong egzersiz sistemi bile mevcuttur.
Düzenli olarak yapılanQi Gong egzersizlerinin, kişinin yüksek seviyede
elektrik, manyetik ve sub sonik dalga yayma yeteneğini arttırdığı bilimsel
olarak saptanmıştır.Qi üzerinde çalışanların bu yeteneği Çinde şifa alanında
geniş ölçüde değerlendirilmektedir. Günümüzde Çinde yüzlerceQi Gong
hastanesi ve kliniği mevcuttur. Bu merkezlerdeQi Gong terapisi, ya tek
başına veya akupunktur, bitkisel yöntemler ve Batı tıbbıyla işbirliği içinde
romatizmadan kansere kadar pek çok rahatsızlığın tedavisinde
kullanılmaktadır.
Çin Tıbbı
Ruhsal uygulamaların meyve vermesi uzun zaman alır. Sağlıklı ve uzun bir
hayat bu konuda başarılı olabilmenin temelini hazırlar. Bu yüzden, saygın
TaocuKo Hung simya alanındaki ünlü eseriPao-pu-tzu ’da şöyle yazmıştır:
“Taocular arasında, Taocu sanatlarla paralel olarak tıp sanatlarını
çalışmayan tek bir kişi bile yoktu.” [1]
İlk olarak, toplumdan uzak meditasyona çekilebilmesi için, Taocunun kendi
kendine yeterli olması ve salt sağlıklı kalabilmek adına da şifa
yöntemlerini bilmesi gerekiyordu.
İkinci olarak, daha önce Beş Evre başlığı altında ifade edildiği üzere tüm
iç organların enerjik, duygusal, ruhsal ve kozmik bağıntıları söz konusudur.
A.B.D.’nin güneybatısında yaşayan Dineh veya Nevajo insanları gibi, ilk
Taocular da sağlığı sadece içsel bir denge öğesi olarak değil, aynı zamanda
kişi ile doğa güçleri ve kozmos arasında bir denge sağlayıcı olarak
gördüler.
Organları güçlendirmeyi ve aralarındaki denge ve akışı korumayı öğrenerek,
kişiyi olumsuz mevsimsel ve astrolojik tesirlere karşı savunmasız bırakan
bazı içsel zayıflıkları telafi etmek mümkündür. Hastalık ve felaketler,
insanların Tao ile uyumu yitirdiklerinin bir göstergesidir. Çare ise,
doğayla, toplumla ve içsel alanlarla doğru bir ilişkilenmeyi yeniden
kurmakta yatar. Doktoru temsil eden eski bir Çin karakterinde, oklarla dolu
bir sadak tutan ve vecd içinde dans eden bir şaman tasvir edilir. Muhtemelen
oklar şer tesirleri kovmak için kullanılıyordu. Daha sonra bu konsept
akupunktur iğnelerinin kullanımına kadar uzanmıştır. Bu şamanların çoğu,
hatta çoğunluğu, kadındı. Transa geçip ruhsal alemde dolanırlar veya bir
sorunun nedenini teşhis etmek için yücelere kanallık yaparlardı.
Çin tıbbı sonralarıYin veYang ,Qi ve Kan, Beş Element ve iç organ
bağıntıları, Üç Hazine ve diğer bazı teşhis sistemlerini de içine alacak
biçimde genişledi.
Çin tıbbı hastalıkların nedenlerini Dışsal Faktörler (çevre, iklim,
astrolojik tesirler ve tabiat güçleri), İçsel Faktörler (yedi patolojik
duygu, yani aşırı kızgınlık, haz, üzüntü, kaygı, hüzün, korku ve şok [2]) ve
İçsel veya Dışsal Olmayan Faktörler (fazla çalışma, aşırı cinsellik) olarak
sınıflara ayırır. Tedavi modları, meditasyon, diyet, şifalı bitkiler,Qi Gong
, akupunktur, moxibustion (G.D. -hastalıkları tedavi etmek veya analjezik
üretmek için deride pamuk veya diğer bazı maddelerin yakılması) ve masajı
içerir.
Dövüş Sanatları ve Askeri Strateji
Dövüş ve savaş kavramları ruhsal çalışmayla çelişiyor gibi görünse de,
ormanlarda ve dağlarda haydut sürülerinin kol gezerek seyahat edenleri
avladığı Çinde sağ kalabilmek için kendini korumayı bilmek elzemdi. Ayrıca,
bilgelikleri nedeniyle Taocular, ülkeleri tehdit altında olan krallara ve
imparatorlara danışman olarak seçilirlerdi.Lao Tzu bileTao Te Ching ’in bir
kaç bölümünü askeri tavsiyelere ayırmıştır.Sun Tzu ’nun askeri stratejinin
Taocu prensiplerini açıkladığıSavaş Sanatı (The Art of War) adlı el kitabı,
2000 yıldan uzun bir süredir, general George Patton da dahil olmak üzere,
pek çok ülkenin generali tarafından okunmuş ve çalışılmıştır.
Taocu dövüş sanatları dünyaca ün yapmıştır. İnsanlar bu sanatları sadece
kendilerini korumaya yönelik değil, sağlık, zindelik ve ruhsal gelişme
amacıyla da uygularlar. Taocu dövüş sanatlarının en
tanınmışlarındanTaijiquan (Tai Chi Ch’uan)Yin ve Yang ’ın karşılıklı
etkileşimini temel alır ve bu prensiplerin derinlemesine idrak edilmesine
hizmet eder. Bunun gibi,Xingyiquan (Hsing-I Ch’uan) Beş Element’e,Baquachang
(Pa-Kua Chang) ise harekette sekiz trigramın incelenmesine dayanır. Bu üç
dövüş sanatı bedeni güçlendirir,Qi ve nefesi besler, akupunktur kanallarının
esnekleşmesini ve açılmasını sağlar ve ruhu odaklar. Bu yüzden dövüş
sanatları Taoculukta ruhsal pratiğin önemli bir yardımcısı ve
destekleyicisidir.
Cinsel Uygulama (Jing Gong)
Cinsel uygulamalar en eski zamanlardan beri Taoculuk bünyesinde yer alır.
4600 yıl kadar önce Taocu Sarı İmparatorHuang Ti ’nin cinsel yoga sayesinde
ölümsüzlük kazandığı, 100 yıllık başarılı hükümranlığının sonunda gün
ortasında “cennete yükseldiği” rivayet edilir. O zamandan beri Taoculuk
cinsel enerjiyle çalışmaya yönelik pek çok pratiği içerir. Bu uygulamalar
amaçlarına göre farklı gruplara ayrılırlar.
Sağlıklı yaşamak ve ölümsüzlüğe ulaşmak içinjing ’in (cinsel enerji)
korunması ve güçlendirilmesi hem tıp, hem de simyada merkezi bir yer
tutar.Jing , erkeklerde boşalma yoluyla, kadınlarda ise aylık kanamalar
sırasında ve doğum sürecinde tüketilir. Bu nedenle, erkekler içinJing Gong ,
cinsel enerjiyi koruma, güçlendirme, devindirme ve dönüştürme hedeflerinin
temeli olarak boşalmayı kontrol etme metotları üzerinde yoğunlaşır. Kadınlar
için iseJing Gong, (“kızıl dragonun katledilmesi“ olarak bilinen) adetlerin
kontrolüne yönelik egzersizlere ağırlık verir.
Taocu gelenekte cinsel sağlık ve hijyen genel bir kitleyi hedefler;
bekarlığı seçmiş keşişler, aileler veya yoga ustaları, üreme sistemlerini
sağlıklı tutmanın yollarını öğrenmekten eşit derecede yararlanırlar. Ayrıca
uygulamalar arasında kadınlarda vajina kaslarını güçlendirmeye ve orgazmik
potansiyeli arttırmaya yönelik ‘Yeşim Yumurta’ egzersizleri, göğüs ve haya
masajları vardır.
Taocu literatür ve sözel gelenekler, kişinin partneriyle daha üst derecede
cinsel haz ve uyum elde etmesini hedefleyen bazı pratiklerini de içerir. Bu
kitaplar öncelikle evliler için yazılmış olupfang-chung (“yatak odası
sanatı”) literatürü olarak anılır. Hindistan’ınKama Sutra ’sı ve Japonya’nın
“yastık-altı kitapları” gibi, bu kitaplar da kişinin partnerini uyarması,
cinsel refleksoloji, erkeklerde boşalma kontrolü ve kadınlarda uyarımı
arttırmaya yönelik pozisyonların ve tekniklerin çeşitlemelerini sunar.
ErkeklerYang olarak bilinir - tıpkı ateş gibi, çabuk ısınan ve çabuk
soğuyan. Buna karşın, kadınlarYin ’dir - su misali, kaynamaları uzun sürer,
ancak sonra uzun süre sıcak kalırlar. Dengeyi kurmak için, erkek kadını
kaynama noktasına getirinceye kadar ateşini sürdürme sanatını
geliştirmelidir. Kadın ise, daha çabuk ve daha güçlü kaynamayı ve erkeğin
ateşini gereğinden önce söndürmemeyi öğrenmelidir. İşte bu,Yin-Yang
dengesinin Taocu sanatıdır.
Taocu ustaların cinselliğe yaklaşımı ise farklıdır; onlar salt haz almayı
değil ölümsüzlüğü hedef alırlar. Bu yüzden Taocu kadın ve erkek ustalar,Yin
veYang enerjilerini takas etmek, geliştirmek ve dengelemek adına elverişli
bir pratik olarak cinsel birleşmeyi deneyimlerler. Çoğu Taocunun
cinsellikten uzak kalarak ölümsüzlüğü hedeflemesine karşın, ikili işlem veya
“aşılama” (kişinin partnerindenYin veyaYang enerjisini ödünç alması) çoğu
kişi tarafından içsel simyevi dönüşümün hızlı bir yolu olarak kabul edilir.
Diyet
Gıda,edinilmiş Qi ’nin temel kaynağıdır ve bu yüzden de Taocu yoga
uygulayıcısı tarafından göz ardı edilemez. Ancak diyet, günümüzde diyet
kürlerinin çoğu fanatik takipçisinin benimsediği üzere ruhsal gelişmenin ana
direği değil, sadece destekleyicisidir. [3]
Taocu diyet önerileri hem hafif, hem de esnektir. Aslında,I Ching ’in 27.
hexagramında (“Beslenme”) çekirdek trigramlar, 2. hexagrama (“Alıcı”)
tekabül edecek şekilde sırfYin çizgilerinden oluşur. Bu da diyette ana
fikrin esneklik olduğunun bir işaretidir. Katı diyet öğretileri hiç bir
zaman Taoculuğun bir parçası olmamıştır.Ölçülülük en başta gelen kuraldır -
ne çok fazla, ne çok az. Aşırı yeme ve içme zihni yavaşlatır ve bedeni
zorlar. Bunun dışında, çok az genel kısıtlama söz konusudur; alkol, kafein,
tütüne bile belli ölçülerde izin verilir. Hatta eski zamanlardan kalma,
şarabın niteliklerini öven Taocu içki şarkıları külliyatı bile mevcuttur.
Diyet ilkeleri, uygulayanın bedensel donanımına, dayanıklılığına ve
mevsimlere bağlı olarak kişiden kişiye değişir. Gıda maddelerini
sınıflamanın bir kaç yolu vardır. Bunlardan biri,yapıcı gıda vetemizleyici
gıdaayrımıdır. Et, tahıl, nişastalı sebze ve meyveler gibi bedenin inşasına
hizmet edenleryapıcı gıda maddeleridir.Temizleyici gıda sınıfına girenler
ise yeşil yapraklı sebzeler, kereviz, Çin lahanası, çilek, domates, biber ve
benzeri daha sulu gıda maddeleridir. Genel olarak dengeli bir diyet her iki
kategorideki gıda maddelerinden oluşmalıdır. Sonbahar ve kış aylarında
ısınmak ve enerji depolamak içinyapıcı gıda maddeleri, ilkbahar ve yaz
aylarında ise serinlemek ve sistemi temizlemek adınatemizleyici gıda
maddeleri daha büyük oranda tüketilmelidir.
Gıda sınıflamasında bir diğer sistem ise Beş Evre’yi temel alır. İdeal
olarak kişi her gün beş tadın (ekşi, acı, tatlı, baharatlı ve tuzlu) hepsini
içeren çeşitli gıdalar yemelidir. Hangi tadın ne oranda alınacağı ise
mevsime ve kişinin metabolizmasına bağlı olarak değişir.
Hafif pişmiş yiyecekler çiğ olanlara tercih edilir. Çiğ gıda almak, yaş
odunu yakmaya benzetilir – zor yanar, fazla duman ve atık madde çıkar, ama
verdiği ısı azdır. Şehrin telaşlı temposundan uzak, tutku ve heyecanı
tetikleyen pek az ‘akıl-çelen’in olduğu, temiz havalı ve bol güneşli
dağlarda yaşayan yogi, genellikle sebze ve meyvelerden ibaret olan ve en
sonunda sadece zindelik veren şifalı otlara indirgenen saf ve hafif bir
diyet uygular. Eski Taocu klasik eserler, tahıl, et, sarımsak ve soğanın
yogi için terkedilmesi gereken gıdalar olduğunu savunur. Tahıllı gıdalarınÜç
Dan Tian ’da yerleşik olanÜç Solucan ’ı beslediği ve yavaş yavaş kişinin
yaşam gücünü tükettiği ifade edilir. Tahıllardaki enerji ağırdır ve yoğun
olarak meditasyon yapan kişi zaten doğal olarak onlardan vazgeçmeye
meyleder. Et yemekten de sakınılır, çünkü ustanın bedenindeki faydalı
‘periler’, “nefesi kendilerini yaralayan, uçup gitmelerine neden olan ve
böylece yaşamı kısaltan ‘kan’dan korkarlar.”[4] Soğan ve sarımsak ise
nefesin kötü kokmasına sebep olur ve içselQi üzerinde benzer biçimde
kirletici etkileri olduğu düşünülür.
Tıpkı ateşin sönmesine izin vermek misali, kişinin sindirim sistemini güçsüz
bıraktığı ve yavaşlattığı için oruç tutmak genellikle tercih edilmez. Ancak
uzun bir ‘beden-dışı seyahat’ deneyimine hazırlanan Taocu usta için bir
istisna söz konusudur. Bu durumda, yoginin bedenini terketmeden önce
haftalarca hatta aylarca tam bir ‘nefesçi’ olarak hazırlanması gerekir.
Yoksa bağırsaklarda kalan yiyecekler çürüyerek veya sertleşerek ustanın
bedene dönüşünde ciddi sorunlara yol açabilir.[5] Bunun bir diğer avantajı
da, kişinin erzağa gereksinim duymadan ‘dağ inzivası’nda meditasyon halinde
uzun süre kalabilmesidir.
Genel olarak, şehirde yaşayan bir Taocu ile inzivadaki bir dağ yogisine
uygun olan diyetler birbirinden oldukça farklıdır. İkinci yüzyılın Taocu
simyacısıKo Hung ,Pao-p’u-tzu adlı eserinde şu uyarıda bulunur: “Eğer size
dünyayla bağlarınızı koparmak, evinizi terketmek ve bir tepede yaşamak uygun
gelmiyorsa, Beş Tat’tan uzaklaşmayı başarmanız mümkün değildir. Eğer
kendinizi sıkıntıya sokmak istemiyorsanız, nişastalı yiyeceklerden vazgeçmek
yerine sadece diyetinizi dengeleyin, ki bunun için yüzlerce metot
mevcut.”[6]
Eğer bir şehir insanı aşırı derecede hafif ve saf bir diyet uygulamaya
kalkarsa, çevresel koşulların tesirlerine fazlaca duyarlı bir hale gelir ve
kolaylıkla dengesini yitirip hastalanabilir. Bu nedenle şehirli Taocular
çoğunlukla diyetlerine eser derecede et, alkol, kafein, beyaz un veya şeker
ekleyerek ‘stratejik katışıklık’ uygularlar. Yine burada, ‘ölçülülük’
anahtar kelimedir ve bağımlılığa meyli olanlar tarafından asla bir tavsiye
olarak yorumlanmamalıdır.
Feng Shui (Geomancy)
Spiritüel uygulamalar için elverişli bir mekanın seçilmesi Taocular için çok
önemlidir.Qi , tıpkı bedenimizde olduğu gibi toprağın içinde ve üstünde de
hareket halindedir. Bazı mekanlar, meditatöre içsel arayışında büyük ölçüde
fayda sağlayacak derecede güçlü ve dengelenmiş enerji taşıdıkları için
kutsal kabul edilir.
Feng rüzgar,shuiisesudemektir. Böylecefeng-shui,Qi’ nin doğadaki akışının
ayırdında olma sanatını ifade eder. Taocular, şiddetli rüzgarlardan,
sellerden ve heyelandan korunaklı, suyu bol, manzarası güzel, heybetli kaya
formasyonları olan sessiz bölgeleri tercih ederler. İnzivaya çekilinen yer,
gerektiğinde ihtiyaç duyulan malzemeleri temin edebilmek adına bir köye veya
kente yeterince yakın, ama aynı zamanda yalnızlığı garanti edecek derecede
uzak olmalıdır. Mekanda güneş ve gölge, sıcak ve soğuk dengesi şarttır.
Taocu yogilerin özümseyebileceği nitelikte güçlüQi enerjisi yaydıkları için,
çam ağaçlarının bolluğu büyük bir avantajdır.
Pek ender olsa da çevre koşulları gereğince dengede değilse, aynalar,
ışıklar, talismanlar, kırmızı şeritler vePa Kua sembolleri gibi araçlarla
geomantik dengesizlikleri gidermek mümkün olabilir.
Beş Evre ve içselQi arasındaki yönlü bağlantılar da Taocular için büyük önem
taşır. Taocu yogiler, bedenlerini güçlendirmek ve iç organlarını dengelemek
amacıyla beş yönünQi ’sini kendilerine çekerler. Beş yönle ilişkili olan
hayvan enerjileri de mevcuttur. Taocu usta, şer tesirlere karşı koruyucu bir
kalkan oluşturmak üzere şamanistik yöntemlerle bu enerjileri de çağırmasını
bilir.
Bir binanın konumunu saptamada, odaların yerlerini belirlemede ve içsel
dekorasyonunda, Sekiz Trigram bağlantıları dikkate alınmalıdır.
Konumlanmanın yönüne bağlı olarak ortaya çıkan belli tesirlerin
yorumlanmasında ise geomantik pusulalar (lo-pan) sıkça kullanılır. Bu
yorumlar, ailedeki her bireyin astrolojik doğum çizelgelerine bağlı olarak
farklılık gösterir.
Astrology
Taocu uygulamalar için kutlu mekanlar olduğu gibi, kutlu zamanlar da vardır.
Çin astrolojisi gökteki hareketleri insan anatomisine ve fizyolojisine
ilişkilendirir. Her gün oniki adet ikişer saatlik dilimlere ayrılır. Her bir
dilimdeQi bedendeki belli bir akupunktur kanalından diğerlerine oranla daha
güçlü akar. Örneğin, sabahları 3:00 ile 5:00 arası,Qi a kciğer meridyeninde
daha kuvvetle dolanmaktadır. Yaşamın nefesini onlar aracılığıyla içimize
çektiğimiz için, akciğerler “Qi’nin Ustası” olarak bilinir. Bu nedenle,
kişininQi Gong uygulamasından optimum yarar sağlayacağı zaman, akciğerlere
tekabül eden saatlerdir. Bu aynı zamanda akupunktur ile akciğer sorunlarının
tedavisine en elverişli zaman dilimidir.
Güneş çok güçlü birQi enerjisine sahiptir ve dünya yaşamı üzerindeki tesiri
aşikardır. Güneş,Yang enerjisinin özüdür; kalple ve ateş elementiyle
bağlantılıdır. Dünyanın güneş etrafındaki yıllık turuna ‘Sarı Rota’ denir.
Taocular 365 günlük bu devreyi, her biri aşağı yukarı15 gün olan ve
‘mini-mevsim’ olarak bilinen 24 solar periyoda ayırırlar. Bu periyodlar ise
omurganın 24 ayrı omuruna tekabül eder.
24Qi Gong setinden oluşan bir Taocu uygulama vardır. Her set belli bir solar
periyoda karşı gelir ve ilgili ‘mini-mevsim’in özgünQi ’siyle bağlantı
kurmak için belirli saatlerde çalışılır. DiğerQi Gong uygulamaları ise,
güneş enerjisini özümseyebilmek için gün doğumundan hemen sonra ve gün
batımından hemen önce tatbik edilir.
Güneşi baz alan bu sınıflamaya karşın, Çin takvimi ay kökenlidir ve
başlangıç tarihi olarak Sarı İmparatorHuang Ti ’nin hükümranlığındaki ilk
yeni ay alınır. Ay,Yin enerjisinin özüdür, böbreklerle ve su elementiyle
bağlantılıdır.
Güneş ve ay enerjilerinin özellikle güçlü ve ulaşılabilir olduğu belirli
günler vardır. Gündönümü ve ekinokslarda, güneş adeta durmuş gibidir.
Taocular bu günlere ‘kapılar’ derler. Eski bir inanca göre ölümsüzlüğü
arayan Taocular, bu semavi alanların her birine ölümsüzlük meyvesini
bahşeden Tanrı tarafından karşılanmak üzere böylesi zamanlarda bu
‘kapılar’dan geçmelidirler.
Ayrıca, (TaocularınAltın Kapı dedikleri) İlkbahar Ekinoks’undan sonraki
lunar aylardaki güneşsel cevheri ve (Doğu Kuyusudenilen) Güz Ekinoks’undan
sonraki aysal cevheri değerlendirmeye elverişli önemli kutsal günler de
mevcuttur. Genel olarak, güneşsel cevheri biriktirmek için en elverişli
günler gündönümü ve ekinokslar, aysal cevheri biriktirmek için ise yeni ay
ve dolunay günleridir.
Beş Evre çizelgesinde görüldüğü gibi gezegensel enerjiler beş iç organla
doğrudan alakalıdır. Bu enerjiler Taocu usta tarafından kendine ve diğer
insanlara şifa vermede kullanılır.
Yıldızlar ve burçlar da Taocu uygulayıcı için büyük önem taşır. Her yıldız
ve burç, özgün birQi enerjisine sahiptir ve bedenin belli bölgelerini
etkiler. Örneğin,Bushel olarak bilinenBig Dipper ’in yıldızları
kafatasındaki yedi kemiğe ve bazı iç organlara tekabül eder. Gökyüzünün dört
quadranındaki 28 burç ise, Beş Evre, Beş Yön ve beş iç organıyla
bağlantılıdır.
Dokuz Göksel Alan‘ın giriş kapısı olarak kabul edilen Kuzey Yıldızı ise özel
bir önem taşır. Dokuz Göksel Alan’ın enerjisi Kuzey Yıldız aracılığıyla
yayılır ve ustanın tepe çakrasında mor ışık olarak özümsenir. Bu enerji
bedendekiYang gücünü besler, arındırır ve dengeler.[7]
TAOCU UYGULAMANIN OLUMLU SONUÇLARI
Kişi yaşamı boyunca doğanın örüntüsüyle uyum içinde sade ve ölçülü bir
biçimde Tao’yu takip ederse, eninde sonunda Tao’yu idrak edebilecektir.
“Kurtuluşa ulaştığında, usta tüylü bir elbise giyecek, ışığın üzerinde yol
alacak, yıldızların üstünde seyahat edecek veya boşlukta yüzecek. Rüzgar ve
ışık onun arabası, dragonlarsa atı olacak. Kemikleri yeşim taşı gibi
parlayacak, yüzü göz kamaştıracak biçimde ışıldayacak, başı bir hale ile
çevreli ve tüm bedeni güneş ve ay kadar güçlü doğaüstü bir ışık yayıyor
olacak. Tüm isteklerini gerçekleştirebilecek ve yer ve gökyüzüne eşit bir
ömürde bitmeyen bir gençliği yaşamanın tadını çıkaracak. Ayrıca, yarını
bilecek, bir günde binli kadar yol alabilecek, suya gömülse de ıslanmamayı,
ateşte yürüse bile yanmamayı başaracak. Ne canavarlar, ne de silahlar ona
dokunamayacak. Doğanın güçlerini ve enerjilerini yönetme erkine sahip
olacak.”[8]
Ölümsüzler (hsien) için üç farklı aşama ve seviye söz konusudur.Pao-p'u-tzu
’da Ko Hung bu üç seviyeyi açıklar:
Birincisi, “ölü bedenin kurtuluşu” (shih chieh), yaşam süreleri içinde
bedenlerini yeterince dönüştürememiş olan ustaların içinde bulunduğu
seviyedir. İnsanlar ölüm anında ya bedenlerini tamamen bırakırlar, ya da
beden tamamen yok oluncaya ve kefen boşalıncaya dek arınma çalışmalarını
sürdürürler. İkinci durumda bedenlerindeki fiziksel Beş Element’i daha
süptil enerji boyutlarına dönüştürerek cehennemsel alanlardan korunmuş
olurlar.
İkinci seviyedekiler, yani “dünyasal ölümsüzler”, ölümsüz bir beden
kazanmayı başarmış ama göklere yükselememiş olanlardır. Bunlar kutsal
mağaralarda, uzak adalarda ve cennet misali mekanlarda yerleşirler.
Mükemmelliğin üst derecelerine erişememiş olsalar da, büyük güçlerle
donanmışlardır.
“Göksel ölümsüzler”in ise metamorfoza uğramış bedenleriyle gün ortasında
göğe yükseldikleri söylenir. Bunlara aynı zamanda “uçan ölümsüzler” de
denir.
Tüm bunlardan başka, bir de “dünyadaki insanların ustaları” vardır. Bunlar
geçiş erkini taşıdıkları halde göklerde kalmak yerine Taocu öğretileri
korumak ve yaymak adına defalarca yeryüzüne enkarne olurlar. [9]
ÖZET
Bilginin peşinde, her gün yeni bir şey kazanılır.
Tao’nun peşinde, her gün yeni bir şey terkedilir.
Daha ve daha az, wu-wei*’ye ulaşıncaya dek,
Bir şey yapılmaz, ama hiç bir şey yapılmamış kalmaz.
--Lao Tzu
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın