Kral Yu
Herman Hesse
Eski Çin öykülerinde, bir kadının ya da bir sevdanın yendiği krallara ve
devlet adamlarına sık rastlanmaz. Bu konunun işlendiği ender örnekler
arasında en ilginç olanlarından biri, Dou Kralı Yu ve onun en sevdiği karısı
Bau Si'nin öyküsüdür.
Dou ülkesi batıda, barbar Moğolların ülkesine dek uzanıyordu. Kralın konutu
Fong, tehlikeli bir bölgenin ortasındaydı ve barbar kökenli Moğol halkının
akınlarına ve ganimet elde etmek için düzenlediği baskınlara hedef oluyordu.
Bu nedenle sınır korumasını alabildiğince güçlendirmek ve özellikle de
konutun olduğu yeri daha iyi korumak gerekiyordu.
Yu, kötü bir devlet adamı değildi. Üstelik akılcı öğüt verenleri de
dinlemesini bilirdi. Tarih kitaplarından öğrendiğimize göre, bütün sınırı
akıllıca tasarlanmış donanımla güçlendirmenin doğru olacağını anladı, ama
bütün bu mantıklı ve olağanüstü önlemler, hoş bir kadının kaprisi yüzünden
hiçbir işe yaramadı.
Kral, batı sınırında onu destekleyen prenslerle birlikte sınır koruma
kuleleri yaptırttı. Tüm politik yapılar gibi bunların da ikili bir amacı
vardı: biri ahlaksal, öbürü de işlevsel. Ahlaksal amacı, ilkyardım
çağrısında kralın konutuna koşup ona yardım etmeye yemin etmiş prenslerin ve
onların adamlarının güvenilirliğiydi. Kralın yararına olan işlevselliği de
batı sınırında çok iyi tasarlanmış bir kuleler dizisinin yapılmış olmasıydı.
Her kulede gece-gündüz nöbet tutulacak ve her kulede çok güçlü bir davul
hazır bekletilecekti. Sınırın herhangi bir yerine bir saldırı olunca en
yakındaki kuleden davul çalınmaya başlanacak ve böylece kuleden kuleye
davulla verilen haber en kısa zamanda tüm ülkeye yayılacaktı.
Kral Yu, uzun süre bu akılcı ve yararlı yapılarla ilgilendi, prensleriyle
toplantılar yaptı, yapı ustalarının önerilerini dinledi ve gece
nöbetçilerinin eğitimlerini denetledi. Kralın, adı Bau Si olan bir karısı
vardı. Güzel bir kadındı, bir kral ve halkı için pek de olumlu olamayacak
denli kralın yüreğini ve aklını çelmeyi biliyordu. Yaşam dolu, zeki bir kız
çocuğu, oğlanların oyununu nasıl hayranlık ve kıskançlıkla izlerse, Bau Si
de kocasının sınırla ilgili çalışmalarını öylesine bir ilgi ve katılımla
izliyordu. Ustalardan biri sınırda olup biteni görüntülemek için, kulelerin
kilden küçücük bir modelini yapmış, boyamış ve fırmlamıştı. Sınır
kulelerinin düzeni tamdı. Her bir küçücük kilden kulede minicik kilden bir
nöbetçi duruyordu. Davulların yerine de iple minicik çıngıraklar asmıştı. Bu
güzel oyuncak kralın karısının çok hoşuna gitti. Neşesinin yerinde olmadığı
zamanlarda, çoğu kez, nedimeleri ona 'Barbarların Akını' oyununu oynamayı
önerir oldular. Kuleleri kuruyor, minik » çanları çalıyor ve böylece çok
eğlenip rahatlıyorlardı.
İnşaatın bittiği, davulların yerleştirildiği ve görevlile» rin eğitiminin
tamamlandığı gün kralın yaşamında önemli bir gün oldu. Şimdi sıra, daha
önceden saptanmış olan şans getiren günlerden birinde, yeni sınır koruma
yönteminin provasını yapmaya gelmişti. Yaptıklarıyla gurur duyan kral çok
gergindi. Saray halkı da şans dilemek için hazır bekliyordu. Ama içlerinde
en heyecanlı olanı da beklenti içindeki Bau Si idi. Tören hazırlıklarının
bitmesi ve gürültünün kesilmesi için sabırsızlanıyordu.
Sonunda kralın karısının çok hoşlandığı kule ve davul oyununun ilk kez
gerçek boyutlarda yapılma zamanı geldi. Bau Si heyecandan öylesine gergindi
ki oyuna karışmamak ve emirler vermemek için kendini zor tutuyordu. Kral
ciddi bir yüzle ona işaret etmek zorunda kaldı. O da kendini toparladı.
Büyük gerçek kuleler, gerçek davullar ve gerçek insanlarla 'Barbarların
Akını' oynanıp nasıl yapıldığı görülecekti. Kral başlama işaretini verdi. En
yüksek rütbeli saray görevlisi emri süvarilerin komutanına iletti, o da
atını ilk gözleme kulesinin önüne sürüp davulun çalması için buyruk verdi.
Davulun derin sesi her yeri sardı ve her kulak bu yoğun törensel tınıyı
duydu. Bau Si heyecandan bembeyaz kesilmiş, titremeye başlamıştı. Büyük
savaş davulu, çağrı, tehdit, gelecekteki olaylar, savaş, tehlike, korku ve
çöküşü çağrıştıran incelikten yoksun şarkısını, yeri göğü inleterek var
gücüyle söylemeye başladı ve herkes onu saygıyla dinledi. Davul çalar çalmaz
ondan sonraki kuleden uzak, zayıf ve çabuk yiten yanıtı geldi. Sonra hiçbir
şey duyulmaz oldu ve kısa sürede törenin verdiği suskunluk geçti, herkes
konuşmaya, oraya buraya gitmeye ve birbiriyle sohbet etmeye başladı.
Bu süre içinde davulun uyarıcı derin sesi birinci kuleden ikinciye,
üçüncüye, onuncuya ve otuzuncuya ulaştı. Kesin emirlere göre davulu duyan
her asker hemen silahını ve kumanyasını alıp toplanılacak yere gelmek
zorundaydı. Her yüzbaşı ve her albay bir an bile yitirmeden birliğinin
başına geçecek ve daha önceden saptanmış emirleri ülkenin içlerine
ulaştıracaktı. Davul sesinin duyulduğu her yerde, işten, yemekten, oyundan
ve uykudan hemen vazgeçilip gereksinmeler sağlanacak, atlar eyerlenecek, bir
araya gelinecek, yürünecek ya da atlara atlanacaktı. Ve böylece göz açıp
kapayana kadar, tüm komşu bölgelerden hızla ilerleyen bölükler Fong'a doğru
yola çıktılar.
Fong'da, saray avlusunun ortasında ürkünç davul sesinin duyulmasıyla
yoğunlaşan heyecan ve gerginlik kısa sürede azaldı. Rahatlayan insanlar
sohbet ederek sarayın bahçesinde dolaşmaya başladılar. Tüm kentte şenlik
vardı. Üç saatten kısa bir sürede iki koldan küçüklü büyüklü süvari
birlikleri gelmeye başladı. Her saat başı bunlara yenileri ekleniyordu. O
gün ve onu izleyen iki gün boyunca sürdü bu ve kralın, görevlilerin ve
subayların göğsü giderek artan bir gururla kabardı. Krala övgü ve şans
dilekleri yağdı. Yapı ustalarına ziyafetler verildi. Birinci kulede ilk
vuruşu yapan davulcunun boynuna çelenk takıp sokaklarda dolaştırdılar ve onu
armağanlara boğdular.
Kralın karısı heyecandan neredeyse kendinden geçmişti. 'Kulecik-Çancık'
oyununun gerçekleşmesi sandığından da güzel olmuştu. Davul sesinin tınısında
gizli olan büyülü buyruk boş arazinin içinde dağılıp gitmiş, ama sonra
inanılmaz etkisi canlanarak insan boyutunda geri gelmiş, her davulun insanın
yüreğini ağzına getiren uğultusu bir insan seline dönüşmüştü. Yüzlerce,
binlerce silahlı alay düzgün bir biçimde, disiplinli bir acelecilikle, at
üstünde ya da yürüyerek uzaklardan gelmişti: Okçular, hafif ve ağır
süvariler ve mızrakçılar, karşılandıkları, kalacak yerlerinin bildirildiği,
selamlandıkları, ağırlandıkları, yerleştirildikleri, çadır kurdukları ve
ateş yaktıkları kentin dört bir yanını doldurmuştu. Gece gündüz demeden
sürdü bu. Bir masal cini gibi gri topraktan bitiveriyor, uzak küçücük toz
bulutları içinde beliriyor, ama sonra saray halkının ve kendinden geçmiş Bau
Si'nin gözleri önünde sıraya diziliveriyorlardı.
Kral Yu hayatından çok memnundu. Özellikle de en sevdiği karısının mutluluğu
onu çok sevindiriyordu. Bau Si mutluluktan bir çiçek gibi parlıyordu. Krala
hiç bu denli güzel görünmemişti. Oysa şölenler pek öyle uzun sürmez. Gün
ilerledikçe bu şölenin de coşkusu giderek azaldı. Mucizeler yitti, masal
düşleri de gerçekleşmiyordu artık. Aylaklar ve zevkine düşkünler için
dayanılmaz bir durumdu bu. *.' Bau Si'nin neşesi de şölenden birkaç hafta
sonra söndü. Büyük oyunun zevkine varalı beri, kilden yapılma kuleciklelere
iple çekilen çıngıraklarla oynanan oyunun tadı tuzu kalmamıştı. Ah, ne kadar
büyüleyiciydi Öbürü! Ve o mutluluk veren oyun için her şey hazırdı, kuleler
de orada duruyordu, davullar da. Nöbetçiler nöbet tutuyor, üniformalı
davulcular öylece oturuyor ve hepsi büyük buyruğu bekliyordu. O verilene dek
de hepsi cansızdı, hiçbir işe yaramıyorlardı!
Bau Si gülmeyi unuttu ve pırıl pırıl neşesini yitirdi. Kral en sevgili oyun
arkadaşı ve gecelerinin avuntusu olan karısının kendinden uzaklaştığını canı
sıkılarak gözlemliyordu. Ondan bir gülücük koparabilmek için armağanlarını
en pahalılarından seçmek zorunda kalmaya başladı. Aslında gerçeği görmesinin
ve bu tatlı küçük güzelliği görevi uğruna feda etmesinin tam zamanıydı, ama
Yu zayıf bir insandı. Bau Si'nin gülümsemesi ona her şeyden önemli
geliyordu.
Ve Yu, Bau Si'nin niyetinin cezasını yavaş yavaş ve direnerek ödedi, ama
fena ödedi. Bau Si onu öyle bir noktaya getirdi ki görevlerini unuttu.
Binlerce kez yinelenen ricalara yenilerek Bau Si nin yüreğinde yatan tek
büyük dileği yerine getirdi. Sınır nöbetçisinin düşman görmüşçesine işareti
vermesine razı oldu: Savaş davulunun heyecan verici derin sesi duyuldu. Bu
kez krala çok ürkünç geldi bu ses. Bau Si de sesten ürktü. Sonra da
heyecanlı oyun baştan başa yinelendi. Dünyanın ucundan küçük toz bulutları
havalandı, bölükler yürüyerek ya da at sırtında geldiler, üç gün boyunca
bölükbaşları eğilerek birbirini selamladı ve askerler çadır kurdu. Bau Si de
çok mutlu oldu ve gülüşü aydınlandı. Oysa Kral Yu zor saatler geçirdi.
Düşman saldırısı olmadığını ve her şeyin yolunda olduğunu kabul etmek
zorunda kaldı. Yanlış alarmı prova diye yorumlayarak haklı çıkarmaya
çalıştı. Kimse karşı çıkmadı, herkes eğilerek selam verdi ve kabul etti.
Oysa subayların arasında kralın oyununa geldikleri ve kralın sevgili
karısının hatırına sınırı alarma geçirip binlerce insanı telaşa verdiği
haberi yayılmıştı. Subayların çoğu aralarında ileride böyle bir buyruğa
uymamayı kararlaştırdılar. Bu arada kral öfkeli birlikleri güzelce
ağırlayarak sinirlerini yatıştırmaya çalıştı. Sonuçta Bau Si amacına
ulaşmıştı. Bau Si'nin yeniden mutsuz olmasına ve bu anlamsız oyunun bir kez
daha yinelenmesine vakit kalmadan o ve kral cezalarını buldular. Belki
rastlantı sonucu belki de oyunun haberi onlara da ulaştığı için batıdaki
barbarlar, günün birinde, büyük gruplar halinde at sırtında sınırı aşarak
ansızın saldırdılar. ,HİÇ duraksamadan kuleler işaretlerini verdi, davullar
da hemen uyardı ve derin tınıları en uzak sınır noktasına dek uzandı. Ama
öylesine hayran olunacak bir işlevi olan bu kusursuz oyuncak bozulmuşa
benziyordu, davulların sesi güçlü yankılandı, ama ülkenin askerlerinin ve
subaylarının yüreğinde bir yankı uyandırmadı. Davulların buyruğunu
dinlemediler ve kralla Bau Si boş yere dört bir yanı gözledi. Ama ne bir
yerden bir toz bulutu kalktı ne de bir yerlerden küçük gri yollar yerden
bitercesine görünüverdi. Yardıma kimse gelmedi.
Kral elindeki birkaç bölükle barbarlara direnmeye çalıştı, ama barbarlar
sayıca çoktu ve tüm bölükleri yenilgiye uğratıp Fong'u ele geçirdiler,
sarayı ve kuleleri de yakıp yıktılar. Kral Yu ülkesini ve yaşamını yitirdi.
Bau Si'nin yazgısı da ondan farklı olmadı. Bugün bile tarih kitapları onun
felaket getiren gülüşünden söz eder.
Fong yerle bir oldu ve oyun oyun olmaktan çıktı. Ne davul oyunu ne Kral Yu
ne de gülen Bau Si kaldı. Yu'nun yerine geçen Kral Ping, Fong'u terk edip,
kral konutunu doğunun uzak bir köşesine taşımaktan başka çare bulamadı;
tahtının gelecekteki güvenini ancak komşu prenslerle anlaşarak ve geniş
topraklardan vazgeçerek elde edebildi.<
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın