BİR TILSIMI VARDIR HAYATIN
ÇETİN ALTAN
Bir tılsımı olmalı hayatın. Genç kızların telefon bekleyişlerinde vardır o
tılsım. Birbirleriyle fısıl fısıl konuşmalarında :
Önce elimi tuttu, sonra yavaşça kendisine doğru çekti...
O sırdaşlık. O iki sırdaş arasındaki on altı, on yedi yaş konuşmaları...
Hayatın tılsımı tıp tıp tıp attırır yüreklerini, kahkahaları başka türlü,
saç taramaları başka türlü; anneyle ortak, babaya söyledikleri yalan başka
türlüdür.
Ya delikanlıların henüz bir yıllık tiryakiyken efkârı içtikleri ilk paket.
Bir şey oturmaz içlerinde. Bir kız seviyorlardır. Gerçi kız da seviyordur
kendilerini. Ama... Hayatın bir tılsımı vardır o 'ama' da... Yüzdeyüz
kendilerinden geçerek bakarlar gerçekten sevdiklerinin yüzlerine... Öylesine
bakarlar ki bir daha hiç öyle bakamayacaklardır.
Genç kadınlar hep o tılsımı ararlar, kimseye göstermedikleri bir kor yanar
içlerinde. Ve bir kere o tılsım kayboldu mu, ipi kopmuş baklara döner bütün
günler. Gün porsur, rüneş pörsür, gece pörsür. Buruşuk bir cansıkıntısı
kaplar da kaplar saatleri...
Ya erkekler... Kaybetmeye görsünler o tıl-
-1-
Rakı şişeleri biter de, doldurmaz o tılsımın boş bıraktığı yeri... Kumar bir
tılsım dopingidir. Birikmiş ihtiraslarla, çözülmeyen tuhaf bıkkınlıkların
kendisini vurmasıdır deste deste kartlara...
Bir tarihte Monte Carlo'daydım. Pırlantalar içindeki ihtiyar kadınlar,
sarkık gerdanlarıyle hayatlarının son tılsımım arıyorlardı yeşil çuhalarda.
..
Bir tılsımı olmalıdır hayatın, vazgeçilmez bir öfke gibi, zaptedilmeyen bir
aşk aranışı gibi, kaptırıp kendini şiirler yazma gibi, bir kadehi fırlatıp
aynalara, gecenin büyüsünde çıldırmak gibi...
Böyle bir tılsım yoksa... İsteksiz isteksiz oluyorsan tıraşı, bir küf
bağlamışsa bütün heyecanlarını, bir şey demiyorsa sana Güney Amerika'nın
Gerillosları, bir çıplak kadın vücudu düşünmüyorsan en ciddî konferansta ve
bir anda çalıştığın yerden istifayı basıp çekip gitmek gelmiyorsa içinden...
Bir kapı önünde tozlu bir paspas bile olamazsın.
Bu tılsımın alevlerinde çıkılır tepesine Everest'in... Bu tılsımda yanar
söner kandilleri ilk defa başbaşa kalınmış gecelerin. Bu tılsımda koklarsın
ayaklarını kucağına aldığın ilk çocuğunun... Bu tılsımda:
«Gel, gidip çekelim be,» vardır.
Bu tılsımda sevdiğin evin duvarına bir resim asma vardır.
Bu tılsımda bir kadının kendi göğüslerini yalnızken seyretmesi, bir erkeğin
merdiven çıkan bir genç kızın bacaklarına hafifçe bakması vardır...
-2-
Cenaze törenlerinde bir ütü geçer bu tılsımın üstünden... Bir sarı, çenesi
bağlı, ince vücut uzanır, tabutun içine... Ve o dostun değil, yaşarken
gördüğün kendi ölündür. Biraz da kendi ölünün peşinden gidersin tanıdık
cenazelerinde... Ve çekersin içini:
— Hayat - dersin.
— Sıra yavaş yavaş hepimize gelecek - dersin.
— Daha geçen hafta bizdeydi - dersin... Hele tabut inerken mezara... Ne de
zor
gelir oraya inmesi !... Hele son kürek topraklar atılırken...
Bir ütü geçer tılsımın üzerinden...
Derken daha hızlı yaşamanın motorları çalışır birden, elenir pişmanlıklar,
toplumun baskıları, ödenmeyen borç, gizli çapkınlığın vicdan azabı, küçülür
de küçülür gözlerinde...
Yeniden daha güçlü başlar yaşamanın tılsımı...
Çoraplarını yavaş yavaş çıkaran bir çift beyaz bacak oynaşır gözlerinde.
Sinemada yumruğu en hızlı vuran kovboy sen olursun.
Kanunsuz bir grev barikatında ilk kurşun senin alnına çarpar.
Sonra dans edersin kumsallarda... Deniz gecenin içinde, gece denizin
içindedir. Bir şeyler süzülür ve erir kıyılarda...
Yaşantının özündedir bu tılsım.
Bir defa kayboldu mu sahipsiz kalmış yırtık terliklere döner saatler. Bir
gizli kırgınlık dolaşır çevrendeki gözlerde:
— Mıymıntı herif sen de...
-3-
Sönen tılsımlar başka tılsımları da söndürmeye dönüktür. Yanan tılsımlar
başka tılsımları da parlatmaya...
Ve bilemedikleri bu hain oyunun içine düşünce kadınlar nasıl da başlarlar
şikâyet etmeye...
— Ömrümü çürüttün...
— Eskiden böyle miydim ben...
— Of aman ağırlığın çöküyor üstüme... Bir kıvrak giriş beklerler kapıdan.
Bir el tutuşta şıraklayap bir şehvet kamçısı. Bir içten gelen övgü. Ve ılık
ılık çözülürken nazlanarak gerinmek isterler :
— Hişt olmaz şimdi...
Böyle bir tılsımı vardır hayatın. Bu tılsımla çekilir tetiği mavzerlerin. Bu
tılsımla çıkılır dağlara. Bu tılsımla, haydi yürüyelim artık dersin, on
binlere...
Bunları tatmamışsan, ayda hiç değilse üç defa dünyanın anasını bir pula
satmamışsan, kızıp vurmuyorsan yumruğunu masaya ve bir zindan
parmaklıklarına dokunmuyorsa ellerinin gölgesi ve bir de sevdiğin bir
kadının çıplak omuzlarına... Ulan o zaman niçin geldin hayata.
Ay başını düşünüp bayramda tebrik yazmak için mi ? Yoksa benim gibi bir
akşamın karanlığında bir koltuğa oturup bu tılsımların yandığı ışıklara
bakarak kendi kendine ağlar gibi gülümsemek için mi ?
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın