Kavram
Orhan Hançerlioğlu
Kavram, nesnel gerçekliğin insan beyninde yansıma biçimidir. Bundan ötürü de
her kavram, doğrudan yada dolaylı olarak nesnel gerçekliği içerir. Bu,
örneğin ağaç gibi nesne kavramları için böyle olduğu gibi, örneğin özgürlük
gibi düşünce kavramları için de böyledir. Ne var ki duygusal bir yansımadan
bir kavram oluşturabilmek için insan beyninde çok karmaşık bir süreç
izlenir.
Bu süreçte soyutlamalar, karşılaştırmalar, çözümlemeler, birleştirmeler,
genelleştirmeler vb. gibi bir çok ansal işlemler gerçekleşir. Soyut
kavramlardan daha soyut kavramlara ve bu daha soyut kavramların yardımıyla
da çok daha soyut kavramlara varılır. Böylelikle, kimi kavramlar artık
nesnel gerçeklikle ilişkisizmiş gibi görünürler. Oysa ne kadar soyut olursa
olsun ve ne kadar düşünsel bulunursa bulunsun hiçbir kavram nesnel
gerçeklikle ilişkisiz olamaz. Nesnel gerçeklikten yansımıştır ve nesnel
gerçekliğe dönecektir. Eşdeyişle nesnel gerçeklikte denenecek, doğrulanacak
ve bir işe yarayacaktır.
Örneğin dünyada hiçbir toplumcu ülke yokken oluşan toplumculuk kavramı
böyledir; denenmiş, doğrulanmış ve gerçekleştirilmiştir. Bir başka örnek
olarak hiçbir fiziksel bilginin bulunmadığı bir çağda oluşturulan atom
kavramı da böyledir. Kavramlar, sonuç olarak kendisi de nesnel gerçekliğin
bir ürünü olan insan beyninin ürünleridir. Tümüyle hayal ürünü olan
kavramlar bile nesnel gerçeklikten yansımıştır, örneğin Zümrüdü Anka kuşu
kavramı böyledir. Ne var ki bu gibi kavramlar nesnel gerçekliğe
döndürülemezler, eşdeyişle denenemez ve doğrulanamazlar, bundan ötürü de
hiçbir işe yaramazlar. Bunlar bilimdışı kavramlardır. Demek ki kavramları
bilimsel kavramlar ve bilimdışı kavramlar olmak üzere de ayırmak gerekir.
Kavramlar, insan düşüncesinin etkin ve yaratıcı yapısının ürünüdürler.
Ama Hegel’in Felsefe Tarihi Dersleri’ni incelerken altı çizildiği gibi
“Kavramlar, insanın düşünce ve hayâl gücü özgürlüğüyle varolmazlar. Doğada
et ve kana sahiptirler. Özdekçilik de bu demektir işte. Mistik bir dille
söylenirse insansal kavramlar, doğanın ruhudur. Bu demektir ki insanın
kavramlarında doğa orijinal ve diyalektik biçimde yansır.” İnsan, ansal
faaliyetiyle, doğanın bu “orijinal ve diyalektik yansıması”ndan kavramlar,
bu kavramlardan yargılar, bu yargılardan uslamlamalar, bu uslamlamalardan
varsayımlar, bu varsayımlardan kuramlar meydana getirir. Onları doğada
dener, doğrular ve işine koşar. Mantıksal olarak nesne kavramları ikiye
ayrılır: tek bir nesnenin özelliğini belirten kavramlara bireysel kavramlar,
bir nesneler sınıfının özelliklerini belirten kavramlara genel kavramlar
denir.
Bireysel kavramlar adlardır. Örneğin Ahmet, Süleymaniye, İstanbul bireysel
kavramlar; insan, câmi, kent genel kavramlardır. Genel kavramlarda mantıksal
olarak ikiye ayrılır: Bir türün özelliğini belirten kavramlara tür
kavramları, bir cinsin özelliğini belirten kavramlara cins kavramları denir.
Her cins kavramı, bir üstündeki cins (yakın cins) kavramına göre tür
kavramı; her tür kavramı da bir altındaki tür (yakın tür) kavramına göre
cins kavramıdır. Örneğin omurgalılar kavramı, kuşlar kavramına göre bir cins
kavramı ve hayvanlar kavramına göre bir tür kavramıdır. Mantık diliyle şöyle
de söylenir: her kavramın içlemi onun cinsleri, kaplamıyla onun türleridir.
Kavramlar sözcüklerle dile gelirlerse de sözcük değildirler, kavram sözcüğün
anlamıdır. Eşanlamlı birkaç sözcük tek kavramı taşıdığı gibi çok anlamlı bir
sözcük de birkaç kavramı taşıyabilir. Bilimlerin kendilerine özgü kavramları
bulunduğu gibi (örneğin yaşambilimin gen kavramı) birçok bilimlerin birlikte
kullandıkları kavramlar (örneğin nedensellik kavramı) da vardır. Kendi
kavramlarını açık seçik tanımlamak ve aydınlığa kavuşturmak her bilimin
görevidir. Kavramlar, nesnel gerçeklikten yansıdıkları için tıpkı nesnel
gerçeklik gibi kesin, durgun, sonsuz ve saltık değildirler.
Kavramlar da, nesnel gerçeklik gibi, daima gelişirler ve yenilenirler.
Kavramları dondurmak, sonsuz ve saltık saymak metafiziğin yapısı gereği
zorunlu olarak düştüğü büyük yanılgılardan biridir. Kavramlar her ne kadar
soyutsalar da unutulmamalıdır ki daima somutla bağlantılı soyutlardır,
somuttan kopmuş soyutlar değillerdir. Bir ustanın dediği gibi; “esnek,
devimsel, göreli, karşılıklı bağlılık içinde” dirler. Çünkü onların dile
getirdiği nesne ve süreçler de öylesine devimsel ve esnektirler.
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın