Aytunç Altındal
“The Lord had said : Cali him Immanuel, which means God WithUs! The Holy
Spirit said: Give Him the name Jesus, because He will save his people from
their sins.”
“Tanrı dedi ki: O’na Immanuel adını verin, Tanrı Bizimle demektir. Kutsal Ruh dedi ki: Ona İsa adını verin, çünkü o halkını günahlarından kurtaracaktır.”
Matthew, 2024.’
Öncelikle şu hususu açıkça belirtmek gerekiyor: İsa Mesih hiçbir zaman hiçbir yerde kendisinin "Bir ve tek mutlak Tanrý" olduğunu iddia ve beyan etmiş değildir. Böylesi bir iddia Gospeller’de yoktur. Benzer şekilde be yanları içeren Kiliseİçi veya KiliseDışı İsa’ya ait olduğu kesinlikle belgelendirilmiş "Özgün" bir tek kaynak da yoktur. Tanrı olmak ya da diğer bir deyişle İsa’nın Tanrı laştırılması, İsa Mesih’in kendi isteği ve inançları dışında, onun gıyabında, onu hiç görmemiş, tanımamış, yaşıtı da olmamış bazı kişilerce onun ölümünden(?) sonra yapılmış bir atıf ve yakıştırmadır, o kadar. Tıpkı İncil’de yer alan ve İsa tarafından söylendi deni len sözlerin büyük bir kısmının da gerçekte onun tarafın dan söylenmemiş olduğu gibi. Tıpkı İsa’nın doğumu ve ölümü arasındaki dönem hakkında Gospeller’de onunla ilgili anlatılmış olayların büyük kısmının da gerçekte hiç yaşanmadığı ve İsa ile doğrudan hiçbir bağlantısının olmadığı gibi... Bu nedenle ilkin İsa’nın doğumu İncil’de nasıl işlenmiştir, onu görelim. Sonra da onun yaşamıyla ilgili, yine İncil’de yer alan çarpıcı "tahrifleri" aktaralım. Yoahim ve Hanna’nın2 kızı Meryem, Nasıra kasabasın da3 bir marangoz olan Yakub’un oğlu Yusuf’la” nişanlıydı. Ancak birleşmelerinden önce ‘gebe olduğu anlaşıldı’ (Mat ta, 1:18). Yusuf ‘salih bir adam olup onu aleme rezil etmek istemeyerek, gizlice boşanmak niyetinde idi’ (Matta, 1:19). RAB müdahale ederek meleklerinden birine düşünde Yu suf’a görünmesini buyurdu. Melek dedi ki: “Sen Davut oğlu Yusuf, Meryem’i kendine karı olarak almaktan kork ma çünkü kendisine doğmuş olan Ruhülkudüs’dendir. Ve bir oğul doğuracaktır; ve onun adını İsa koyacaksın; çün kü kavmini günahlarından kurtaracak olan odur” (Matta, 1:20 21). Yusuf itaatkar bir adamdı, kendine söyleneni yaptı; Meryem’i karı olarak evine aldı ama bir oğul doğu rana dek onunla cinsel ilişkiden sakındı. ‘Ve çocuğun adı nı İsa koydu.’ (Matta, 1:25) Böylelikle İsiah Peygamber’in kehaneti yerine gelmiş oluyordu. (Matta: 1:23) Ve Mer yem’in oğlu gelecek yüzyıllarda da böyle tanınacaktı. Ancak, kehanetin yalnızca yarısının gerçekleştiği anla şılmaktadır, çünkü İsaiah Peygamber’in Tanrısı, bakire den doğacak çocuğa başka bir ad vaad etmişti. Bu ad Im manuel’di. Okuyalım: ‘Bunun için Rab kendisi size bir ala met verecek; işte kız gebe kalacak ve bir oğul doğuracak, ve onun adını Immanuel koyacak’ (İsaiah, 7:14). Tanrı’nın başlangıçtaki tasarımını değiştirip bebeğe neden yeni bir adı, İsa’yı5 vaat ettiği Yeni Ahit’te yazılı değildir. Garip görülebilir ya da görülmeyebilir ancak, Meryem’den do ğan çocuğun adı ‘TanrıBizimle’ (yani, Immanuel) değil, ’YHVH Selamettir’ (yani, İsa) oldu.
Sekizinci gün, Anne Meryem’le üvey baba Yusuf, Şeri at’a göre bebeği
sünnet ettirmek için Tapmağa götürdüler, İsa Tapınak’ta sünnet edildi.
Böylelikle Tanrı’nın Babil Talmudu’na göre ilk muhtedi olan İbrahim’le
yaptığı ‘ah din işaretini’ (Tekvin, 17:11) edinmiş oldu (6). Sekiz gün lük
bebek İsa, böylelikle adanmış da oluyordu: “Ve Rab Musa’ya söyleyip dedi:
Bütün ilk doğanları İsrailoğulları arasında, insanda ve hayvanda bütün rahmi
açanları be nim için takdis et, o benimdir” (Çıkış, 13:1). Böylelikle
Meryem’in oğlu, İsrailoğulları’nın RAB’bine ait olmuştu. Meryem’in kız
kardeşi ya da kız kardeşlerinin ve dola yısıyla da altı ya da yedi yeğeninin
olup olmadığı Yeni Ahit’de yazılı değildir. (Klopas’ın karısı Meryem’in Yu
hanna 19:25 Meryem’in gerçek kardeşi olup olmadığı be lirlenememiştir.)
Yusuf’un daha önceki evliliğinden en az altı ya da yedi evlat sahibi olmuş
yaşlı bir adam olup ol madığı da kayıtlı değildir. Bu iki olasılık Yeni
Ahit’te be lirtilmez, ama İsa’nın dört erkek kardeşinin adı verilir. İsa’nın
en az iki ya da üç kız kardeşi de bulunmaktaydı. İncil derleyicisi
Markos’tan okuyalım: ‘Meryem’in oğlu ve Yakub’un, Yosef’in, Yahuda’nın ve
Simun’un kardeşi, dülger, bu değil mi? Kız kardeşleri burada bizimle değil
ler mi?’ (Markos, 6:3) Dört İncil yazarından ikincisi Mar kos’a göre bunlar,
İsa’nın gerçek erkek ve kız kardeşleriy diler. (Yuhanna, 19:25). Eğer
Yuhanna’nın öne sürdüğü gibi İsa’nın kuzenleriyseler, o zaman Meryem
yaşamının sonuna dek bakire ve Tanrı’nın bakire gelini olarak kalmış
demektir. Muhtemeldir ki, Meryem’in kız ya da erkek kardeşi yoktu, ama
Elisabeth adında bir kuzeni olduğu kesindir. Meryem’in özellikle gebelik
döneminde onunla çok yakın olduğu bize bildirilmektedir. Elisabeth’in bakire
Mer yem’in gebeliğini kendi ailesinden ilk öğrenen kişi olduğu da yazılıdır.
Elisabeth kırk yaşlarında olmalıydı ve Zekeriya adlı bir kahinle evliydi
(Luka,l:5). Elisabeth ‘kısır idi’ (Luka, 1:7). Sara, Raşel, Rebeka ve
Hanna’dan sonra Kutsal Kitap’ta adı geçen beşinci, Yeni Ahit’teki ilk kısır
kadın Elisa beth’tir. Daha önceki bütün kısır kadınlar ve kocaları gibi
Elisabeth ve kocası da ‘Allah indinde salih’ idiler (Luka, 1:6). Bu nedenle,
Zekeriya bir gün Rab’bin tapınağmday ken Melek Cebrail ona göründü ve dedi
ki: “Korkma Ze keriya; çünkü duan işitildi, karın Elisabeth sana bir oğul
doğuracak, onun adını Yahya koyacaksın. (...) Çünkü Rab’bin gözünde büyük
olacak, şarap ve içki içmeyecek ve daha anasının karnından Ruhülkudüs’le
dolu olacak. İsrailoğulları’ndan birçoğunu onların Allah’ı Rabbe dön
dürecek. Babaların yüreklerini oğullara, asileri salihlerin hikmetine
çevirmek ve Rabbe amade bir kavim hazırla mak üzere İlya’nın ruhu ve
kudretiyle onun önünde yürü yecektir. (Luka, 1:13 17).” İsrail’in Tanrı’sı
daima Meleği Cebrail aracılığıyla ko nuşurdu. Tanrı her zaman önce kocalara
‘korkmamaları nı’ söyler, ardından onlara her birinin, ayrıcalıklı anlamı
olan bir ‘ad’ ve bir ‘oğul’ müjdelerdi. Buradaki tek ilginç husus, Melek
Cebrail’in Zekeriya’ya, düşünde değil tapı nağın loş ışıkları arasında,
tütsü yaktığı sırada konuşmuş olmasıdır. Yeni Ahit’te anlatılanlara göre
altı ay sonra Meryem’i de ziyaret eden işte yine bu Melek Cebrail’di. Bu
Cebrail’in bakireye yaptığı varsayılan kayıtlara geçmiş ilk ve son
ziyaretidir. İnsanlara Tanrı’nın sözünü iletmek Melek Cebrail için olağan
bir olaydı. Ama Cebrail, tabii RAB’bin talimatları üzerine, önce sıkıntılı
kocalara görün meye alışkındı. Ne ki, bakireye görünüp ‘müjdeyi ver mek’
Melek Cebrail için alışılmadık bir durumdu. Belki Melek Cebrail bu nedenle
‘müjdeyi’ vermeden önce ‘Baki re Meryem’e korkmamasını söylemiştir!
Elisabeth’e dönelim! Zekeriya’ya bildirilen tarihte, oğ lu doğdu. Ona
Zekeriya’nın akrabaları arasında bu adı ta şıyan kimse olmamasına karşın
(Luka, 1:61) Yahya adını verdiler. Çünkü Zekeriya Abiya ruhban soyunun mensu
buydu ve Elisabeth de, Meryem’in tersine, Harun’un so yundandı. (Luka, 1:5).
Yahya büyüdü, ruhça kuvvetlendi; ve İsrail’e görüneceği güne kadar çöllerde
kaldı. (Luka, 1:80). Doğru, Markos’a göre Yahya kehanet uyarınca hiç mayalı
içki içmedi. Yalnızca bitki ve yaban balı yedi. Hiç tıraş olmadı ve
devetüyünden bir harmani giyip beline bir deri kuşak taktı (Markos, 1:6).
Yahya atalarının geleneği nedeniyle Peygamber ya da Mesih (Christ) olmaya
layık değildi, ama aynı gelenek uyarınca bir RahipYönetici ola bilirdi...
Yahya bunları denemedi; onların yerine yaşamını bir başka seçeneğe adadı.
Gerçekte kendisinden altı ay küçük kuzeni olan ve da ha sonra Tanrı’nın Oğlu
diye anılan İsa’nın gelişini bildi ren ilk Vaftizci oldu. Yeni bir İstiğfar
ahdinin yeni işareti olarak suyla değil, Ruhülkudüs ve ateşle vaftiz edecek
olan İsa’nın gerçek vaftizci olacağını bildirdi. Kilise, son raları 24
Haziran gününü Vaftizci Yahya Günü ilan etti. Vaftizci Yahya Günü arifesinde
tüm dünya Hıristiyanları nın kentlerden çıkıp evlerindeki kötü ruhları
kovalayacak şifalı sarı kantaron otunu (St. John’s wort) toplamaları is
tendi. (Anlamlı bir Pagan uygulamasıdır bu.) Böylelikle, Yeni Ahit’in
başlarında, bizlere iki oğul su nulmuştur. Biri Yahya (İbranice biçimiyle
Johanna ‘JAH VEH esirgeyicidir’ anlamına gelir), diğeri de İsa, (JAH VEH
selamet’dir.) Jahveh Esirgeyicidir, Jahveh Selamet’tirin yolunu açmıştır.
Her iki oğul da ilk doğan Yahudi bebeklerdir ve dolayısıyla, Yasa’ya göre
her ikisi de ebeveynlerinin Tanrısı’na adanmışlardır. İsa’nın annesi Meryem,
imana göre ya bakiredir, ya da bir parthenos, yani yine bakire, ancak tertip
edilmiş bir ev liliğe rıza göstermeyip kendi eşini seçen kadın’dır. Bu ta
sarıma göre Bakire Meryem, kötü ya da hafifmeşrep bir kadın olduğundan
değil, ‘kendi hakkının bilincinde bir ki şi’ olduğu için “evlenmeden” anne
olmuştur7. İsa’nın Pla ton’cu Celsus’un İ.S. 170’te ileri sürdüğü gibi8,
büyüsünü Mısır’da öğrenmiş küstah bir şarlatan olup olmadığı ko numuz
itibariyle bu incelemede üzerinde durulmayacak hususlardır. Çünkü; en
kestirme deyişle ‘Bakire Annelik’ yakıştırması Hıristiyanlıktan çok önce,
tüm Hindistan, Mezopotamya ve Ortadoğu’da bilinen bir olguydu. Örne ğin;
Buda, Sokrates, Eflatun ve Büyük İskender de halk söylencesine göre ‘Bakire
Anne’den doğmuşlardı! Benzer şekilde, tarihsel İsa denilen de fazla önemli
de ğildir. Tarihsel İsa ilahiyatçı ve tarihçiler için bir çeşit
AraştırmaAlanı iken, mitolojik İsa, kendine inananlar için nihai gerçeklik
olarak kalmıştır. Nesnel bir inceleme için, tanımlarımıza perspektif
kazandırabilecek tek İsa portre si, Yeni Ahit’teki Mesih’tir. Bu portrenin
tarihi gerçekliği nin olup olmaması bizi ilgilendirmemektedir. Çünkü Hı
ristiyan dünyası sadece ve sadece Yeni Ahit’te okuduğu Mesih’e bağlılık
duymaktadır. Tarihsel Mesih’e değil. Geleceğin Mesih ve Tanrı’sının
yeryüzündeki yaşamı işte böyle başladı. Ve diğer iki İncil yazarının,
İncil’lerinde bu büyüleyici bakire doğumu9 olayına neden değinme gereksinimi
duymadıkları da daima bir sır olarak’kaldı! Matta, kendi İncil’inde, İsa’nın
soy kütüğünü İbrahim Peygamber’le başlatıp ‘Mesih denilen’ İsa’yla bitirir
(Mat ta, 1:16). Matta İbrahim’den İsa’ya kırk iki kuşak saymak tadır. Onun
soyağacında üvey baba Yusuf ‘Meryem’in ko cası’ olarak verilip İsa babasının
soy hattıyla değil, anasının adıyla kaydedilmiştir. Bu, geleneksel ibrani
soyağacı kurgusunu bozduğu için alışılmadık bir işlemdir. Her iki ebeveynin,
Meryem ve Yusuf’un Matta yorumunda birer kuşak işgal etmeleri de
alışılagelmiş bir uygulama değil dir. Matta bu kırk iki kuşağı, her biri on
dörder kuşak içe ren üç başlık halinde toplamıştır. Matta, Meryem ve Yu
suf’u dahil etmekle on dördüncü kuşağı İsa’ya yakıştır mıştı. Öte yandan
Luka İsa’nın soyağacını Adem’e ve on dan da tabii Tanrı’ya iletmişti. Luka
İncil’in de Tanrı’dan İsa’ya yetmiş yedi kuşak sayılmıştı (gerçekte bu
birkaç bin yıldan fazla tutmamaktadır). Matta İbrahim Peygamber’den Davut
Peygamber’e on dört kuşak saymıştı. Ve Luka, Tanrı’dan İsa’ya yetmiş ye di
kuşak saymaktaydı. Cemaatin başındaki yöneticilere iletilen mesaj, Davut
Peygamber’in adının sayısal değeri nin İsa’yı on dördüncü kuşağa
yerleştirmekle, bilgilere ve söz sahibi diğer cemaat yöneticilerine sıradan
bir bilginin ötesinde malzeme sağlamaktaydılar. Yetmiş yedi, yedi ar tı
yediye bölündüğünde, on dörde eşitlenir ve kırk iki ku şak üç kez on dört
başlık altında (3X14) toplandığında Da vut Peygamber’in adının sayısal
değerine gönderme yap maktadır, böylelikle Mesih denen İsa’yı gizlice onun
soyu na bağlar. Bu soyağacı aktarımı, geleceğin tanrısını aynı zamanda
Yahudi Peygamberi İsaiah’nin kehanetine de bağlamaktaydı. Her iki İncil
yazarının attığı ilk adımlar, bu kehanetin gerçekleştirilmesi bağlamında
zorunluydu. Üvey Baba Yusuf’un Luka yorumunda bağımsız bir kuşak sayılmayıp
dışlanması da kayda değer. Matta, yorumun da bu kuşak boşluğunu, inanca göre
İsa üzerinde hiçbir ’emeği’ olmayan Yusuf’u ayrı bir kuşak olarak saptarken,
elinde yeterli sayıda kuşak bulunan Luka’nın ona hiç ge reksinimi olmamıştı.
Sayısal değerlere ilişkin konular, sonraki yüzyıllarda Gnostik tarikatlar,
gizli ya da Rafızi denen dernekler, Okultistler ve Ezoteristlerce
Operasyonel ve Spekülatif olarak kullanılagelecektir. Bu değerler karmaşık
cin kov ma dualarının çeşitli biçimlerini ifadelendirmenin yanı sı ra,
simgeciliğin tılsım gizemlerine ve karmaşıklığına içkin bir sayısal nitelik
kazandırmada da temel kabul edilebile cekti. Şu ünlü ‘kutsal’ on dört sayısı
için bu kadar yeter sa nırım. İsa Mesih’in çocukluğuna dair ayrıntılı bilgi
yoktur. Ancak ilginç bir olay aktarılmıştır (Luka, 2:4151): İsa on iki
yaşındayken, her yıl ailesiyle birlikte Yeruşa lim’de (Kudüs) kutlanan Fısıh
bayramından eve dönüşte kaybolmuştu. Yusuf’la Meryem onu her yerde aramışlar
ama bulamamışlardı. Üç gün sonra Tapınağın avlusunda, yaşlılarla konuşurken
gördüler onu. Luka bu yaşlı Yahu di öğretmenlerin (Hahamlar) on iki
yaşındaki çocuk İsa’nın sorduğu sorulardan ve verdiği yanıtlardan çok et
kilendiğini belirtmektedir. Bu öğretmenlerin gerçekten et kilendikleri mi,
yoksa tedirgin mi oldukları, İsa ile annesi Meryem arasındaki şu konuşmadan
izlenebilir. Luka şöy le yazıyor: ‘Onu gördükleri zaman, şaştılar ve anası
ona dedi; Ey oğul, neden bizi böyle ettin? İşte baban ve ben yüreğimiz çok
sıkılarak seni aradık. Onlara dedi; Neden beni aradınız? Bilmiyor muydunuz
ki, benim için Baba mın evinde bulunmak gerekti? Onlar ise kendilerine söy
lediği sözü anlamadılar.’ (Luka, 2:48 50) Eğer, İsa bu öğretmenlerle
annesiyle konuştuğu tarzda konuştuysa, bu anlatım tarzı orada hazır
bulunanları etki lemekten çok tedirgin etmiştir. Çünkü Tanrı’nın tekil ola
rak ‘babam’ biçiminde nitelendirilmesi Museviler arasın da alışümf hk bir
uygulama idi; baba figürü olarak tanrı geleneksel olarak ‘Babam’ biçiminde
değil, ‘Babamız’ ola rak tanımlanırdı. Yine geleneksel olarak Tapınak
RAB’bin ikamet ettiği yerdi. RAB. ‘Babamın evinde’ oturmuyordu. Eğer bu olay
Luka’nın uydurduğu bir ekleme değilse, o zaman taşıdığı anlam, önemlidir.
Böylesi bir niteleme da ha on iki yaşındayken; ‘Hepimizin babası bir değil
mi, bi zi bir Allah yaratmadı mı?’ (Mal, 2:10) diyen gelenekten açıkça
kopmuş bir İsa’ya işaret etmektedir. Daha sonrala rı bilindiği gibi, İsa
otuz yaşlarına geldiğinde de, Yahudi lerin ‘Tanrımız’ nitelemesi geleneğini
yadsıyarak Tanrı’yı ’Tanrım’ olarak adlandıracaktır. Kimi durumlarda bazı
Peygamberlerin Habakuk’da yapıldığı üzere (3:1819) Tanrıyı ‘Kurtarıcım’ ya
da ‘Yehova, Rab, benim kuvvetim dir’ nitelemelerine cevaz olsa da,
‘Tanrı’mızın’ ‘Tanrım’ biçiminde tekilleştirilmesi, Tanrı’nın İnsan
Benliği’nde özelleştirilmesi sayılmaktaydı ve kesin olarak yasaklan mıştı.
Çünkü Musevi Peygamberi Mika’nın da belirttiği gibi, ‘Çünkü bütün kavimler,
her biri kendi ilahının ismiy le yürüyor; biz de daima ve ebediyen Allahımız
RABBİN ismiyle yürürüz’ (Mika, 4:5) denmişti. Tanrılar ve Ruhlar arasında
yaşayan ve bazen onlar tarafından yardıma çağ rılan Paganın tersine, Yargıç
Tanrı İsrail’in RAB, Musevi lerin arasında yaşayan İlahi Güçtü. (“Çünkü ben
Allah’ım ve insan değilim; senin ortanda olan Kuddüsüm”) (Hoşea, 11:9)
Yaşayan YargıçTanrı RAB’bi bütün Musevilerin ara sındaydı, hiçbir Musevinin
özel mülkiyetinde ya da evin de değildi. Tanrı, Yeni Ahit boyunca, Eski
Ahit’in tersine yalnızca bir kez konuşur. Bu da İsa’nın kuzeni Yahya
tarafından vaftiz edilişi sırasında gerçekleşir. İncil yazarı Yuhan na’nın
söylediği gibi Vaftizci Yahya’nın mı onu herkes gi bi vaftiz olmaya
çağırdığı, yoksa Matta, Luka ve Mar kos’ta gösterdiği üzere İsa’nın mı
kendini Yahya tarafın dan vaftiz edilmeye davet ettiği açık değildir. Matta,
İsa’nın vaftizini şöyle betimler: “Ve İsa vaftiz olup hemen sudan çıktı; ve
işte gökler açıldı, ve Allah’ın ruhunun gü vercin gibi inip üzerine
geldiğini gördü; ve işte göklerden bir ses dedi: Sevgili Oğlum budur, ondan
razıyım” (Mat ta, 3:16 17). Tanrı bundan sonra İsa dahil hiç kimseyle ko
nuşmadı ve İsa ve Havarileri ibadet etmek üzere dağa çık tıklarında bir
buluttan gelen ‘ses’in aynı mesajı tekrar et mesi dışında hiç emir ya da
talimat vermedi. İsa bu neden le, “Allah Ruhtur ve ona tapmanlann ruhta ve
hakikatte tapınmaları gerekir,” demiştir ( Yuhanna 4:24). Anlaşıldığı
kadarıyla İsa gelip sıradan bir Musevi gibi vaftiz olmuştur. Yahya, “Ben onu
bilmezdim,” der (Yu hanna, 1:31). Ve İsa vaftiz edildiği sahilden, sonradan
Yahya’nın doğrulayacağı üzere mecazi anlamda tüm in sanlar ve özelde tüm
Museviler için kullanılan bir unvan olan Tanrının Oğlu sıfatını alarak
ayrılmıştır (Yuhanna, 1:34). Tekvin’de şöyle denilir: ‘Ve vaki oldu ki,
toprağın yüzü üzerinde adamlar çoğalmaya başladı ve onların kız ları doğduğu
zaman Allah’ın oğulları insanın kızlarının güzel olduklarını gördüler ve
seçtiklerinden kendilerine kanlar aldılar” (Tekvin, 6:13). Dolayısıyla bir
Musevi ola rak İsa da bir Tanrı Oğlu’ydu ama bu onu Mesih yapma ya
yetmiyordu. Bu nedenledir ki, sonradan başı kesilmek üzere, Herod tarafından
kapatıldığı hapishaneden Yahya kendini beklenen Mesih olarak görüp
görmediğini anla mak için ona haberciler gönderecektir. İsa bu hayati soru
yu son derece belirsizce yanıtlar.’ Gerçekte İsa* Musevi ce maatini yöneten
ve yönlendiren söz sahibi kişiler tarafın dan çağrılmış ve onaylanmış
değildi, (hatta) onlar tarafın dan bilgi düzeyinde yetersiz bulunmuştu!
İsa’nın nasıl doğduğu ya da Tanrı’nm beklenen Mesih’i olarak nasıl
onaylandığının üzerinde çok fazla durmak gerekmez. Kuşkusuz Nasıralı İsa,
Musevilerin beklediği bir ve tek Mesih değildi. Çünkü Mesih ideali İsa’dan
onlarca yıl önce Essene Kümran tarikatının biçimlendirdiği esrarengiz bir
Hak Belleticisi’ne daha fazla uymaktadır10. Adettir, Avrupa’da her yeni
yılın son haftasında İsa ve Hıristiyanlık’la ilgili yoğun yayın yapılır.
Gazeteler, dergi ler, radyo ve televizyonlar İsa’yı çeşitli enlem ve boylam
larda ele alır, incelerler. Yüzyıllardır süren tartışmalar, her Aralık
ayında yeniden alevlenir. İsa, kilise, İncil, azizler vb. bazen bilimsel ama
çokça sansasyonel yazılarla izleyi cilere, dinleyicilere ve okurlara
sunulurlar. İsa’yla ilgili iddialar yüzyıllardır değil inanın 2000 yıl dır
sürmektedir. Belki bin değişik görüş Hıristiyanlık ale minde tartışılmıştır.
Bu iddialar bolluğunda bazıları bi limsel gerçekliğe sahipken, çoğu ‘Mitos’
düzeyinde kal mıştır. İlk bakışta ‘Kaç İsa var veya Hangi İsa?’ soruları
okurları şaşırtabilir. Ancak bu Batı İlahiyat Fakültelerinde kabul görmüş,
ders ve tez konusu olmuş bir yaklaşımdır. Resmi ideolojik araştırmalar işte
bu sorulardan hareketle yola çıkarlar. Batı ilahiyatına göre başlıca dört
İsa tipolojisi vardır. 1) İncil yazarlarına göre İsa: Buna Synoptik İsa
denir. İncil yazdığı var sayılan binden fazla şahıs vardır. Günümüzde de
çeşitli Hıristiyan cemaatleri, değişik İncil’lere dolayısıyla değişik İsa
imajlarına tapmak tadırlar. Synoptik İsa, işte bu çeşitlilikte esas olanı
vurgular. Yeni Ahit denilen kitapta dört İncil yazıcı sı (Evangelist denilir
bunlara) tarafından portresi çi zilmiş olan İsa, tüm Hıristiyanlar için
kabul edilme si istenen İsa’dır. 2) Mitolojiye göre İsa: Buna Mitolojik İsa
denir. İlahi yatta Synoptik İsa’nın büründüğü mitoloji haline getirilmiş
İsa’yı temsil eder. Geçmiş uygarlıklarda özellikle de Mısır ve Hellen
uygarlıklarında bulu nan efsanelerin İsa’ya atfedilmesiyle şekillenmiştir.
3) Tarih bilimine göre İsa: Buna Historical İsa denir. Ta rih, sosyoloji ve
ilahiyatın ortak öznesi işte bu İsa’dır. Üniversite ve fakültelerde daima
tarihsel ve rilerle kanıtlanmaya çalışılan İsa budur. Tarihsel İsa,
günümüzde en çok tartışılan, kabul ya da reddedi len İsa’dır. 4) İnananların
İsa’sı: Bu göreceli olarak yeni sayılan bir İsa tiplemesidir. 19. yy7 m
sonunda 20. yy’m başında özellikle Katolik ve Protestan Alman ilahiyatçıları
tarafından geliştirilmiş bir tiptir. Buna göre İsa’nın ne ve kim olduğuna
karar vermesi gerekenler, ne ki lisedir, ne bilim adamlarıdır, ne de
İncil’lerdir. İsa’nın ne ve kim olduğuna sadece inananlar karar
verebilirler. Ona inananlar nasıl inanıyorlarsa, İsa öyledir. İsa’nın
gerçekten yaşayıp yaşamadığı konusu ise en çok tartışılan hususlardan
birisidir. Bazı ilahiyatçılar ve araştırmacılar özellikle Musevi kökenli
tarihçilerin bulgu larından ve eldeki belgelerden yola çıkarak İncil’lerde
an latılan İsa’nın hiç yaşamadığını, bu İsa tipinin, söz konusu İsa’dan
yaklaşık olarak 200 yıl kadar önce yaşamış ve adı SİRAÇ olan bir Yahudi’nin
oğlu İsa (Jesus) olduğunu öne sürmektedir. Benzer şekilde, günümüzden 2000
yıl önce Filistin denilen bölgedeki Nazareth (İsa’nın doğup büyü düğü
kasaba) diye bir yerleşim biriminin de var olmadığı nı öne sürerler. Bu
tartışmalarda öne sürülen bir diğer iddia da, İsa’nın çarmıha gerilerek
öldürülüp öldürülmediğidir. İsa’nın ne rede ve nasıl öldürüldüğü çok
tartışmalıdır. İsa gerçekten de çarmıha gerilmiş midir? Bu soruya birçok
ilahiyatçı olumlu yanıt verirken, özellikle genç araştırmacılar, dinle rine
olan bağlılıklarıyla orantılı olarak evet ya da hayır de mektedirler. Bir
iddiaya göre de, evet İsa çarmıha gerilmiş ama ölmeden kurtarılmış ve daha
sonra Keşmir’e giderek orada yaşamıştır. Bir diğer ilginç iddia da İsa’nın
evli olup olmadığıdır. Bu da yaygın bir iddiadır. Daha çok siyasal sonuçları
olan bir tartışmanın ürünüdür bu. İncil’lerde İsa’nın, dört er kek, en az
iki kız kardeşinin bulunduğu anlatılmaktadır. Ama bu konuda esas kabul
edilen dört İncil’de de bu olay değişik anlatımlarla verilmiştir. Buna göre
İsa’nın öz an ne bir kardeşleri değil, yeğen ve kuzenleri vardır. İsa’nın
Mecdelli Meryem’le (Maria Magdelena) evlendiği ve ço cuk sahibi olduğu
iddiası da çok önemli bir iddiadır. Bu na göre İsa İncil’lerde de anlatılan
bir düğünle evlenmiş tir. Daha sonra krallık iddiasıyla ortaya çıkmış ve bir
ayaklanma başlatmıştır. Bu ayaklanmada yakalanarak idam edilmiştir. Ama
karısı ve çocuğu Fransa’ya kaçırıl mışlar ve orada Hıristiyanlığın ilk
krallığı olan Merovenj Hanedan’mı kurmuşlardır. Merovenjlerin daha sonra or
taya çıkan Karolenj hanedanı tarafından yıkılmasıyla bir likte İsa’nın
soyundan gelenler gizli bir örgüt kurarak, gü nümüze kadar varlıklarını
sürdürmüşlerdir. Bu ilginç ve biraz da polisiye kokan konuya ileride
değineceğim. Çün kü bu siyasi gizli örgütün (Adı: Pieure de Sion) ucu Türki
ye’ye de dokunmaktadır.” 1994’te ABD’de şaşırtıcı bir bilimsel bir araştırma
yayınlandı. Bu kitabın adı ‘Five Gospels’ yani ‘Beş İncil’di. Yazarları da
İsa Semineri’nin üyeleri ve editör olarak da Prof. Robert VV.Funk ile Prof.
Roy W. Hoover olarak belirtilmişti. Kitap büyük boy ve 552 sayfaydı.12 Şimdi
de kısaca İsa Semineri sözcüğü üzerinde biraz duralım. İsa Semineri kavramı
son 25 yılın Hıristiyanlık içinde öne çıkardığı bir akımın adıdır. Dünyaca
ünlü ilahi yatçılar, Vatikan’ın baskısından bıkarak, gizlice ilk İsa
Akademilerini kurmuşlardır. Bu bilim adamlarından ba zıları, adlarının
duyulması üzerine bağlı bulundukları üniversite ve fakültelerden atılarak
işsiz bırakılmışlardır. Amerika’dan başka Almanya, Fransa ve İsviçre’de de
İsa Seminerleri vardır. Amerika’ daki Akademi şimdi Minne sota
Üniversitesi’nin bünyesindedir. Yaklaşık 200 bilim adamı birlikte çalışarak
İncil’i tartışmaktadırlar. Zaman zaman bu sayı, arada bir katılanlarla daha
da yükselmek tedir. İsa Seminerleri’nin tartışma konusu, adı üzerinde,
İSA’dır. İncil’de yer alan sözlerin ne kadarı İsa’ya aittir? İsa bu sözleri
söylemiş midir? Yoksa bunlar sonradan uydurularak kilise tarafından
İncil’lere sokuşturulmuş mudur? İşte, İsa Seminerleri’nin konusu budur.
İlahiyat çevrelerinde, bu seminerlere katılan bilim adamlarından 'Ýncil
Dedektifleri' diye söz edilir. Şimdi kaldığımız yerden sürdürelim. Synoptik
İndilerde İsa’nın dört erkek ve en az iki kız kardeşi olduğu yazılıdır.
Ancak bunlar gerçek kardeşleri mi, değil mi belli değildir. İncil
Dedektiflerinin 5. Gospel olarak kodeksledikleri ve yeni bir çevirisini
sundukları Thomas İncil’i,, işte bu kardeşlerden birisine aittir. İsa’nın
kardeşi Thomas tara fından yazıldığına inanılan bu kitabın ne Synoptik’le ne
: de John’la bir bağlantısı vardır. Türkiye’nin Didim semtinde yaşadığı için
Didymus di ye tanınan ve Judas Thomas adıyla İsa’nın erkek kardeşi sayılan
bu şahsın, gerçekte İsa’nın ikiz kardeşi olduğu da çok yazılmıştır. Ancak bu
yeni kitapta sadece kardeşlik ta kısı öne çıkarılmıştır. 'Ýkiz' olmak
keyfiyetine değinilme miştir. Thomas İncil’i ilk kez 1948’de çok dar
çerçevede bazı ilahiyatçılar ve tarihçiler tarafından incelenmiştir. Halen
elde biri Mısır’daki Kopti Hıristiyanlığı’na yön veren ve İ.S 350 yılında
yazılmış bir nüshasıyla, İ.S 200 yılında Grekçe yazılmış bir nüshası
bulunmaktadır. İsa semineri üyeleri işte bu nüshayı okuyarak bazı sonuçlara
varmış lardır. Thomas İncili’nde İsa’ya ait olduğu öne sürülen 114 de yiş
yer almaktadır. Bunlar Thomas tarafından, diğer dört İncil’den bağımsız
olarak kaleme alınmışlardır. İsa, bu İn cil’deki sözleriyle tamamen bambaşka
bir karakterolarak ortaya çıkmaktadır. İsa Semineri üyelerinin yıllar süren
incelemelerden sonra vardıkları bazı sonuçlan aktararak bitiriyorum. Thomas
İncil’i ve geleneği, bu incelemelerden çok önce vardı. Örneğin Kıbrıs
Kilisesi, Mısır Koptik Kilisesi, Nas turi Kilisesi ve kısmen de Ukrayna
Kilisesi, Aziz Thomas’ı çok yüceltmişlerdi. Bu kiliseler, eldeki Thomas
İncili’ni okuyarak değil, kendi geleneklerine bağlı kalarak bu inanç
sistemine sadakat göstermişler ve yerleşik Katolik, Ortodoks ve Protestan
Hıristiyanlarla ters düşmeyi, bil meden göze almışlardır. İsa Semineri
üyelerinin vardıkları sonuçları şöyle özetleyebiliriz. 1) İsa Semineri
üyelerine göre İncil’de yani Yeni Ahit diye bildiğimiz kitapta İsa’ya atfen
anlatılmış olan yaklaşık 1500 sözden en iyimser bakış açısıyla sade ce yüzde
20’si İsa tarafmdan söylenmiştir. Gerisi, ilk Hıristiyanlar tarafmdan
uydurulmuşlardır. 2) İsa, Mesih olduğunu öne sürmemiştir. Mesih kelime si,
Christ kelimesinin Türkçesidir. 'Christ' aynı za manda Hıristiyan
kelimesinin de köküdür. Dolayı sıyla Seminer Üyelerine göre İsa, Mesih
(Christ) olduğunu söylememiş olmasına rağmen, kilise baba ları tarafından
Mesih ilan edilmiştir. Christ kavramı İsa’nın yaşadığı dönemde bir 'makamýn'
adıydı o ka dar. 3) İsa, kilise kurmamış ve her insanın Tanrı imanının göğüs
kafesinde olduğunu söylemiştir. Kilise kur mayı düşünmemiş ve söylememiş
olan İsa, bugün kiliseye bağlı kılınmıştır13. İsa’nın on iki Havarisi vardı.
Havari=Apostle sözcüğü mesaj ileten, “tebliğ” yayan kişi anlamında
kullanılmıştır. Bu kişilerin İsa’yı tanıdıkları, gördükleri, onunla konuş
tukları ve ondan eğitim aldıkları kabul edilir. Bu on iki ki şi şunlardır:
Simon daha sonra adı İsa tarafından değişti rilerek Peter=Kaya yapıldı. Onun
kardeşi Andrew; Zebe de’nin oğulları James ve John (Yohannah); Philip; Batho
lomew ki, buna da Nathansel deniliyordu; Mathew bu da Levi adıyla
tanınıyordu; Thomas; James Alpha eus’un oğlu diye biliniyordu; Judas,
James’in oğlu; Si mon Zealot (Mümin) ve Judas İscariot’du (Mat, 10:24; Mark,
3:1619; Luka, 6:1416; Act, 1:13). Bunlar Galile ken tinde yaşayan kişilerdi
ve Peter, James ve John, İsa’ya en yakın olanlardı. Sonuncusu Judas İscoriot
ise İsa’ya ihanet eden muhbirhavariydi. Sonra intihar etti. Onun yerine
Matthias Havari yapıldı. (Act,l:26) Paul, Barnabas ve bir kaç kişi daha,
geleneksel olarak Havari statüsünde kabul edilmişlerdir. (Act, 14:14; Rom,
16:7 ; Gal, 1:19). Bunların arasında bir de "Havarilere Havarilik" yapan
Maria Magde lena vardır ki İsa’nın mezarının boş olduğunu diğerlerine haber
veren kişi odur. Garip ama gerçektir ki, İsa’ya iman eden bu ilk kadro da,
onu doğuran annesi Bakire Meryem yoktur! Daha önemlisi İsa Mesih, kendisini
doğuran annesi Bakire Mer yem’i yani Tanrının Oğlunu dünyaya getiren kadını
İn cil’de anlatıldığına göre 'Reddetmiþtir' (Mark, 3:2021 ve 3135;
Mat,12:4650). İsa, sadece annesi Meryem’i değil, kardeşleri oldukları
varsayılan kişileri de reddetmiştir, kendisinin "Onlardan" olmadýðýný açýkça
söylemiþtir. Öte yandan, kardeþleri de "biz onu hiç tanýmýyoruz ve ona
inanmý yoruz" demişlerdi. (John, 7: 5). Daha önce de belirttiğim gi bi,
Vaftizci Yahya da, O’nu "daha önce hiç tanýmazdým" de mişti. Garip ama
gerçektir ki, annesi de kardeşleri de İsa’nın imanına inanmamışlardır; O’nu
hiçbir şekilde izle meden kendi geleneksel Yahudi inançlarına bağlı kalmış
lardır14. Ek olarak, kısaca, Stephen’dan da söz etmek gere kiyor. Bu kişi de
İsa’nın yanında bulunmuştu ama Havari sayılmamıştı. Oysa Stephen, Kudüs’te
kurulan ilk kilise nin (yedi) yöneticisinden biri, hatta o kilisenin en üst
ikin ci yöneticisi birincisi İsa’nın kardeşi denilen James’tir— konumundaydı
ve yaptığı konuşmalarla Yahudileri öfke lendirmiş ve tıpkı İsa gibi, Yahudi
Şeriatı’na karşı çıktığı gerekçesiyle öldürülmüştü. Şu farkla ki; Yahudiler,
Step hen’i kendi cezalandırma usulüne göre, yani taşlayarak (recm)
öldürmüşlerdir. Stephen ilk Hıristiyan "Þehidi" ka bul edilir (Act, 6:512).
Aziz Paul ise Stephen’in taşlanma sını örgütleyen kişiydi! İsa’yı "Tanrýnýn
Oðlu" ve "Baki re'den Doðma" olarak kabul etmeyen ilk büyük topluluk
"Ebionitler" olmuştu. Bunlar Paul’u "Sahtekarlýkla" suçla mışlar Yahudi
Şeriatını değiştirdiği için ve tüm Gos pelleri de reddetmişlerdir. Aynı
şekilde "Bakire Doðu mu"da, İsa’nın "Ýlahi" varlığını da açıkça reddetmişler
dir15. Ebionitler, evliliğe ve kadınlarla ilişkiye kapalıydılar, şarap
içmezler ve başlarına yağ sürdürmezlerdi. Ebionit ler, Gnostik Essene
geleneğinin sürdürücüleri olan Yahudilerdi16. İsa’yı yargılayan Yahudi Kralı
Herod Antipas da Ebionit Kavmindendi. Bunlar Hellen Uygarlığı’na karşı
tarafsızdılar. İsa’nın "Ýlahi" (Tanrı olmak) iddialarına karşı çıkmış olan
kişiler, onun sağlığında onunla birlikte aynı yerlerde, aynı zaman diliminde
yaşamış olan, ona en yakın bulun muş insanlar ve topluluklardı. Hatta
bugünkü Vatikan’ın ve Katolisizmin kurucusu kabul edilen, Aziz Peter bile
İsa’ya son anda ihanet ederek, "Onu tanýmadýðýný" söyle mişti! Oysa İsa’ya
"Tanrýnýn Oðlu" olduğunu ilk söyleyen de oydu! Fakat Romalı askerler İsa’yı
götürürlerken, onu tanımadığını söyleyen Peter=Simon=Kaya, sonra bu söz
lerini geri almıştı! İncil’de iki risale onun adını taşır, ama onun
tarafından yazıldıkları kuşkuludur, çünkü en iyim ser tahminle bu
risalelerin İ.S. 95100 yılları arasında yazıl mış olabilecekleri
belgelenmiştir. O yıllarda hem İsa hem de Peter, en az 4060 yıldır
ölüydüler! Kaldı ki, yine garip bir raslantı olsa gerek, hem Peter hem de
Paul, yazıların da ya da İncil’e alman yazılarında ve söylevlerinde İsa’nın
"Bakire Doðumu"ndan hiç söz etmemişlerdi! Böyle sine inanılmaz bir
"Mucizeden" niçin bir tek kelime dahi olsa söz etmeleri. Tanrının Oğlu
İsa’ya haksızlık değilde nedir? Yine ilginçtir ki, Gospeller’de binlerce
kişi ona iman etmişti diye yazılıyken, "Apostollar'ýn Ýþleri" (Acts) adlı
bölümde, Peter’in sayıları sadece 120 kadar olan kişi ye vaaz verdiği
yazılıdır (Acts, 1:15). Oysa bir Bakire’den "Tanrýnýn Oðlu" nun doğması
mucizesi o çağlarda da, bu gün de tüm insanlığı sarsacak bir olgudur, ama ne
hikmet se böylesine olağanüstü ve "Doða Dýþý" bir olay ne Roma
İmparatorluğu’nun kayıtlarında, ne Yahudi kaynakların da ne de diğer
herhangi bir "Belge"de yazılmıştır! Diğer bir deyişle, Bakire’den çocuk
doğduğu ve bunun da İsa Mesih olduğu “Bir Tek” resmi veya gayri resmi
belgede yoktur iki Gospel’de anlatılanlar dışında! O çağın tüm
tarihçilerinin ve Roma Devleti’nin tüm arşivcilerinin bu inanılmaz ve
Doğaüstü olayı atlamış olmaları nasıl açıkla nabilir ki? Kaldı ki 1. yy’in
sonunda yazıldığı bilinen ünlü Josephus Tarihi’nde “İsa Mesih” diye birinden
söz edil memiştir. Yahudilik tarihini tüm ayrıntılarıyla yazmış olan
Josephus’un Yahudiliği böylesine etkilemiş olan bir kişiyi hiç duymamış,
bilmemiş olması olanaksızdır, ama onun yazdığı tarih kitabında Bakire Doğum
da, İsa’nın Tanrının Oğlu olduğu iddiası da "Tek" sözcükle dahi yer
almamıştır tıpkı, çarmıha gerilerek öldürüldüğü gibi! Benzer şekilde, İ.S.
40 yıllarında yaşayan diğer bir ünlü Yahudi İskenderiyeli tarihçi Philo da
neredeyse kendi gözlerinin önünde yaşanmış olan bu "Mucizeler"den ha
bersizdir. O da ne Bakire Doğum’dan ne de Tanrının Oğ lu olduğu söylenen İsa
Mesih’ten haberdardır17. Bakire Doğumla dünyaya gelmiş/gönderilmiş bir Tan
rı’dan ilk kez Devletkefaletiyle söz edilmesi, o TannOğ lu’nun Çarmıh’a
gerilerek vahşice öldürülüşünden yakla şık 300 yıl sonra olmuştur.
İstanbul’un kurucusu Büyük Konstantin’in, tebası Hıristiyanlar arasındaki
bitmeyen tartışmalara bir son vermek amacıyla İ.S. 325 yılında İz nik’te
topladığı Konsil’de, İsa’ya atfen "Yeni" bir din ku rulmuştur. Ýsa resmen
Devlet Zoruyla Tanrýnýn Oðlu ve Kut sal Üçlü'deki ikinci güçteki (Lord)
Tanrý yapýlmýþtýr." Kimin adına? İlginçtir ki, Peter ve Paul adına. Ne var
ki, Peter "bile" İsa’yı sadece bir “Peygamber=Prophet” olarak ta nımlamış ve
yazmıştı. Peter’in, İsa’yı anlattığı risalede İsa’nın, Musa tarafından
geleceği muştulanmış, bir "Pey gamber" olduğu vurgulanmıştı. Aynen şöyle
yazmıştı Pe ter: "Tanrý, sizlere aranýzdan benim gibi bir Peygamber çýkarta
caktýr, onun sözünü dinleyin" (Acts:3:22) Peter’e göre Mu sa’nın sözünü
ettiği kendisi gibi "Peygamber" olan kişi, İsa idi18. Musa ve ona dayanarak
Peter, "Tanrý sizlere aranýzdan Oðlu olan Tann'yý çýkartacak," diye
söylememişlerdi. İznik Konsili’ne katılan Kilise Babaları siyasi egemenlik
sağla yabilmek için Peter’in bu sözlerini alıp İncil’e koydular. Ama aynı
zamanda da Bakire’den Doğma İsa’yı da Tan rı’nm Oğlu olarak Tanrı kabul ve
ilan ettiler. Artık bunu kabullenmeyenleri bekleyen tek akıbet vardı:
"Yakýlmak" "Devlet Tanrýsý" yaratmak düşüncesi Antik Mısır’da başlamıştı.
Mısır’da ölen Firavunlar genelde, Tanrı ilan ediliyordu. Yaşarken "Tanrý"
yapılanlar da vardı, örneğin II. Ramses gibi. Benzer şekilde Helenler de
kendi "Site Devletleri"nde Tanrı’lar yaratmışlardı. Zeus, Apollo, Afro dit
vd. sitedevletlerinin Tanrı ve Tanrıçalarıydılar. Ayrıca çeşitli böcekler
örneğin Mısır’da skarabe ve hayvanlar örneğin kartal, keçi, güvercin vd. de
"ilah" (Deity) statü sündeydiler. İnsanlar, gerekli gördükleri zaman
Panteist, (KamuTanrıcılık); Polyteist (Çok Tanrıcılık); Henoteist (diğer
Tanrıları reddetmeden bir ama Tekil olmayan Tan rıya bağlılık); Kathenoteist
(belirli bir Tann’yı belirli bir süre kabulleniş) gibi “Syncretist” (eş
yapımlıeklemleme li) bir İnançSistematiği’ne bağlıydılar19. SiteDevleti Tan
rısı/ İlahı olmak fikri, Hıristiyanlığı yayabilmek için Kili se Babaları
tarafından benimsenmişti. Bu plana göre Hel lenler’in "Tanrýlarý"
(sitedevletindeki) alınarak bunların her biri için bir “Aziz” tahsis
edilmişti. Bu kişi bazen ta mamen sanal da olabiliyordu. Sanal ya da gerçek
bir kişi, Aziz ilan edilerek o kentinsitenin "Patron Saint" i yapıldı. O
kenti koruyan /kollayıcı "Koruyucu Aziz veya Azize" ya ratmak fikri
Hıristiyanlıktaki diğer pek çok tören ve uygu lama gibi Paganizm’den
alınmaydı. Günümüzde Hıristi yan kentlerinin koruyucuAziz’leri vardır,
örneğin Aziz Andrew Moskova’nın, onun kardeşi Aziz Peter Roma’nm "Patron
Sainf'i statüsündedirler. Ancak Hıristiyanlığın kurucu babaları bununla da
ye tinmemişlerdir. Antik Mısır’da ve Anadolu’da başta da Sümer, Elam, Âkad
ve Hititler’de mesleklerin de "Tanrý larý" vardı. Örneğin "Yýlan" tıbbın,
hekimlerin "Tanrýsý/Ýla hý" idi. Hıristiyanlığın kurucu babaları bu köklü
geleneği de kendilerine mal etmekte gecikmediler: Her mesleğe bir Aziz
tahsis ederek her biri için özel bir "Gün" ayırdılar. Örneğin İsa’nın üvey
babası (ya da erzast=yedek babası) sayılan Josef, "marangozculuðun" koruyucu
azizi yapıldı. Her 1 Mayıs İşçi Bayramı Kiliselerde Aziz Josef in "Dua" günü
olarak kutlanır. Mısır’da, "DevletTanrýsý" bizzat egemen Hanedan tarafından
yaratılırdı.20 Hanedan hangi "cult"e bağlıysa o Hanedan’m üyeleri de aile
içindeki hi yerarşiye göre o 'cult'un rahipleri, rahibeleri ya da mabed
görevlileri olurlardı. Ama aslolan Firavun’un yönlendir diği ayinler ve/veya
uygulamalardı. Hıristiyanlığın içinden çıktığı Yahudilik, işte, Mısır’da ki
bu uygulamalardan çok etkilenmiş bir din olmaktan zi yade bir "Varoluþ
tarzý" (mode of existence) olarak "Tek Tanrýcýlýða" geçmişti. İlginçtir ki,
hem millet adı olarak "îs rael" adı, hem de 'Musa' adı İbranice değildir. Bu
TekTan rıh dinin "Cemaatinin" adı olan "Ýsrael" kelimesini millet anlamında
ilk kez Firavun telaffuz etmişti. Aynı şekilde "Musa" adı da (Mosheau) yine
KoptikMısır’da kullanılan bir "sýfattý" ve "Suyla Gelen" anlamına
gelmekteydi. İsra el’in, din adamı olmaktan çok ilk "Devlet Adamý" sayılan
Musa inanışa göre, Nil’e bırakılan bir sepetin içinde akıp giderken
yıkanmakta olan Firavun’un kızı tarafından bu lunmuş ve onun tarafından bu
adla onurlandırılmıştı. Or tadoğu’da siyaset, kültür, sanat, edebiyat ve
dinlerin şe killendirilmesinde Antik Mısır’daki Ateş, Güneş ve At
kültlerinin çok büyük katkısı olmuştu. En belirgin ve be lirleyici olanı da
"Tanrý'nýn Oðlu" olmak fikriyle, ünlü Ak heneton ile başlayan ilk
"TekTanrýcýlýk" inancıydı. Akhe neton, “SolarMonoteizm” diye bilinen,
“Güneşe Tapmıcı lığı” başlatmıştı. Akheneton, Güneş’i "Tek Devlet Tanrýsý"
yapmış ve başka tanrılara tapmmayı yasaklamıştı. Kendi sini de bu "Tanrý'nýn
Oðlu" sayıyordu. Hıristiyanlığın ku rucu babaları bu yüzlerce yıllık
geleneği kendilerine mal ederek, hiçbir şekilde "Tanrý Olmak" iddiası
bulunmayan İsa’yı, önce "Tanrýnýn Oðlu" sonra da "TanrýLord" ilan et mekten
kaçınmamışlardı. Bu nedenle tüm Pagan geleneği ni (Logos dahil) kendisine
mal etmiş olan Kilise için, ger çekte, İsa’yı ortadan kaldırıp, Paganizm’i
"Sanal" bir Tek Tanrıcılığa mahkum etmiş kurumdur diyebiliriz. Ve aynı
Kilise İmparator’un emriyle, İ.S. 325’te, İsa’yı "Peygamber" olmaktan
çıkartıp, "Tanrý" ilan etti. Hıristiyanlık ancak böylelikle Devlet Dini
oldu21. İmparator Büyük Konstantin tüm yaşamı boyunca Ak heneton’la başlamış
olan "Solar Monteizm" e bağlı kalmış tı22. Hıristiyan oluşu(?) ölümüne
yakındır. Ancak "Güneþ" onun için yine önemliydi. Hıristiyanlığı yürekten
benim semekten ziyade kasten desteklemişti; bu da onun devlet siyasetiyle
bağlantılıydı23. Konstantin, hırslı ve atak Hıris tiyanlık’ta "FetihciRuh
(irredentizm) bulunduğunu sez mişti. Bu nedenle de onun için kendisini
GüneşinOğlu kabul eden Firavun Akheneton ile "Yahýveh'in Oðlu" ya pılmış
olan İsa arasında fark yoktu24. Sonuçta ikisi de in sandı. Ve gelmiş geçmiş
en gaddar İmparatorlardan biri, belki de, birincisi olan Konstantin, bu yeni
"Sanal Tan rýnýn Oðlu"mý yeni "Fetihler" yapabilmek için bir "Araç" olarak
görmüştü. (Konstantin, kendisine de 'Augustus'un Oðlu' şeklinde bir unvan
vermişti. August olmak Sezar ol maktan daha önemliydi.) Kaldı ki
"Natolia"da, Hıristiyan lığa geçmiş
olanlar çoktan beri Akheneton’un
bu yeni Tanrı”nın sembolü olarak boyunlarında taşıyorlardı.
İlginçtir, Konstantin döneminde Anadolu’da henüz Bizanslaştırılamamış olan,
zorlama ve baskıyla Hıristiyan yapılmış olan Paganların ilk Haç’ı, bugün
bildiğimiz Latin Haç’ı değil, Firavun Akheneton’un kendi dininin
sembolü olan AnkHaçıydı!
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın