Eli Kolu Bağlı İnsan
Chuang Tzu
bilginin büyüğü bütünsel olur bilginin küçüğü ise daracık büyük öğreti
eksiksiz olur küçük öğreti ise bomboş.
Uykuda ilişkileri ruh kurar. Ama uyamnca özgürce davranır beden.
Başkalarıyla uğraşır. Yüreğinde bin bir karşıt duygu oluşur. Bunalır,
huzursuz, hilekâr, kurnaz olur. Küçük dertlerin korkusuyla tir tir titrer.
Hele yol üstünde korkulacak büyük dertler de varsa, büsbütün zıvanadan
çıkar.
Kimi zaman yayından fırlayan ok gibidir: Haklıyı haksızı ayırmak der bunun
adına! Kimi zaman bir olguya sanki senetli malı gibi dört elle sarılır:
Kazanılan üstünlüğü kaçırmamak der bunun adına!
Oysa gücü gün be gün, önü alınmazcasına bitip tükenir - güzün solan
yapraklar gibi, akan suyun bir daha kaynağına geri dönmemesi gibi. Koşullar
bağlar elini kolunu, özgür düşünemez olur, ruhu suyu kurumuş dereye döner.
Ve bir kez de yaklaştı mı ölüm, yaşamın ışığını geri getirmek olanaksız olur
artık.
Keyif ve öfke, sevinç ve keder, kaygı ve gözyaşı, acelecilik ve çekingenlik,
zevk peşinde koşuş ve ölçüsüzlük, teslimiyet ve kendini beğenmişlik içi boş
kamıştan çıkan sesler gibi, rutubetli sıcak yerde biten mantarlar gibi hiç
yoktan oluşurlar. Gece ile gündüz biteviye birbirlerini izleyerek insanın
önünden geçerler. Nedir bunların kaynağı? Bilinmez!
Ama dur hele! Er ya da geç erişilir olguları ol-durana: O olmasa benlik de
olmaz. Benlik olmasa algılanan varlık da olmaz. Büyük bir yön verene
inanabilirsin - ama hiç bir yerde onun bir izine rastlamadan! Bu inanca
uygun davranabilirsin - ama onu görmeden! Ruhu vardır onun ama, biçimi
yoktur.
İşte bedenim ve işte bedenimin parçaları, organları. Hangisine daha yakınım
ben? Her biriniz, "bana" mı diyorsunuz? Öyleyse onların da ayrı ayrı birer
benlikleri mi var? Onlar benim uşaklarım, hizmetçilerim gibi o zaman, öyle mi? Ama uşaklar ve hizmetçiler birbirlerini
yönetemezler ki! Yoksa onların kendi aralarında da efendi - uşak ilişkisi mi
var? Ama bunların dışında gerçek bir efendileri de olsa gerek, değil mi?
Varlığımızın temelini kavramaya çalışsak da, çalışmasak da, bu çaba onun
gerçekliğine ne yarar verir ne de zarar! Şu var olduğumuz biçim, teslim
aldığımız andan sonuna kadar varlığını sürdürür. Vaktimizi dış dünya ile
sürtüşüp çatışmakla geçirirsek, ömür uçan kuş gibi geçer gider - kimse
durduramaz onu!
Acı değil mi bunlar? Bir ömür boyu zahmetlere katlanmak, ve hiç bir kalıcı
başarı elde edememek; ömür boyu bitkin düşene kadar emek vermek, ve bunun
neye yaradığını bile görememek! Keder verici değil mi bu? Ölümsüzlükten söz
ediyor kimileri, ama ne değeri var ki bunun? Beden dağılıp gidince, sonuçta
ruh da yok olmayacak mı? Çok acı değil mi bu? Böylesine karanlıklar mı
kuşatmış insanın yaşamını, yoksa yalnız ben mi karanlıktayım? Karanlıkta
olmayan insanlar da var mı?
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın