Ya Bağımlılık Ya Da Bağımsızlık
Iyilik ve kötülük kutuplari açisindan, iki kavram sunulmustur: Biri
bencillik, öbürü de hayirseverliktir. Bencilligin anlami baskalarini kendisi
için feda etmek olarak tarif edilmistir. Hayirseverlik ise kendini baskalari
için feda etmektir denmistir. Bu durumda insan her iki halde de diger
insanlara baglanmis, kendisine iki acidan birini çekmesi söylenmistir.
Ya baskalarinin ugruna kendisi aci çekecektir, ya da kendisi ugruna
baskalarina aci çektirecektir. Sonunda insanoglunun kendi acilarindan zevk
almasi gerektigi de söylenince, tuzak iyice kapatilmistir. Insan artik
mazosizmi kendi ideali olarak kabul etmek zorunda kalmistir, çünkü bunun
karsisina ancak sadizm vardir. Insanogluna oynanan en küstahça oyun bu
olmustur. Bagimlilik ve aci çekme bu yolla hayatin temelleri haline
getirilmistir. Seçenekler "kendini feda etmekle- tahakküm etme" arasinda
degildir. Seçenekler "bagimsizlikla- bagimlilik" arasindadir. Yaraticinin
kurali ya da elden düsmecinin kuralidir. Bu temel bir sorundur. Bir ölüm
kalim sorunudur. Yaraticinin kurali, insanligin var olmasini saglayan
mantikli zihnin ihtiyaçlari üzerine kurulmustur. Elden düsmecinin kurali ise
sag kalmayi beceremeyecek insanlarin ihtiyaçlarina dayalidir. Insanin
bagimsiz egosundan dogan her sey iyidir. Insanin insana bagimliligindan
dogan her sey kötüdür. Bencil kisi salt anlamda bakildiginda baskalarini
feda eden kisi degildir. Baskalarini herhangi bir sekilde kullanma
ihtiyacinin üstüne çikmis kisidir. Onun islerligi, diger insanlarin
kanaliyla degildir. Birincil anlamda onlarla ilgilenmemektedir. Amaci da
düsüncesi de arzulari da enerjisinin kaynagi da hep onlarin disindadir. Bir
baska kisi için var olmakta degildir. Kimseden de kendisi için var olmasini
istememektedir. Insanlar arasinda olusabilecek tek kardeslik, tek karsilikli
saygi bu yolla olabilir.
GERÇEK NEDİR? NEDEN FELSEFE?
Neden gurursuz yaşadığınızı, ateşsiz sevdiğinizi, direnmeden öldüğünüzü
merak mı ediyorsunuz? Neden her baktığınız yerde cevapsız kalmaya mahkum
sorularla karşılaştığınızı, hayatınızın neden imkansız çelişkilerle
dolduğunu, neden "ya beden ya ruh" gibi, " ya akıl ya kalp" gibi, "ya güven
ya özgürlük" gibi yapay seçimlerden kaçınmak için tüm ömrünüzü mantıksız
kararsızlıklarla geçirdiğinizi bilmek mi istiyorsunuz?
Cevap yok diye çığlıklar mı atıyorsunuz? Algılama aletinizi, aklınızı
reddetmişsiniz, ondan sonra da evrenin bir esrarengizlik yumağı olduğundan
yakınıyorsunuz. Elinizdeki anahtarı fırlatıp atıyor, sonra tüm kapılar
yüzüme kilitlendi diye ağlıyorsunuz. Mantıksızı izleyerek yola koyuluyor,
sonra varoluş anlamlı değil diyorsunuz.
Aklınızı takip etmedikçe hayatınızı bu sorulardan kaçarak geçirmeye
mahkumsunuz. Tercih yapmaktan kaçındıkça başkalarının tercih ettiği bir
hayata mahkum olacaksınız. Bu yüzden felsefe bir ihtiyaçtır. Felsefe; hayatı
analiz etme, aklı ve mantığı kendi mutluluğunuz için kullanma aracıdır.
Entellerin kafanızı karıştırmak için bir araya geldiklerinde yaptığı laf
kalabalığı değildir.Her insanın bir hayat görüşü, doğru-yanlış bir felsefesi
vardır. Farkında olmasa da felsefesiz insan olmaz. Herkes, yaşam
tecrübelerinden, gördüğü, duyduğu, okuduğu şeylerden, iyi-kötü sonuçlar
çıkararak, bir felsefe sahibi olur.
Felsefe:
evrenin, insanın ve insanın evrenle ilişkisinin asli tabiatını araştıran
düşünce sistemidir. Felsefeye, genellikle altrüizmin (birey düşmanlığının)
egemen olması, altrüizmin en acı abidelerinden biriyle: insanların kendi
içlerinde kültürel olarak yarattıkları benliksizlikle sonuçlanmıştır:
kendisini, bir bilinmeyen olarak görmekteki istekliliği; kendisiyle, bir
yabancıyla birlikte yaşıyor gibi yaşaması ve bundan rahatsızlık duymaması;
ruhunun(bilincinin), kişisel (gayri-sosyal) ihtiyaçlarını bilmezden gelmesi,
göz ardı etmesi, bastırması; kendisine en gerekli olan şeyleri en az
bilmesi; en derin değerlerini, sübjektifliğin iktidarsızlığına teslim
ederek, hayatını kronik bir suçluluk duygusunun kasvetli zindanına
çevirmesidir
Mistik kahinin mesleğinin püf noktası, anlaşılmazlıktı; bugünün estetiğinde
de: anlaşılmazlık, bir değer zannedilmektedir. Nasıl ki, ilkel vahşiler,
tabiat fenomenlerini olduğu gibi kabul etmiş; bu fenomenleri, soruşturulmaz,
analiz edilmez ve indirgenmez bir birincil zannetmiş; ve, bu fenomenlerin
kaynağını: bilinmez cinlere atfetmişdilerse; benzer şekilde, bugünün
epistemolojik vahşileri de, sanatı olduğu gibi kabul etmiş; onu,
soruşturulmaz, analiz edilmez ve indirgenmez bir birincil zannetmiş; ve,
sanatın kaynağını özel bir tür bilinmez cinlere atfetmişlerdir:
hissettikleri duygular. Aralarındaki tek fark, tarih-öncesi vahşilerin
hatasının masumca yapılmış olmasıydı.
İnsan karakteri -sayısız potansiyelleriyle, erdemleriyle, kötülükleriyle,
tutarsızlıklarıyla, çelişkileriyle- o kadar karmaşıktır ki; insan, kendi
kendisinin en çetin bilmecesidir.
Bu anlamda Amacımız:
İnsanlara veya en azından düşünme zahmetine katlananlara kendi içinde
tutarlı,dürüst ve rasyonel bir yaşam tarzı sunmaktır.
Mevcudiyet var olandır. Objektif gerçeklik, duygularımızdan,
hislerimizden,dileklerimizden, umutlarımızdan veya korkularımızdan bağımsız
olarak vardır. Objektivizm insanın gerçekliği algılamak ve eylemlerine yol
göstermek için tek aracının mantık olduğunu savunur. Mantık:İnsanın
duyularıyla elde ettiği bilgileri tanımlayan ve düzene sokan işlemdir.
Objektivizmin metafizikten aldığı etik temellerine göre:Mantık insanın
hayatta kalmak için en temel aracı ise rasyonalite de en yüksek erdemidir.
Aklını kullanmak, gerçekliği algılamak ve ona göre eylemde bulunmak insanın
ahlaki zorunluluğudur. Objektivist etiğin değer standardı:İnsanın insanca
vasıflarını muhafaza ederek yaşaması, yani insan hayatı için, ya da diğer
bir deyişle rasyonel bir varlığın kendine yakışır şekilde hayatta kalması
için gerekli olan neyse odur. Objektivist etik özünde insanın kendi iyiliği
için yaşadığını, kişisel mutluluğunun en yüksek ahlaki amacı olduğunu ve ne
kendini başkaları için ne de başkalarını kendisi için feda etmemesi
gerektiğini savunur. Ebedi günah kavramı ahlakı dışlayan bir kavramdır. Eğer
insan yaradılış itibarıyla suçlu ise bu konuda tercih hakkı yok demektir.
Tercih hakkı yok ise konu ahlakın alanına dahil değildir. Ahlak sadece
insanın hür iradesinin hakim olduğu alanda yani onun tercihine açık
konularda söz konusu olabilir. İnsanoğlunu yaradılış itibarıyla suçlu kabul
etmek kavramsal bir çelişkidir. İnsan belirli bir eylemi hakkında suçluluk
duyabilir. Ancak kendine saygısı olan, yüksek ahlaki değerlere sahip birisi
eylemleriyle suçlu olmayı hakketmediğinin bilincindedir. Bu nedenle O,
Tamamiyle ahlaka uygun hareket edecek ve bundan dolayı haketmediği bir
suçluluk duygusunu asla kabul etmeyecektir. Sadizm, mazoizm, diktatörlük
veya herhangi bir kötülük insanın gerçeklikten kaçmak istemesinin sonucudur.
Düşünememesinin sonucu? Amaçsız bir insan: Gelir geçer duyguların ve
tanımlayamadığı dürtülerin etkisiyle oradan oraya savrulan ve kendi
hayatının kontrolünü tamamen kaybettiği için her türlü kötülüğü yapmaya
muktedir biridir.
Hayatınızı kontrol etmeniz için bir amacınız olması gerekir. Üretken bir
amaç??Hitler,Stalin,Saddam ve benzeri bensizlerin?: Hayatlarının gerçek
anlamda birer manyak olarak sona erdiğine dikkat ediniz.Bunlar,kendilerine
saygı ve sevgisi olmadığı için tüm varoluştan nefret etmişlerdir. Amacı
olmayan fakat bir şeyler yapmak durumunda olan birisi diğerlerine zarar
vermek için hareket eder. Bu üretken veya yaratıcı bir amaçla aynı şey
değildir.Bu anlamda merkezi bir amaç:İnsan hayatındaki bütün diğer ilgileri
düzene sokar; değerlerinin hiyerarşi ve görece önemlerini saptar, anlamsız
iç çelişkilerden uzak tutar, hayattan daha geniş ölçekte keyif almasını ve
bu keyfi aklının hakimiyetine açık olan her alana taşımasını sağlar. Amaçsız
birisi ise kaos içinde kaybolur gider. Değerlerinin ne olduğundan
habersizdir. Nasıl karar vereceğini bilemez. Kendisi için neyin önemli neyin
önemsiz olduğunu saptayamadığı için;rasdgele etkilerin ve anlık kaprislerin
insafına bırakır kendini. Hiçbir şeyden zevk alamaz. Hiçbir zaman
bulamayacağı bir değeri ararken hayatını harcar. Çünkü en başta; neyi
değiştirip neyi değiştiremeyeceğini bilemez.Bu anlamda: Rasyonel davranmak
demek gerçeğe uygun davranmak demektir. Duygular algılamanın aracı olamaz.
Ne hissettiğiniz size gerçekler hakkında hiç bir şey anlatmaz; onlar,sadece
gerçekler hakkındaki tahminlerinize dair bir izlenimdir. Duygular değer
yargılarınızın sonucudurlar. Bilinçli veya bilinçsiz olarak kazandığınız,
doğru olabileceği kadar yanlış da olabilecek temel önkabullerinizin
sonucudurlar. Kapris ise sebebini bilmediğiniz ve öğrenmeye de zahmet
etmediğiniz bir duygudur. Peki ?kaprislerle hareket etmek? ne demek oluyor?
Bu, insanın bir zombi gibi neyle uğraştığını, ne başarmak istediğini veya
onu neyin motive ettiğini bilmeden yaşamasıdır. Bu insanın geçici bir
delilik hali içinde yaşaması demektir.Böylesi bir yaşamda, hayattan renkli
ve keyifli bir tat alınabilir mi ? Bu durumdan alınabilecek yegane keyfin
canilerin kan dökerken aldığı keyfe benzeyeceğini düşünüyorum. Gerçeği
reddederek eylemlerde bulunmak sadece yıkım getirmez mi?Duygular insanın
değerlerle ilgili önkabullerinin otomatik birer tepkisidirler. Sebep değil
sonuçturlar. İnsan eğer mantığı ve duyguları arasındaki ilişkiyi doğru
kurabiliyorsa bu ikisi arasında mutlaka bir çatışma, ya birini ya öbürünü
seçmek zorunda kalacağımız raddede bir çelişki olmak zorunda değildir.
Rasyonel insan, duygularının kaynağını, sahip olduğu hangi önkabullerden
kaynaklandıklarını bilir veya keşfetmek için çaba harcar. Eğer önkabulleri
yanlış ise düzeltir. Asla güvenemeyeceği ve anlamlarını tam kavrayamadığı
duyguların esiri olarak hareket etmez. Bir olayı değerlendirirken
tepkilerinin nedenini ve haklı olup olmadığını bilir. İç çelişkilere sahip
değildir; aklı ve duyguları yekparedir; bilinci mükemmel bir uyum içindedir.
Duyguları düşmanı değil hayattan keyif almasını sağlayan araçlardır. Fakat
duyguları rehberi değildir; rehber aklıdır. Ne var ki bu ilişki tersine
çevrilemez. Eğer kişi duygularını sebep;aklını ise duygularının edilgen bir
sonucu olarak tasavvur ederse; yani eğer duyguları tarafından kontrol edilir
ve aklını duygularını rasyonalize etmek veya meşrulaştırmak için kullanırsa
o zaman gayri ahlaki hareket ediyor demektir. Böylelikle kendini zulme,
başarısızlığa, yenilgiye mahkum etmiş olur. Kendinin ve başkalarının
mahvolmasından başka hiç bir şey başaramaz.Yani,düşünme eylemi insanın ana
tercihidir. Rasyonel insan hiç bir zaman arzuların veya kaprislerin esiri
olmaz, rasyonel yargısının doğruluğunu teyid ettiği değerleri ona yol
gösterir. Tanıyabileceği tek otorite budur. Bu anarşi değildir. Çünkü insan
özgür ve uygar bir toplumda yaşamak isterse mantık icabı o toplumun
objektif, rasyonel ve geçerli kanunlarına uymayı tercih edecektir.
Entellektüel bir güç ve ahlaki bir ideal olarak kollektivizm bugün ölüdür.
Fakat özgürlük ve bireycilik henüz keşfedilmedi. Ölmekte olan günümüz
kollektivist felsefesinin bir sefalet, imkansızlıklar ve umutsuzluk
kültüründen başka bir şey yaratmamış olması dikkate değerdir. Zamanımızın,
insanı başarısızlık, tükenmişlik ve yıkımla lanetlenmiş yardıma muhtaç,
çaresiz ve akılsız bir varlık olarak yansıtan sanat ve edebiyat dünyasına
bir bakın. Bu sunum bir kollektivistin kendi psikolojisinin itirafı olabilir
fakat genel bir insan tasviri kesinlikle olamaz. Eğer çizilen bu tablo
gerçeğe uygun olsaydı mağaralarımızdan asla çıkamazdık. Fakat bugünlere
gelmeyi başardık. Etrafınızı ve tarihi gözlemleyin. İnsanoğlunun
başarılarını göreceksiniz. İnsanlığın gelişmek için sınırsız bir kabiliyete
sahip olduğunu ve bu kabiliyeti mümkün kılan işlevi fark edeceksiniz. O
zaman insanın yaradılış itibariyle çaresiz bir mahlukat olmadığını, ancak
aklını, o yüce işlevi kullanmayı ihmal ettiğinde o hale düştüğünü
anlayacaksınız.
Mantık. Amaç. Kendine Saygı.
Ana Sayfaya Dönmek
İçin Tıklayın
www.aymavisi.org