John Locke: Hayatı, Eserleri, Felsefesi
Karl Vorlander
Fox Bourne, Life of Locke adlı eserinde (2 cilt, Londra 1876), Locke'un hayatını ayrıntılı olarak söz konusu eder. Fechtner, Locke, 17. Yüzyıl İngilteresinde Manevi Mücadelelerin Bir Tasviri adlı eserinde (Stuttgart 1898), zamanın çerçevesi içinde kişiliğini resmeder. Aynı: yazar, "Locke'un Eğitim Hakkında Düşünceleri (2. Baskı, Leipzig 1908)
John Locke, Spinoza ile aynı yılda (1632) Bristol civarında doğmuştur.
Aslında nahif olan çocuk, seleflerinin tersine özgür düşünceli bir ailede
yetişmiştir; babası parlamento tarafında ihtilale (Civil war) katılmıştır.
O. bundan dolayı Westminster ve Oxford'un sentaksla ilgili ve skolastik
eğitiminden hoşlanmamıştır. Aslen katılmak istediği ilahiyat mesleğine,
aşamalı olarak özgürleşen dini anlayışı engel olmuştur. O, ilk zamanlarda
üniversite müntesibi olarak Oxford'da kalıyor. Locke, filozoflardan
Descartes'tan başka Gassendi ve Hobbes'u incelemiş ve bundan başka felsefi
mesleği için önem kazandığı gibi, matematik öğrenimi görmeyerek kimya ve tıp
öğrenimi görmüştür. Arkadaşları arasında, tıbbı yenileyen Sydenham ve
tanınmış kimyager Böyle ve daha sonra Newton da vardır. 1665 yılında, bir
süre Cleves'e Brandenburg sarayındaki İngiliz elçiliğine tayin olunuyor.
Bundan bir yıl sonra liberal (Whig) bakan Lord Shaftesbury ile tanışıyor ve
1677 yılından itibaren sadıkça onun çok kez değişen siyasi kaderine
katılıyor ve onun evinde, bütünüyle zıddı olan Hobbes'a benze: bir biçimde,
iki kuşak dost, katip, doktor ve mürebbi olarak hizmet ediyor. 16751679
yıllarını Fransa'da ve 16831688 yıllarını gözden düşer. Lorduyla birlikte,
mağdurların sığınağı olan Hollanda'da geçiriyor. O burada, hoşgörü
hakkındaki mektuplarını yazmıştır; fakat bunlar ancak 1689'dan itibaren
(anonim, isimsiz olarak) yayınlanmıştır. Aynı yılda o, 1688 devrimi
sonucunda dostu ve koruyucusu Guilaume d'Orange'ın İngiltere Kralı olmasının
ardından vatanına dönüyor. Bu zamandan itibaren, onun geniş edebi ve genel
hayattaki faaliyeti başlamıştır; önemlice yazılarının hemen hepsi 1689 ile
1695 arasındaki zamana rastlar. Kendisine verilen bol maaşlı bir görevi,
birkaç yıl sonra rahatsızlığından dolayı bıraktı; fakat buna rağmen hararet
ve başarıyla yeni liberal hükümetin maksadına göre etkili oldu. O evlenmedi
ve çoğunlukla hayatinin son yıllarını geçirdiği bir dost ailenin çiftliğinde
1704 yılında öldü.
Locke, incelikli bir ruh, büyük bir dostluk yeteneği ve içten bir dindarlık, bundan başka dost bir hakikat sevgisiyle tanınmıştır. Onun genel hayattaki etkinliğinde, kişisel, ekonomik, dini ve siyasi özgürlük için mücadelesi belirginleşmektedir. 1669 yılında Kuzey Amerika'daki Güney Carolina kolonisi için projesini yaptığı anayasa kanununun temel düşüncesi, dinin devletle ilişkisi olmadığıdır. Yoksa bu projenin, bundan başka fazla bir önemi yoktur. Tanrıtanımazlardan başka, hatta putperestlere bile vatandaşlık hakkı verilmelidir! Hoşgörü hakkındaki mektuplarında da buna benzer bir biçimde düşüncelerini ifade ediyor; bu mektuplar aynı zamanda Theisme'in Deisme'e karşı savunmasını (§ 28) içerir. Locke'un ilahiyata ilişkin Kitaba Göre Tasvir Olunan Hıristiyanlığın Akla Uygunluğu Hakkındaki (1695) ana eserinde, Hıristiyanlık her şeyden önce sevgi dini olarak kabul edilir. O aslında Quaker'larla ilişkide bulunmaktan hoşlanırdı. Locke, özellikle hayatının son yıllarında çoğunlukla İncil okur ve dindar Newton'la çok kez ilahiyat sorunları hakkında tartışırdı.
Siyasi yönden Locke, çağdaş liberalizmin babası olmuştur. Onun Hükümet Hakkındaki (1690) iki denemesi, Bayle'in deyimiyle, çağının kitabı olmuştu. Eğitimle ilgili düşüncelerini, 1693'te yayınlanan Eğitim Ürerine Düşünceler adlı eserinde ortaya atmıştır. Madeni paralar üzerine makaleleri, ingiliz iktisatçılığının müjdecileri olması bakımından önemlidir.
Locke'un felsefi ana eseri, önce çekirdek halinde 16701671 kışında oluşan, 1675'te başlanan, 1687'de tamamlanan ve ancak 1690'da (dört cilt olarak) yayınlanan Essay on buman understanding'dir. Yazar girişinde, beş veya altı arkadaşıyla sonuçlanmadan biten bir felsefi tartışmanın kendisini şöyle bir düşünceye yönelttiğini anlatıyor: Bütün bu tür teorilere, her şeyden önce insan zihninin kaynağı ve sınırı hakkında bir inceleme öncülük etmelidir. İşte bundan dolayı eserin ikinci bölümü, düşüncelerin deneydeki kaynağını ve dördüncü bölümü de bilginin çeşitli türlerini ve sınırını konu eder. Doğuştan düşüncelerin eleştirisini (birinci bölüm) ve dilin düşünce üzerine etkilerini (üçüncü bölüm) konu alan diğer iki bölüm, daha sonra eklenmiş gibi gözüküyor. Locke'un ana eseri gerçekten kolay anlaşılabilecek gibi ve açıktır, fakat herhalde, kısmen parça parça ve çoğunlukla kesintiye uğrayarak yazıldığından çok fazla ayrıntıyla yazılmıştır Temel düşüncelerini, ölümünden sonra yayınlanan On the conduct understanding adındaki küçükçe eserinden de öğrenmek mümkündür. Asline, büyük eserinin bir bölümü olmak üzere tasarlanmış ve bütünüyle tamamlanmamış olan bu eser, daha sonra ana eserine karşı meydana gelen kötü anlamaları gidermek için yardım edecekti.
Locke'un başlangıçta itiraza uğrayan düşünceleri, 18. yüzyılın sonun:, kadar devamlı artan bir nüfuz kazandı; bu ingiltere'nin dışında, özellik:;. Fransa'da, başlıca Voltaire'in etkisiyle oldu. Vatandaşlarının felsefi düşünce tarzı üzerine onun etkisi, bugün bile hissedilmektedir. Locke'un eserlerinin külliyatı 1714'ten beri ingiltere'de çok defalar ve en tamam bir halde 1777 yılında (Piskopos Law tarafından) ve son olarak 1853 yılına (9 cilt olarak) yayınlanmıştır. Felsefi eserleri 1854 ve 1877'den beri yayınlanmış ve ana eseri, yani Essay A. C. Fraser tarafından (2 cilt olarai 1894, Londra) örnek bir baskı halinde yayınlanmıştır. Ana eserinin pek çok Almanca çevirileri arasında (bunlar arasında Reclam Külliyatında Schultze'ninki de vardır) en yenisi ve en iyisi Felsefe Kütüphanesinde yayınlanan (1911) C. Winckler'in çevirisidir.[1] Ayrıca ölümünden sonra kalar. eseri Felsefe Kütüphanesinde O. Martin (1920), eğitime ilişkin eseri Eğitim Kütüphanesinde (Leipzig 1872) Salhvürk ve siyasetbilime ilişkin yazıları H. Willmarıns (Halle, 1908) tarafından Almancaya çevrilmiştir.
Locke'un Deneyci Bilgi Teorisi
Locke'un felsefesini bütünüyle içeren, önerilebilecek büyükçe bir eser henüz Almanya'da yayınlanmamıştır. Onun bilgi teorisi ve Leibniz tarafından eleştirisini G. Hartenstein (Leipzig, 1865) söz konusu eder. A. Riehl, Locke'un bilgi teorisini Felsefi üleştirimr. Tarihi (2. Baskısı 1908) adlı eserinde eleştiriciliğin müjdecisi olmak üzere inceler; bundan başka Cassirer, Bilgi Sorunu, cilt: 2, Kısım: 5, Bölüm: 3. Locke'un Cambridge okuluyla ilişkisi için G. v. Hertling'e (Freiburg, 1892) bkz.
1. Locke da felsefesine Descartes gibi, bir bilgi eleştirisi konusu, yani bilginin kesinlik ve sınırına ilişkin bir sorunla başlar. Fakat ona göre düşüncelerimizin (ideas) değeri sorunu, onların kazanıldığı tarza bağlıdır. O, işte bundan dolayı önce şöyle bir soru ortaya koyuyor: Doğuştan düşünceler var mıdır? Yalnız o, bu sorunu Descartes gibi bilgi teorisi anlamında değil, ancak oluşsal-ruhsal anlamda söz konusu ediyor ve bundan dolayı kolayca bu düşüncelerin, doğal olarak harfi harfine ve zamanla ilgili anlamda "doğuştan" olmadığı, yani kendimizle birlikte doğmadığı cevabını buluyor. Hatta hiçbir zaman tartışılmayan aynilik (a=a) ve çelişmezlik (a=non a değildir) ilkeleri bile çocuklar, aptallar, vahşiler ve hatta öğrenim görmemiş bütün insanlar için bilinmezdir, çocuk çelişmezlik ilkesi hakkında açıklık kazanmadan daha çok önce tatlının acı olmadığını bilir. Sırf doğal melekeler ve yetenekler doğuştandır, fakat bütün bilgiler kazanılmıştır; hatta en soyudarı en sonra kazanılmıştır. Bunlar öyle birtakım sözlerdir ki, Descartes bunları bilgi eleştirisi açısından hiçbir zaman çürütmeye çalışmazdı, çünkü ona göre, hatta üçgenler ve astronominin hesapları da ideas innees idi. Fakat Locke, Descartes gibi, matematik hakikatler ve matematik doğa biliminin ilkelerinden hareket etmiyor arkadaşı Newton principasının matematik kanıtlarını dikkate almadan onun için bir özetini yapmıştı!o ancak saf amiyane anlayış tarzından, yani dış eşyadan hareket ediyor. Duyarlılık ve zihni, bilgi değerine göre ölçmüyor ve ancak "sadece aktarmak" istiyor ve bundan dolayı şöyle bir soru soruyor:
2. İnsan, düşüncelerini nasıl elde ediyor? Locke, ruhun temel durumunu, karalanmamış "beyaz bir kağıt" a (Latince çevirisinde tabula rasa) benzetiyor; bu yalnız "bir kelime" ile, yani deney (experience) vasıtasıyla dolar. Deneyin, dışsal ve içsel veya kendi kendini gözlemleme gibi iki kaynağı vardır. Dış gözlemin kaynağı duyusal algılardır. Bunlar dış konular hakkında, ruhumuzda sarı, sıcak, acı, yumuşak vs... gibi duyumları (sensaüon) doğururlar. Şimdi bu sûrede doğurulan düşünceleri ruh daha doğrusu "içsel duyu"ları, kuşku, akıl yürütme, irade vs. gibi bir dizi işleme tabi tutar; Locke, içsel duyuya ait olan bu şeylerin hepsini birden, çok anlamlı olan düşünme (reflection) kavramı altında topluyor, insana ilk duyum (sensation) geldiği zaman, düşüncelere sahip olmaya başlar. Daha önce Leibniz'in itiraz ettiğini (§ 23) gördüğümüz şu eski önerme, Locke'ta tekrar canlanıyor: Zihinde, daha önce duyumlarda bulunmayan hiçbir şey yoktur. Dışsal ve içsel algı, ruhumuzun içindeki karanlık odayı aydınlatan iki penceredir; zihin bu camera obscura, karanlık odanın donuk yontulmuş aynasına benzer ve kendiliğinden eşyanın resimlerini yansıtır, fakat o burada onların şeklini değiştirir, yani kısmen demet halinde toplar ve kısmen türlere ayırır. Duyarlılık ve zihin, bilgi değerine göre ölçülüp sınırlanmayarak zaman ve mekandaki oluşması bakımından tasvir ediliyor. Duyumlar eşyanın izlenimleri, düşünceler de (=tasavvurlar, düşünce kelimesi ancak Kant'ta temel derin anlamını kazanır) bunların kopyasıdır. "Nefsin" nereden geldiği söylenmiyor, bilincin bir açıklamasına girişilmiyor ve "deney" kavramı yakından belirlenmiyor. Buna karşılık bilginin tamamı konusunda duyumun yardımına işaret ve düşüncelerin çağrışımını açıklık ve ayrıntıyla söz konusu etmiş olmak Locke'un üstünlüklerinden biridir. Bundan başka, daha önce Descartes'ta rastlanan, fakat ilk kez Locke tarafından nihai bir biçimde tespit edilen şöyle bir ayrım da yöntem bakımından önemlidir:
Birincil ve ikincil nitelikler[2]
Dış eşyanın bizdeki düşüncelerini doğuran sıfatlar (qualites) iki türdür: Ya, a) cisimlerde "hakikaten" mevcut, yani nüfuz edilemezlik, şekil, sayı, hareket gibi eşyanın düşüncelerine ayrılmaz bir biçimde bağlıdır veya b) bizzat cisimlerde değil ve ancak renkler, sesler, koku, tad ve ısı duyguları gibi yalnız bizim tasavvurumuzda mevcuttur. Öncekiler asli, önsel veya hatta hakiki, sonrakiler türetilmiş veya ikincil nitelikler olarak adlandırılır. Dış konulardan sinirler vasıtasıyla "ruhun kabul odası" ve bilincin mahalli olan beyne kadar uzayan darbe aracılığıyla duyumlarımız meydana gelir. Konulara, bize veya diğer konulara etki etmek için, örneği ateşin eritme gücü gibi bazı kuvvetler (Powers) özeldir. Bizim maddi olarak adlandırdığımız cisim, maddi değildir, fakat o yalnız maddi görünmek niteliğine sahiptir. Gözler görmez, kulaklar duymazsa vs... yalnız önsel (real) nitelikler kalır. Örneği bizim ısı olarak duyduğumuz şey, sırf konudaki bir harekettir. Bu önsel realitelerin "realite"sinin neye dayandığını Locke daha çok incelemiyor. Fiziksel olan şeyle ruhsal olan şey, tamamen birbirinden ayrılır. Duygu cisimden, acının bıçaktan farklı olması gibi farklıdır. Fakat diğer bir yerde, Allah'ın belki maddeye de düşünme melekesini bağışlamış olabileceğinden söz ediyor. Locke bundan sonra, şöyle bir ayrım daha yapar:
Basit ve bileşik düşünceler
Basit düşünceler ya, a) rengin göz vasıtasıyla ve kalınlığın duygu vasıtasıyla olması gibi, bir duyu vasıtasıyla veya b) önsel niteliklerde, özellikle ölçülünce mekan olarak adlandırılan uzamda olduğu gibi, çeşitli duyumların birleşmesiyle meydana gelir; bundan başka basit düşünceler, c) düşünce, irade ve ölçülünce zaman diye adlandırılan süre gibi düşünme (teemmül) vasıtasıyla; d) kuvvet, varlık, birlik, ardardalık (teakub), eğlence, acı gibi duyusal algı ve düşünmenin birleşmesiyle meydana gelir. Bilgimizin esas malzemesini oluşturan bu basit düşüncelerden zihin faaliyetinin yardımı sayesindeki sentez vasıtasıyla, harflerden heceler ve kelimeler oluşturulması gibi, bileşik veya birleştirilmiş düşünceler oluşturulur. Bu bileşik düşünceler, zihnimizin sırf soyutlamaları veya genellemeleridir; bunlar aslında ifadeyi ve manevi ilişkileri kolaylaştırmak için kullanılan düşünce hileleridir (Kunstgriffe). Locke'un ana eserinin üçüncü bölümünü ayırdığı dille ilgili incelemelerin önemi bundan dolayıdır. Hobbes'a benzer bir biçimde ve adcılığa uygun olarak, kelimeleri düşüncelerin sırf bir işareti olmak üzere açıklar.
Tavırlar (modes), yani durumlar (halet), nitelikler başlı başına var olmayan ve ancak kendilerini taşıyan bir şeyde var olan sıfatlardır. Eğer bunlar bazı mekan, zaman ve sayı belirlenimleri (determination) gibi (örneği bir düzine) bir cinsten (homojen) ise basit veya saf olarak adlandırılır; eğer koşmak, inat, huy, zafer gibi bir cinsten değilse karışık adı verilir. Mekanın, zamanın, düşüncenin, kuvvetin vs. tavırları vardır. Meleke (etkin, edilgin vs.) kavramından daha zengin değişikliklere (tasavvur: modifıcation) sahip başka bir kavram yoktur. Tavırlara yani durumlar başlı başına var olan şeydir ve ilinekleri de tavırlardır. Böylece esaslardan alışkanlık vasıtasıyla, nihayet, cisimsel, yani düşünmeyen (bilince sahip olmayan) tözün düşüncesi ve düşünme yoluyla manevi veya düşünen tözün düşüncesi meydana gelir. Bu iki nitelik de bizce bütünüyle bilinmezdir ve yalnız etkileri bilinebilir. Varlık, kuvvet, iktidar, hikmet ve mutluluk düşüncelerini sonsuzluk düşüncesine bağlamakla, bizde bütünüyle cisim dışı bir nitelik olan Allah'ın düşüncesi meydana gelir. Bundan başka Locke, töz kavramının felsefe için fazla bir öneme sahip olmadığını söylüyor. Hint kozmolojisinin fili veya devasa kaplumbağası gibi, biz de onu daima esas kabul etmeye alışmışızdır. Onun niteliğini araştırmaya çalışmak hiçbir işe yaramaz. İzafet veya görelik (nispet) kavramları, nihayet, (örneği cins, daha büyük) çeşitli eşyanın zıtlığı veya karşılaştırılması dolayısıyla meydana gelir. Neden ve sonuç kavramları, bütün zaman ve mekan belirlemeleri, aynilik veya başkalık, ölçü veya derece, ahlaki durumlar vs. buna aittir.
Bu düşüncelerin hepsi, tamamen deneyden doğar. Locke ayrıca ruhsal töz sorununu çözülmez bir soru olarak bir tarafa bırakan deneysel psikolojinin kurucusudur. Ancak "bilgi ve ihtimal'i söz konusu eden dördüncü bölüm, bilgi eleştirisine ait olan şöyle bir soruyla uğraşıyor:
5. Bilgimizin geçerliliği ve sahip olduğu kesinliğin dereceleri nelerden ibarettir? Bilgi (knowledge), iki düşüncenin aynılık veya ayrılık, oran, aynı varlığa sahip olma ve gerçek varlık konusunda uygunluk veya uygun olmamanın algısı diye belirleniyor. Basit düşünceler, eğer konuları kendilerini "güzelce düzenlenmiş" bir algı şeklinde sunuyorlarsa açık 'tırlar; eğer dayandıkları basit düşünceler açık iseler, bileşik düşünceler de açık olur. En basit ve aynı zamanda en yüksek şekildeki bilgi, hiçbir kanıta ihtiyacı olmayan doğrudan sezgidir (intuition): Örneği kendi varlığımız veya siyahın beyaz olmadığı, 2+1=3 olduğu, bir dairenin dikdörtgen olmadığı ve ayniliğe bağlı önermelerde olduğu gibi. Kesin kanıta dayak bilgileri, bir dizi sezgisel bilgiyi arka arkaya dizmek sayesinde elde ederiz; örneği bu tarzda matematiksel önermelerin hakikati ve Allah'ın varlığı hakkında kanaat oluşturulur; Locke Allah'ın varlığını, evrenin varlığından çıkarıyor. Bu iki bilgi tarzının matematiksel ve ahlaki kavramlarla tamamen kesinlik sağlamasına karşılık, duyusal bilgi ve bundan dolayı bütün doğa bilimi, sadece bir ihtimal sağlayabilir.
Bilgimizin genişliği sınırlıdır. Fakat biz onu önce deney ve ikinci olarak çıkarımlar veya orta terimler bulmak ve yöntemi düzenlemekte genişletebiliriz. Tekil ve belirli olan şey, genel olan şeyden daha çok bilinen ve algısı mümkün olandır. Algılayan ve algılanan şey arasındaki ilişki hakkında Locke, çok belirsiz ifadelerde bulunuyor. Bütün bilgiler için hareket noktası olan duyusal algılarımız (bu yüzden onun felsefesi duyumculuk olarak adlandırılır) bizim dışımızdaki eşyanın etkisidir ve bunların türü veya şifadan yaratıcı tarafından düzenlenmiştir. Bu algılar her ne kadar eşyanın eşi değilse de, onlara tekabül eder, algılar eşyadan aykırı "az" şeye sahiptir ve basit düşünceler, dış eşyanın varlığına açıkça tanıklık eder. O diğer yönden, organizmadaki bütün değişmeye rağmen, bilincimize dayanan şahsın ayniliğine taraftardır ve daha önce gördüğümüz gibi, matematiksel ve ahlaki hakikatler ona göre değişmez olduğundan, o tam bir deneyci değildir. Mekan, zaman, sayı, kuvvet, sonsuzluk gibi bilimsel kavramları kesin bir biçimde söz konusu ettiği her yerde, onun Bacon'un salt tümevarımsal deneyciliğinden daha çok yüce bir hakikat kavramı kabul ettiğini görüyoruz. Fakat bu yalnız matematik ve ahlakla sınırlı kalıyor ve buna karşılık hakiki doğa olayları elinden sıyrılıyor.
Locke'un Ahlak, Din, Devlet Ve Eğitim Hakkındaki Düşünceleri
Locke, ana eserinin sonunda, bütünüyle Aristo'dan sonraki tasnife dayanan bir felsefe tasnifi yapıyor: 1) Mantık veya Semiotik (işaretler teorisi), 2) Doğa felsefesi, 3) Pratik veya ahlak felsefesi. Birincisi, ana eserini bir yana bırakırsak, ölümünden sonra yayınlanan eserinde söz konusu edilir; Elements of natural philosophy, evrenin en önemli olaylarının bir tasvirini yapar; üçüncü cins konularla, ana eserinin bazı bölümlerinden başka, siyaset bilime, din felsefesine ve eğitime ilişkin bağımsız yazıları meşgul olur, fakat bunlar sistematik bir biçimde birbirine bağlı değildir. Locke ayrıca bir ahlaktan kaçındı, çünkü o böyle bir ahlakı İncil'de en mükemmel bir biçimde ifade edilmiş sayıyordu.
Ahlak ve din
Locke, doğuştan düşüncelere karşı nefretini, dini ahlaki alana uygular. Gerçekten hiçbir mantıklı kimse Allah'ın varlığını inkar etmez. Fakat böyle olmakla birlikte, Allah tasavvuru insanda doğuştan değildir. Her insan buna sahip olmadığı gibi, çoğunluk da bunun hakkında çok çeşidi şeyler düşünür. Bunun gibi, gerçekte ahlakta "doğal" bir yasa vardır, fakat doğuştan ilkeler yoktur.
Bütün erdemin kaynağı irade özgürlüğü, yani bazı davranışları yerine getirme veya terk, devam veya engelleyebilme melekesidir. Davranışlarımız şu andaki durumdan hoşlanmamak sûretiyle meydana gelir ve arka arkaya düşünmeyle akli yargıya ve karara ulaşır. Davranışlarımızın en derin nedeni, insanların çok doğal olan mutluluk eğilimidir. Allah gerçek mutluluğu, ayrılmaz bir biçimde erdeme bağlamıştır. Gerçekten Yahudiler, Müslümanlar ve müşrikler de erdemli olabilirler, fakat eskiçağda konulan sırf akli ahlak yasasında, ilahi yasa koyucunun otoritesi eksiktir. Elbette biz de nihayet aklımızın "doğal ışığı" vasıtasıyla ahlaklığın bilgisine erişebilirdik ve vahiy de aklın açık tanıklığını ortadan kaldırmak veya ona etki etmek istememelidir; yalnız o bize, yoksa çok güç veya hiç bulamayacağımız hakikatleri kolayca sağlamaktadır. Locke, Spinoza veya Hobbes gibi, dini özgür düşüncelilerden kaçınır. Onun "makul" Hıristiyanlığının temeli, İsa'nın kurtarıcılığına iman etmek ve İncil'in öğretilerine göre hayat sürmekten ibarettir. Öteki .dünyadaki mükafatlar ve cezalar, ahlaki davranışın temel yönlendiricilerinden sayılmaktadır. O, esaslı ilahi yasadan bir de medeni yasayı ve genelin düşünce yasasını ayırıyor.
Locke'un ve zamanının siyasi felsefesi
İngliz tarihinde en canlı olan 17. yüzyıl, ingiltere'de ilk ve geniş siyasi teorileri doğuruyor. Daha önce (§ 16) Hobbes'un bakış açısını incelemiştik. Hobbes'un, devletin sınırsız mutlak gücünü öğütlemesine karşılık Filmer (1604-1653), Patriyarkal krallığın Hz. Adem zamanından beri sahip olduğu ilahi hakkı müjdeliyordu; Hz. Adem saltanat gücünü bizzat Allah'tan almış ve daha sonra Hz. Nuh, ibrahim vs. bunu tevarüs etmişti. Bundan dolayı krallık, sırf ilahi inayet sayesinde vardır ve hiçbir beşeri yasaya bağlı değildir. Şair John Milton'ın (1609-1674) üç türlü, yani dinsel, evle ilgili ve siyasi özgürlüğü isteyen ve 1647 yılı devrimini savunan ateşli mektuplarından başka, daha felsefecice olan Algernon Sidney (1604-1683) buna karşı çıktılar ve 2. Charles'ın saltanatı sırasında vatana hıyanet bahanesiyle idam edilen Sidney, Hükümet Şekli Üçerine Araştırmalar adlı eserinde Filmer'in İncil'e dayanan kanıtlarını birer birer çürüttü.
Locke şimdi andığımız bu iki kişinin çabasını, kendi karakteri ve zamanındaki değişen durum gereğince daha ılımlı bir şekilde devam ettirir. Onun her iki siyasi makalesi (yukarıda hayatı, eserleri ve karakteri başlığına bkz.), 1688 yılının "şanlı ihtilalini" bütün dünyaya karşı savunmak ve "İngiliz özgürlüğünü tekrar sağlayan Kral Giullaume'un tahtını sağlamlaştırmak gibi bir amaç güttüğünü açıkça ifade eder. Bunların birincisi, başlıca Filmer'in 1680 yılında yayınlanan Parriarcha adlı eserinin aleyhine yöneliktir: Devlet egemenliği, pederin egemenliği gibi değil, ancak daha önce Hobbes'un gösterdiği gibi, karşıt özgür bir anlaşma sonucunda meydana gelmiştir. İkincisi bundan sonra, Locke'un olumlu teorisini geliştirir. Kişisel özgürlük ve mülk gibi doğal haklar, devletin nüfuz alanına girmekle kaldırılmış değildik; aslında devletin görevi, sırf bunları sağlamak ve savunmaktır. Kimse bir diğerini rencide etmemek ve herkes diğerlerinde aynen var olan makul niteliğe saygı göstermektir. Locke bu özgürlüklerin sağlanması için yasama gücü ile yürütme gücünün birbirinden ayrılmasını istiyor. Yasama gücü en yüksek güçtür ve aslında bütün halkın elindedir; halkın hakkıyla temsilcisi, kendisi tarafından yasaları koymak üzere seçilen meclistir. Kral, yasanın üstünde değil, altındadır ve gücünü kötüye kullanacak olursa itibarını yitirir. Özetle, burada yeni İngiliz devletinin haklı gösterilmesine ve böylece hepimizce bilinen çağdaş meşrûtiyetin ilk kez ayrın tık bir biçimde temellendirildiğine tanık oluyoruz. Bundan başka Locke'un liberal meşrûtiyetperver araştırması içinde, daha sonra Adam Smith ve Ricardo tarafından kullanılan ve sosyalistliği andıran dikkate değer bir ekonomik anlayış vardır: Kendi çatışmasının ürününe, işçiden başka kimsenin ve hiç olmazsa diğerleri için daha birçok şey arttığı sürece, hakkı olmadığı apaçıktır.
Nihayet Locke, eğitim sorunu ile geniş bir biçimde meşgul olan ilk filozoflardan biridir. Bununla birlikte onun 'Eğitim Üçerine Düşünceler adlı eseri, bilimsel bk teori olmaktan çok, genç bir İngiliz centilmeninin eğitimi için bk rehberdir. Eğitim, çocuğa dışarıdan herhangi bk şey sokmaya çalışmamak ve aksine onun yeteneklerini doğal bk biçimde geliştirmelidir: Bilimsel laf kalıpları yerine, canlı gözlem, vücudun sertleştirilmesi ve güçlendirilmesi, ahlaki karakterin geliştirilmesi! Doğrudan doğruya faydalı olan şeye karşı Locke'un eğilimi güçlü bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Özel eğitim, genel devlet eğitimine tercih edilir! Bilindiği gibi, daha bugün bu eğitim ilkeleri Locke'un vatanında etkilidir; edebi alanda bunlar başlıca Rousseau'ya etki yapmıştır.
[1] Bu eserin Türkçe çevirisi, İnsanın Anlama Yetisi Ürerine Bir Deneme adıyla 2 cilt halinde Meral Delikara Topçu tarafından (Öteki Yayınevi, Ankara, 1999) yapılmıştır. (Y. K.)
[2] Bizzat bu deyimler, daha önce Skolastiklerde vardır ve daha sonra Böyle tarafından tekrar kullanılmıştır; Locke'un bunları Boyle'dan almış olması muhtemeldir.
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın