Öğüt Üstüne Francis Bacon
İnsanın insana gösterdiği en büyük güven, karşılıklı öğüt alıp vermektir.
Başka türlü güvenlerde insan ancak belli şeyleri, topraklarını, malını,
çocuklarını, saygınlığını koyar ortaya, ama öğüdünü almaya hazır olduğumuz
kimseye, her şeyimizle güveniriz. Bu güven ile bağlılık karşısında, öğüt
verenin yükümlülüğü ise çok daha büyüktür. En bilge kralların, öğüt almayı
büyüklüklerine gölge düşüren, değerlerini küçülten bir şey olarak
görmemeleri gerekir. Tanrı bile bu kuralın dışında olmadığı için kutsal
oğluna "Büyük Öğütçü" adını da verir.1 Süleyman: "Öğütle pekişir işler,"2
diyor. Her iş, başlangıçta bir iki sarsıntı geçirir, bu sarsıntılar danışma
yoluyla iyice incelenip ortadan kaldırılmazsa, işler talihin dalgalarına
bırakılmış olur, ne bir tutarlılık ne de süreklilik kazanılır; bir sarhoşun
sağa sola yalpalamasına döner her şey. Süleyman'ın oğlu3 da babasının
gerekli bir şey saydığı öğüdün ne etkili olduğunu görmüştür: çünkü Tanrının
sevgili ülkesi önce kötü öğütler yüzünden sarsılmış parçalanmıştır. Bundan,
kötü öğütlerin her çağda özelliği olan iki noktayı öğrenebiliriz; birincisi,
böyle öğütleri verenlerin genç oluşu, ikincisi sertlik ile baskıya
inanmalarıdır.
İlkçağda, öğüdün krallar için ne gerekli, vazgeçilmez bir şey olduğu
örneklerle dile getirilmiştir. Birinde, Jüpiter öğüdün simgesi olan Metis
ile evlenir, böylece hükümdarın öğütle evli olduğu belirtilir. Öğüdün
vazgeçilmezliği konusunda da şu masal anlatılır: Jüpiter Metis ile
evlendikten sonra, Metis ondan gebe kalır, ama Jüpiter onu daha çocuğunu
doğurmadan yer; bunun üzerine gebelik ona geçer, Pallas bütün silahlarıyla
onun kafasından doğar.4 Bu korkunç masal, yönetimi elde tutmanın gizlerini,
kralların devlet danışmanlarından nasıl öğüt almaları gerektiğini gösterir:
ilkin, sorunlar danışmanlara iletilmeli, böylece çözüm ana karnına düşmeli;
ama tasarlanan işler öğüdün karnında gelişip bir biçim aldıktan, doğmaya
hazır derecede olgunlaştıktan sonra, kral işin yürütülmesini danışmanlara
bırakmamalı, sanki onların hiç etkisi olmadan her şeyi kendi hazırlayıp
kotarmış gibi işe el koymalı; bütün dünyaya bu konudaki buyruklarda kararı
da kendisi vermiş gibi görünmeli, (çünkü bunlar daha etkili daha güçlü
ortaya çıkmakla tıpkı tepeden tırnağa silahlı doğan Pallas'ı andırırlar,)
sonra, daha da çok ün kazanmak için bu kararları yalnız yetkilerinin
kullanılmasından değil, kendi kafasıyla düşüncelerinden doğmuş gibi
göstermelidir.
Şimdi de öğüdün sakıncaları ile bu sakıncalardan kaçınma yolları üzerinde
duralım. Danışmanları çağırıp onlardan öğüt istemenin üç sakıncası vardır:
birincisi, işlerin açıkça görüşülmesiyle, saklı gizli diye bir şeyi
kalmaması; ikincisi, kralların kendilerini öğüt almakla küçük düşmüş,
yetkileri zedelenmiş gibi duymaları; üçüncüsü, öğüdün içten olmaması, öğüt
alandan daha çok verenin çıkarına uygun düşmesidir. Bu sakıncalara karşı,
İtalya'da gizli kabine toplantıları önerilmiş, sonra bu öneri Fransa'da kimi
krallarca yürürlüğe konmuştur; hastalıktan daha kötü bir ilaçtır bu.
Gizliliğe gelince, krallar her işi her danışmana söylemek zorunda değildir,
danışılacak iş ile kişi konusunda birtakım seçmeler yapabilirler. Ayrıca,
öğüt alan kimsenin, kendisine yapması söylenen şeyleri, yapacağı şeylerden
önemli tutması da gerekmez. Krallar gizlerini açığa vurmaya kendileri dikkat
etmelidirler; gizli kabine toplantılarına gelince, bunların benimseyeceği
ilke, "Plenus rimarum sum"5 olmalıdır: çok konuşmayı görev sayan birçok
kimseden daha zararlı olabilir. Evet, büyük gizlilik gerektiren, kraldan
başka ancak bir iki kişinin bilebileceği birtakım işlerin olduğu da bir
gerçektir. Böyle küçük danışma kurulları özellikle başarılıdır, çünkü
gizliliği korumalarından başka, bütün işleri aynı biçimde, aynı ruhtan
sapmayan bir tutarlılıkla yürütürler. Ancak, bu durumda kralın uyanık, kendi
işinden anlar bir kimse olması, düşmanlarının da kralın amaçlarını gözden
ayırmayan dürüst, ona bağlı kişiler olmaları gerekir; tıpkı İngiltere Kralı
VII. Henry'nin en önemli devlet işlerini Morton6 ile Fox'tan7 başka kimseye
açmaması gibi.
Anlattığımız masal,8 aynı zamanda krallık yetkilerinin sarsılmasından
kaçınma yolunu da gösterir. Bir konuda başkasına danışan kral, yüceliğini
yitirmek şöyle dursun, daha da yücelir. Danışmanlar yüzünden etkisini
yitirmiş bir kral da hemen hemen hiç görülmemiştir. Evet, danışanlardan biri
gereğinden çok güçlenmiş ya da birkaçı elbirliği etmiş olursa işler değişir,
ama bu hemen alışılacak, sonuçları önlenebilecek bir durumdur.
Son sakınca ise, birtakım kimselerin kendi çıkarlarını gözeterek öğüt
vermeleridir. "Non inveniet fidem süper terram,"9 sözü tek tek kişilerden
daha çok, bir bağı belirtmek için söylenmiştir, insanlar arasında içten,
bağlılık gösterecek, özü sözü bir, düzenden dolaptan uzak kimseler de
vardır; krallar çevrelerinde özellikle böylelerine yer vermelidirler.
Ayrıca, danışmanlar hiçbir zaman, aralarından su sızmayacak ölçüde
uzlaşmazlar, içlerinden biri nasıl olsa alttan alta ötekileri gözetler.
Biri, herhangi bir partinin ya da kendisinin çıkarlarını gözeterek öğüt
verecek olsa, bu hemen kralın kulağına gider. En iyisi, kralların
danışmanlarını, danışmanların kralı tanıdıkları ölçüde yakından tanımasıdır:
"Principis est virtus maxima nosse suos."10
Öte yandan, danışmanlar da kralın özel yaşamına çok burunlarını
sokmamalıdır. Gerçek danışman, efendisinin huyunu anlamaktan daha çok,
devlet işlerinde ustadır. Ancak böylelikle krala öğüt verebilir, yoksa onun
gönlünü eğlendirmekten öteye geçemez. Kralın, danışmanlarıyla hem ayrı ayrı
hem de topluca görüşmesinde özellikle yarar vardır, çünkü yalnızken insan
düşüncelerinde daha özgür, başkaları yanında daha çekingendir. Başbaşa
olunca insan kendi yaradılışını olduğu gibi ortaya koyar, ama bir toplulukta
daha çok başkalarının etkisi altında kalabilir; bu bakımdan, görüşmelerde
iki yola da başvurulmalıdır. Sıradan yaradılışta olanlarla, açıklığı
sağlamak için özel olarak, daha yüksek yaradılıştakilerle de, saygıyı
korumak için toplulukta görüşülmeli. Kralların yalnız birtakım sorunlarla
ilgili olarak öğüt almaları, kişilerle ilgili soruşturmalarda da
bulunmazlarsa hiçbir işe yaramaz, çünkü sorunlar tek başlarına cansız
resimlere benzer, işbaşına gelecekleri iyi seçmek ise iyi bir yönetimin en
canalıcı gerekliliğidir. Kişileri bir kuram ya da matematik ilkesi
uygularcasına, genel huylara, yaradılışlara ayırarak tanımaya çalışmak
yetmez. Bireylerin seçiminde en yerinde yargılara varılabileceği gibi, en
büyük yanlışlar da işlenebilir. "Oprime consiliarii mortui,"11 pek yerinde
bir sözdür; danışmanların kaçamağa saptığı yerde kitaplar doğruyu söyler. Bu
nedenle, kitaplara, özellikle yazarları devlet çarkında yer almış kitaplara
danışmak da iyi bir şeydir.
Günümüzde danışma kurulları çoğunlukla, konuların tartışıldığı yerler
olmaktan daha çok, konuşulduğu tanıdık toplantılarıdır, üstelik buralarda
varılan kararlarla uygulamalar çok hızlıdır. Önemli durumlarda, konuyu bir
gün ertelemek, ertesi günden önce hiç konuşmamak daha iyi olur: "in nocte
consilium."12 İngiltere ile İskoçya'nın birleşmesini görüşen ağırbaşlı,
düzenli kurulda böyle yapılmıştı. Bu kurula gönderilecek dilekçeler için
belli günler ayrılmasını salık veririm, çünkü böylece hem dilekçe sahipleri
işlerinin görüleceğine güvenebilirler, hem de öteki oturumlar devlet
işlerinin görüşülmesine ayrılır, eldeki işlere bakılır. Kurulda görüşülecek
işleri hazırlayacak yarkurullara koyu partili kimseleri seçip, sonra onların
yantutmazlığını sağlamaya çalışmaktansa, daha baştan yantutmaz kimseleri
seçmek daha iyidir. Ayrıca, ticaret, maliye, savaş, dilekler, iller için
sürekli yarkurullar bulundurulmasını da salık veririm, çünkü İspanya'daki
gibi ayrı ayrı danışma kurulları, onların üstünde de bir başka kurul
bulundurmak, gerçekte sürekli yarkurullardan başka bir şey değildir, ancak
bu kurulların yetkileri daha büyüktür. Bu kurullara kendi alanlarında bilgi
verecek hukukçular, denizciler, darphane görevlileri gibi kimseler önce
yarkurullarda, sonra da gerekirse kurullarda dinlenmeli. Ama bunlar hep bir
arada ya da hak savunucusu olarak gelmemeli, çünkü o zaman kurulu
aydınlatmaya değil, gürültüye boğmaya gelmiş olurlar. Görüşme masasının uzun
ya da dört köşe olması, iskemlelerin duvar boyunca dizilmesi önemsiz biçim
sorunları gibi görülebilir, ama pek öyle değildir. Uzun bir masanın
başındaki birkaç kişi, işleri kendi aralarında istedikleri gibi evirir
çevirirler, ama dörtgen masada, danışmanın düşüncelerinden onun yanında
oturmayanlar da yararlanabilirler. Bir kral, kurula başkanlık ediyorsa
görüşülen konuda hangi yanı tuttuğunu açık açık belli etmekten çekinmeli,
yoksa danışmanlar kendi görüşlerini söyleyeceklerine onun görüşüne ayak
uydurur, özgürce öğüt verecekleri yerde, hep bir ağızdan "evet efendim"
havası tuttururlar.
Notlar
1 Kutsal Kitap, İşaya, IX,6.
2 Kutsal Kitap, Süleymanın Meselleri, XX, 18.
3 Süleyman'ın oğlu Rehoboam'dı. Babasından sonra İsrail'e kral olmuş, yaşlı
danışmanların öğüdüne kulak asmayıp gençlerin öğüdüne uyarak halka büyük bir
baskı yapmış, sonra halk ayaklanarak onu kovmuş, ülke de ikiye bölünmüştü.
Bkz. Kutsal Kitap, I. Krallar, XII, 618.
4 Hesiodos, Theogonia 886.
5 "Her yanım çatlaklarla dolu." Terentius, Hadım, l, 2, 25.
6 John Morton, Canterbury Başpiskoposu, adalet bakanı, kardinal olarak görev
yapmış, VI. Henry ile VII. Henry'nin en yakın desteği, danışmanı olmuştu.
7 Richard Fox. Winchester Başpiskoposuydu. Oxford kolejlerinden "Corpus
Christi"nin kurucusudur. VII. Henry'nin en güvenilir adamıdır. Ona kral
oluşundan ünce de hizmet etmiş, krallığı sırasında da yakın destekleyicisi
olmuştur. Kendisi sonradan Exeter piskoposluğuna atanmıştır.
8 Jüpiter ile Metis'in masalı.
9 "Yeryüzünde bağlılık göremeyecek." Kutsal Kitap, Luka, XVIII, 8.
10 "Bir kral için en büyük erdem, uyruklarını tanımasıdır. Martialis,
Epigrammata, VIII, 15, 8.
11 "En iyi danışman ölülerdir." Diogenes Laertios, VII, l, 3, 99.
12 "Gece, öğüt getirir."
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın