Raft
Stephen King
Çağlayan Gölü, Pittsburgh'daki Horlicks Üniversitesinden altmış kilometre
uzaktaydı. Ekimde o bölgeye gecenin erken gelmesine ve ancak saat altıda
yola çıkabilmelerine karşın, göle vardıkları sırada hava hâlâ oldukça
aydınlıktı. Deke'in Camaro arabasıyla gelmişlerdi. Deke ayıkken de
aceleciydi. Hele birkaç biradan sonra arabayı uçururdu.
Deke, Camaro'yıı araba parkıyla kumsalı birbirinden ayıran tahta çitin
önünde durdurur durdurmaz hemen gömleğini çıkardı. Gözleriyle suyu tarıyor
ve raftı arıyordu. Onun yanında oturan Randy, biraz da istemeye istemeye
arabadan indi. Evet, aslında bu fikir onundu, ama Deke'nin bu öneriyi
ciddiye alacağı da hiç aklına gelmemişti. Arka koltukta oturan iki kız
kıpırdandılar. İnmeye hazırlanıyorlardı.
Deke huzursuzca suları sağdan sola doğru tarıyordu. Randy sıkıntıyla,
«Düşmanını pusuya düşürmek için bekleyen birinin gözleri bunlar,» diye
düşündü. Sonra Deke gözlerini bir noktaya dikti.
Camaro'nun kaportasına vurarak, «İşte orada!» diye haykırdı. «Senin
söylediğin gibi, Randy! Yaşasın! Suya en son gireni kokmuş yumurta ilan
edeceğiz!»
Randy gözlüğünü düzelterek, «Deke...» diye başladı, ama sonra sustu. Çünkü
Deke çiti aşarak kumsalda koşmaya başlamıştı. Geri dönüp bakmıyordu bile.
Gözleri kıyıdan elli metre açığa demirlenmiş olan rafttaydı.
Randy kızlara, başlarına bu derdi sardığı için onlardan özür
dilemek istiyormuş gibi baktı. Ama onlar da gözlerini Deke'g dikmişlerdi.
Rachel, Deke'e tabii bakacaktı. Çünkü onun sevgj, lisiydi. Ama LaVerne de
Deke'i seyrediyordu. Randy bir an müt-hiş, yakıcı bir kıskançlık duydu. Bu
yüzden harekete geçti. Tişör» tünü çıkararak Deke'inkinin yanma attı. Çiti
sıçrayarak aştı.
LaVerne, »Randy!» diye seslendi. Ama delikanlı ekim ayma özgü kurşunimsi
alacakaranlıkta, «Gel,» der gibi elini uzattı sadece. Böyle davrandığı için
kendisinden biraz nefret etti, o da başka. LaVerne şimdi kararsızdı. Belki
de bu işten vazgeçtiğini söyleyecekti. Ekim ayında gölde yüzmek, Deke'le
Randy'nin oturdukları rahat ve aydınlık katta eğlenceli saatler geçirmeye
ben-
Deke- blucinin belindeki tokayı açtı. Hâlâ koşuyordu. Ve hiç durmadan
pantolonunu ince kalçalarından aşağıya doğru sinirlendiriyordu.
Deke blucinin belindeki tokayı açtı. Hâlâ konuşuyordu. Va hiç durmadan
pantolonunu ince kalçalarından aşağıya doğru sıyırıp çıkardı. Randy bin yıl
uğraşsa bunu başaramazdı. Deke şimdi sadece bikini külotuyla kalmıştı.
Sırtındaki ve kaba etlerinde-, ki kaslar büyüleyici bir biçimde oynuyordu.
Kendi blucinini sıyırırken, bacaklarının sıskalığı büsbütün gözüne battı
Randy'nin. Ayaklarını beceriksizce sallayarak blucini attı. Deke'inki bir
«ba-. Ie»ydi. Kendisininki ise sadece bir «komedi.»
Deke suya dalarken olanca sesiyle bağırdı. «Çok soğukl'
Tanrım!»
Randy kararsızca durakladı. Ama kafasıyla. Kafasında her şey daha uzun
sürerdi. Beyni ona, «O su altı yedi derece,» diyordu. «Bilemedin sekiz.
Kalbin durabilir.» Tıp öğrenimi için hazırlık kurslarına gittiği için, bu
sözün doğru olduğunu biliyordu. Ama delikanlı asımda hiç duraklamadan
kendini suya attı. Ve kalbi bir an gerçekten durdu. Ya da ona öyle geldi.
Soluğu gırtlağına sıkışıp kaldı. Suyun içinde derisi uyuşurken, zorlukla
soluk alıyordu. «Delilik bu,» diye düşündü. Sonra da sessizce ekledi. «Bu.
senin fikrindi, Pancho.» Deke'in peşinden yüzmeye başladı.
İki kiz bir an birbirlerine baktılar. LaVerne omuz silkerek-güldü. «Onlar
yapabildiklerine göre, biz de yapabiliriz,» dedi. La-coste gömleğini
çıkardı. Bunun altında hemen hemen saydam.bir sutyen vardı. «Kızlarda daha fazla yağ olduğunu söylemezler mi?»
Sonra çitten atlayıp suya doğru koşmaya başladı. Bir yandan da kot
pantolonunun düğmelerini açıyordu. Bir dakika sonra Rachel de onu izledi.
Randy'nin Deke'i izlediği gibi.
Kızlar eve öğleden sonra gelmişlerdi. Salı günü son dersleri saat birdeydi
hepsinin. Deke aylık harçlığını almıştı. Okulun futbol delisi eski
mezunlarından biri, Deke'e her ay iki yüz dolar verilmesini sağlamıştı.
Futbolcular böylelerinden, «Melekler,» diye söz ederdi. Buzdolabında bir
kasa bira ve Randy'nin eski stereosunda da «Night Ranger»ın yeni albümü
vardı. Dördü de oturup zevkle kafayı çekmeye başladılar.
Bir süre sonra söz, o yıl uzun süren pastırma yazına geldi. Radyo çarşambaya
kar yağacağını bildiriyordu. LaVerne, «Ekimde kar yağacağını söyleyen
meteoroloji uzmanlarını vurmalı,» diye: homurdandı. Ona itiraz eden olmadı.
Rachel, «Ben küçükken, yazlar sonsuza kadar uzayıp giderlerdi,» dedi. «Ama
artık büyüdüm ve yazlar da her yıl daha kısalmaya başladı.» Deke ona
takıldı. «Evet, sen on dokuz yaşında, ihtiyar bir bunaksın.» Kız da onun
bileğine bir tekme indirdi.. Sonra kalkıp mutfaktaki buzdolabına gitti.
Yerdeki muşamba eskiydi. «O günlerde, bütün yaşamımı Çağlayan Gölünde
geçiriyor-muşum gibi gelirdi bana.» Rachel buzdolabına baktı ve mavi yemek
kutularının gerisinde bir şişe bira daha buldu. Onu hemen aldı. Ortadaki
kutuda tarih öncesi çağlardan kaldığı anlaşılan bir yemek vardı. Üzeri
küflenmiş fasulye. Randy iyi bir öğrenciydi. Deke de usta bir futbolcu. Ama
temizlik titizlikle pek ilgileri yoktu. «Yüzerek ilk kez ta rafta kadar
gittiğim günü anımsıyorum. Orada iki saat bekledim. Yüzerek geri dönmekten
korktuğum için.»
Rachel, Deke'in yanına oturdu. Delikanlı kolunu onun omzuna attı. Rachel o
günleri anımsadığı için gülümsüyordu. Randy birden «Bu kız ünlü birine
benziyor,» diye düşündü. «Ya da yarı ünlü birine. Ama kimse?» Bu sorusunun
yanıtın» daha sonra, hiç hoş olmayan koşullarda öğrenecekti.
«Sonunda ağabeyim yüzerek rafta kadar gelmek zorunda kaldı. Beni çeke çeke
götürdü. Tanrım, öyle kızmıştı kil Derim güneşten kavrulmuştu.»
Randy laf olsun diye. «O raft hâlâ orada,» dedi. LaVerne'|n gözlerini yine
Deke'e dikmiş olduğunun farkındaydı. Son anlarda kız gözlerini Deke'den pek
alamaz olmuştu.
LaVerne şimdi ona bakıyordu. «Hortlaklar Gecesi yaklaşıyor, Randy. Kıyıyı
eylül başında ¦kapatırlar.»
Randy, «Ama raft herhalde hâlâ oradadır,» diye karşılık verdi. «Üç hafta
kadar önce jeoloji dersinde gölün karşı kıyısına gittik. Raftı o zaman
gördüm. Birinin yıkayıp dolaba kaldırmayı unuttuğu yazlık bir giysiye
benziyordu.» Arkadaşlarının bu sözlere güleceklerini sandı, ama Deke bile
gülmedi.
LaVerne, «Bu, raftın şimdi de orada olacağı anlamına gelmez ki,» dedi.
Randy birasını bitirdi. «Bundan birine söz ettim. Billy De-Lois'e. Onu
hatırlıyor musun Deke?»
Deke başını salladı. «Evet. Takımın yedeklerlndendi. Ama sonra sakatlandı.»
«Evet, öyle galiba. Her neyse. Billy o taraflı. Bana kumsalın sahiplerinin
raftı ancak göl buz tutacağı zaman kıyıya çektiklerini söyledi. Çok tembel
insanlarmış. Daha doğrusu, Billy öyle dedi. Bazı yıllar işi iyice
geciktirirlermiş ve raft da buzların arasına sıkışıp kalırmış.»
Randy sustu. Göle demirlemiş olan raftın nasıl göründüğünü düşünüyordu.
Sonbahara özgü maviliğe bürünmüş suların ortasında, parlak beyaz tahtalardan
oluşmuş dört köşe bir şey. Raftın üzerine uzandığınızda, altındaki
şamandıraların çıkardıkları sesi duyardınız. Klunk.. Klunk... Klunk... Hafif
bir sesti bu. Ama gölün çevresindeki sessizlikte, sesler uzaklara kadar
yayılırdı. Evet, şamandıraların sesini duyardınız. Bir çiftlik avlusunda
kalmış olan artıklar yüzünden kavga eden kargaların çığlıklarını da.
Rachel, «Yarın kar yağacak,» diye mırıldandı. Ve Deke elini dalgın dalgın
göğsüne doğru indirdiği için ayağa kalktı. Pencereye gidip dışarı baktı. «Ne
sıkıcı.»
Randy, «Çocuklar, bir fikrim var,» diye bağırdı. «Çağlayan
gölüne gidelim. Yüzerek rafta çıkarız ve yaza 'elveda', deriz. Sonra da
kıyıya döneriz.»
Biraz çakırkeyif olmasaydı, hiçbir zaman böyle bir öneride bulunamazdı.
Arkadaşlarının kendisini ciddiye almalarını da beklemiyordu. Ama Deke hemen
heyecanlandı.
«Tamam! Fikrin harika, Pancho!! Harika!» LaVerne ayağa fırlamış ve birası da
yere dökülmüştü. Ama kıza gülümsüyordu. LaVerne'in gülümsemesi Randy'yi
biraz endişelendirdi. Kız ekledi. «Hadi, hemen gidelim.»
Rachel, «Deke sen çıldırmışsın,» dedi. O da gülümsüyordu, ama gülümsemesi
biraz neşesiz ve endişeliydi.
Deke, «Gidiyoruz,» diyerek ceketini almaya koştu. Randy heyecan ve
sıkıntıyla, Deke'in pervasız ve çılgınca gülüşünü düşündü.
İki genç üç yıldan beri aynı evi paylaşıyorlardı. Çapkın'la Bilgin. Cisco ve
Pancho. Yarasa Adam ve Robin. Ve Randy bu gülüşü iyi tanıyordu. Deke şaka
etmiyordu. Gölde gerçekten yüzecekti. Hatta kafasında yolun yarısını aşmıştı
bile.
«Vazgeç, Cisco. Bu iş bana göre değil.» Bu sözler Randy' nin dilinin ucuna
kadar geldi. Ama o bunları söylemeden, yerine çökmüş olan LaVerne tekrar
ayağa fırladı. Onun bakışları da De-ke'inki gibi neşeli ve çılgıncaydı.
Belki de bunun nedeni birayı fazla kaçırmış olmalarıydı. «Ben de gitmek
istiyorum.»
«Öyleyse gideriz.» Deke, Randy'ye baktı. «Sen ne diyorsun, Pancho?»
Randy, Rachel'i süzüyordu. Kızın gözlerinde telaşa benzer bir ifadenin
belirip kaybolduğunu fark etmişti. Randy'ye kalsa, «Deke'le LaVerne
istiyorlarsa göle gitsinler,» diyecekti. «Bütün gece aşk yapabilirler, Tabii
yattıklarını bilmek hoşuma gitmez, ama hiç şaşmam. Ancak Rachel'in
gözlerindeki korku dolu ifade...»
Randy, «Oooh, Cisco!» diye bağırdı.
Deke de sevinçle haykırdı. «Oooh, Pancho!»
Avuçlarını birbirlerine vurdular.
Randy raft I a kıyı arasındaki uzaklığın yarısına ulaştığı sırada, o kara lekeyi fark etti. Raftın gerisinde, soldaydı. Hemen hemen gölün
ortasına yakın bir yerde. Beş dakika sonra olsaydı hava iyice kararacağı
için bu lekeyi göremeyecekti. «Tabii aslında öyle bir şey gördüysem...
Mazottur belki.» Hâlâ hızla yüzu. yordu. Kızların da suları şıpırdatarak
peşinden geldiklerinin hayal meyal farkındaydı. «Ama ekimde bomboş olan bu
göle mazot nereden döküldü? Ayrıca bunun biçimi de garip... Yusyuvarlak
Küçük. Çapı ancak bir buçuk metre...»
Deke yine haykırdı. «Huuuu!» Randy arkadaşına doğru baktı. Deke köpek gibi
silkinerek, raftın yanındaki merdivenden çıkıyordu.
Randy hızlandı. «Tamam!» Aslında bu yüzme sandığı kadar kötü olmamıştı. Suya
girip hareket edince ısınıyordu insan. Şimdi vücuduna güzel bir sıcaklık
yayılmıştı. Randy kalbinin düzenli çalıştığını ve kendisini içten dışa
ısıttığını hissediyordu. Ailesinin Cape Cod'da yazlık evleri vardı. Orada
deniz suyu temmuz ortasında bile buradan daha soğuk olurdu.
Deke neşeyle, «Pancho!» diye haykırdı. «Sen şimdi durumun kötü olduğunu
düşünüyorsun, değil mi? Dışarı çık, o zaman anlarsın.» Delikanlı vücudunu
ovuşturarak zıplıyor, raft yalpalıyordu.
Randy raftın kıyı tarafındaki beyaza boyalı, kaba tahta merdivenine
ulaşıncaya kadar lekeyi unuttu. Sonra onu tekrar gördü. Leke biraz
yaklaşmıştı. Su yüzünde dalgalarla yükselip alçalan, daire biçiminde kara
bir şey. Tıpkı iri bir bene benziyordu. Randy onu gördüğü sırada, leke
rafttan kırk metre kadar uzaktaydı. Ama şimdi sadece yirmi metre vardı
aralarında.
Randy, «Bu nasıl oiabilir?» diye düşündü. «Nasıl...»
Sonra sudan çıktı ve soğuk hava derisini ısırdı sanki. Suya ilk daldığı
zamankinden daha da kötüydü bu. «Aaah... Kahretsin!» diye bağırdı. Kısa
şortunun içinde titriyor, bir yandan da gülüyordu.
Deke mutlu mutlu, «Pancho, sen ahmağın tekisin,» diyerek Randy'yi yukarı
çekti. «Hava yeterince soğuk mu senin için? Ayıldın mı?»
«Ayıldım, ayıldım!» Randy ve Deke'in yaptığı gibi sıçramaya başladı.
Kollarını çaprazlamış, göğsüyle karnına vuruyordu. Sonra arkadaşıyla dönüp
kızlara baktılar.
Rachel, LaVerne'in önüne geçmişti. LaVerne bir köpek gibi viizüyordu suda.
Ama beceriksiz bir köpek gibi. Deke adeta böğürdü. «Hey, kızlar iyi
misiniz?» LaVerne, «Erkeklik taslama!» diye karşılık verdi. Deke de yjne
gülmeye başladı.
Randy yana baktı. Daire biçimindeki kara leke daha da yaklaşmıştı.
Aralarında on metre kalmıştı. Ve leke hâlâ geliyordu. Büyük bir çelik
varilin kapağı gibi yusyuvarlak ve düzgündü. Ama dalgaları kolayca
aşmasından, katı bir cisim olmadığı anlaşılıyordu. Birden Randy korkuya
kapıldı. Nedenini bilmiyordu, ama müthiş korkuyordu.
Kızlara, «Çabuk yüzün!» diye haykırdı. Sonra eğilip, merdivene yaklaşmış
olan Rachel'in elini tuttu. Kızı çabucak yukarı çekti. Rachel dizini tahtaya
vurdu, tok bir ses çıktı.
»Ah! Hey, ne olu...»
LaVerne hâlâ üç metre gerideydi. Randy tekrar yandan baktı. O yuvarlak şey
raftın yanına sürünüyordu şimdi. Suya dökülmüş mazot kadar karaydı. Ama
Randy bunun yağ lekesi olmadığından emindi. Bu şey fazla kara, fazla kalın
ve fazla düzgündü.
«Randy, canımı yaktın! Ne yaptığını sanıyordun...»
«LaVerne! Hızlı yüz!» Artık Randy korku değil, dehşet içindeydi.
LaVerne başını kaldırdı. Belki delikanlının sesindeki dehşeti fark
etmemişti, ama telaşlandığını anlamıştı. Şaşkın şaşkın Randy'ye baktı.
Hızlanarak merdivene yaklaşmaya başladı.
Deke sordu. «Randy, nen var senin?»
Randy yandan baktı yine. O şey raftın dik açılı köşesine sarılmıştı. Sonra
köşeden kaydı, raftın yanından süzülmeye başladı. Şimdi bir yanı dümdüzdü.
Randy, Deke'ye, «Onu çıkarmama yardım et!» diye bağırdı. Sonra kıza elini
uzattı. «Çabuk ol!»
Deke uysalca başını sallayarak LaVerne'in öbür elini tuttu. O kara şey
merdivenin yanından kaymadan birkaç saniye önce, kızı rafta çıkarmayı
başardılar. Kara leke merdivene sürünürken, kenarlarında gamzeye benzeyen
çukurlar belirdi.
«Randy sen çıldırdın mı?» LaVerne soluk soluğaydı. Biraz
korkmuş olduğuda anlaşılıyordu. Sutyeninden soğuk, sert nok-göğüs uçları
gözüküyordu, işaret etti. «Şu şey... Deke? Nedir o?» gördü. Bu sefer raftın
sol köşesine yaklaşmışı, ledi ve eski yuvarlak biçimini aldı. Orada suda
genç lekeye baktılar, lekesi herhalde,» dedi. sudaki kara şeye baktı, bir
Randy'ye.
Randy. «Yağ lekesi değil,» diye karşılık verdi. ye kadar yusyuvarlak bir yağ
lekesi gördün mü?»
Deke, «Ben şimdiye kadar hiç yağ lekesi görmedim ki,» dedi. Randy'yle
konuşuyordu, ama gözleri LaVerne'deydi. LaVerne' in külotu da, hemen hemen
sutyeni kadar saydamdı. «Ben öyle bir şey olduğuna bile inanmam. Ben
Missouri'liyim.»
Rachel mırıldandı. «Dizim çürüyecek.» Ama öfkesi geçmişti. O da Deke'in
LaVerne'e nasıl baktığını görmüştü.
«Tanrım! Üşüyorum!» LaVerne çekici bir tavırla titredi.
Randy, «O şey kızlara saldırmak istedi,» dedi.
«Haydi, Pancho. Hani sen ayılmıştın?»
Randy inatla yineledi. «Kızlara saldırmak istedi.» Sonra da, «Burada
olduğumuzu kimse bilmiyor,» diye düşündü. «Hiç kimse.»
«Sen hiç yağ lekesi gördün mü, Pancho?» Deke kolunu La-Verne'in omzuna
atmıştı. O gün daha önce Rachel'in göğsüne dokunduğu zamanki gibi dalgın
dalgın. LaVerne'in göğsüne dokunmuyordu. Hiç olmazsa şimdilik. Ama eli oraya
yakındı. Randy bu duruma pek aldırmadığını fark etti. Sudaki o kara, daire
biçimindeki şeydeydi aklı.
Sonra, «Dört yıl önce Cape'de gördüm,» dedi. «Kuşları denizden toplayarak
temizlemeye çalıştık...»
Deke takdirle, «Pancho ekolojiye meraklıdır,» dedi. «Çok meraklı hem de.»
Meksikalılar gibi konuşmaya çalışıyordu.
Randy, «Mazot su yüzüne yayılmıştı,» diye ekledi. «Çizgiler ve iri lekeler
halinde. Yapış yapıştı. Ama bu şeye hiç benzemiyordu. Fazla derinliği
yoktu.»
Delikanlı, «Yağ bir raslantı sonucu o biçimi almıştı,» demek
istiyordu. «Oysa bu şeyin raslantı sonucu bu biçime girdiğini ganmıyorum.
Özellikle öyle duruyor.»
Rachel, «Ben artık dönmek istiyorum,» dedi. Hâlâ Deke'le LaVerne'e
bakıyordu. Randy kızın yüzündeki kırgın ifadeyi gördü. Belki Rachel
duygularını belli ettiğinin farkında değildi.
LaVerne, «Git öyleyse,» diye söylendi. Onun yüzünde de bir ifade belirmişti.
Randy, «Tam ve kesin bir zafer ifadesi bu,» diye düşündü. Belki bu iddialı
bir düşünceydi. Ama duruma da uyuyordu. LaVerne durumu Rachel'in anlaması
için uğraşmıyordu. Ancak duygularını ondan sakladığı da yoktu.
LaVerne, Deke'e doğru bir adım daha attı. Zaten aralarında da ancak bir
adımlık uzaklık vardı. Şimdi kalçaları hafifçe birbirine dokunuyordu. Randy
kısa bir an suda yüzen şeyi unuttu. Adeta zevkli diye tanımlanabilecek bir
nefretle LaVerne'e baktı. 0 güne kadar hiçbir kıza vurmamıştı. Ama o anda
LaVerne'i sevinerek tokatlayabilirdi. Kıza âşık olduğu için değil. Rachel'in
yüzündeki ifadeyi gördüğü ve onun duygularını anladığı için. (Evet, bir ara
LaVerne'e tutulur gibi olmuştu. Onunla yatmak da istemişti. Evde LaVerne,
Deke'i bakışlarıyla davet ettiği zaman da kıskançlık duymuştu. Ama aslında
âşık olduğu bir kızı, Deke'in yakınına bile getirmezdi.)
Rachel, «Korkuyorum,» dedi.
LaVerne hayretle, «Yağ lekesinden mi? diye sordu. Sonra da güldü. Randy yine
kızı tokatlamak isteğine kapıldı. Elini havada sallayacak ve LaVerne'in
suratındaki o budalaca kibiri silecekti; Ve kızın yanağında iz bırakacaktı.
Çürüyerek el biçimini alacak bir leke.
Randy, LaVerne'e, «öyleyse kıyıya doğru yüz de görelim.» diye homurdandı.
LaVerne ona hoşgörüyle gülümsedi. «Henüz gitmek istemiyorum.» Sanki bir
çocuğa açıklama yapıyordu. Başını kaldırarak gökyüzüne baktı. Sonra da
Deke'e. «Yıldızların gökyüzünde belirdiklerini görmek istiyorum,» dedi.
Rachel ufak tefek bir kızdı. Güzeldi. Sokak çocuklarını anımsatan, güvensiz
bir hali vardı. Randy New York'lu kızları düşündü. O kızları sabahları
telaşla işlerine giderken görürdünüz, önden ya da yandan yırtmaçlı, iyi
dikilmiş etekler giyerlerdi. Hepsi de
güzeldi. Ama gözlerinden sinirlerinin biraz bozuk olduğu anlaşılırdı.
Rachel'in gözleri de her zaman pırıl pırıldı. Onları böy|e ışıldatan neşe
miydi, yoksa endişe mi? Bunu anlamak zordu.
Deke genellikle daha uzun boylu, siyah saçlı, uykulu uykulu bakan, çekik
gözlü kızlardan hoşlanırdı. Ve Randy şimdi De-ke'yle Rachel'in aralarındaki
ilişki neyse, bunun sona ermiş olduğunu anlıyordu. Belki bu Deke'e göre
basit, biraz da iç sıkıcı bir şeydi. Rachel için ise derin, karmaşık ve
hatta acı veren bir ilişki. Bu ilişki birdenbire, kesin olarak sona ermişti.
Randy neredeyse kopan bir şeyin çıkardığı sesi duyacaktı. Dizinize vurarak
kırdığınız bir dalın çıtırtısı gibi.
Randy çekingen bir gençti. Ama Rachel'in yanına gidip kolunu onun omzuna
attı. Kız bir an onun yüzüne baktı. Bakışlarında mutsuz bir ifade vardı, ama
Randy'ye bu davranışı için minnet duyduğu da anlaşılıyordu. Randy kızı biraz
rahatlatabildiğine sevindi. Sonra Rachel'i birine benzettiğini anımsadı.
Yüzünde bir şey... görünüşü...
Randy önce, «Televizyon programlarına çıkan birine,» diye düşündü. Sonra
kendi kendine, «Hayır,» dedi. «Galiba bisküvi ya da kraker reklamlarına.»
Sonra birdenbire anladı. «Sandy Dun-can'a benziyor. Broodway'de Peter Pani
oynayan kıza.»
Rachel, «Bu nedir?» diye sordu. «Randy? Nedir bu?»
«Bilmiyorum...» Randy, Deke'e bir göz attı.
Arkadaşı o tanıdık gülümsemesiyle ona bakıyordu. Küçümsemeden çok, dostluk
vardı bakışlarında. Ama hiç aşağılama olmadığı da söylenemezdi. Belki Deke
bunun farkında bile değildi. Yüzündeki ifadeden, «İşte, velveleci Randy yine
başladı,» diye düşündüğü anlaşılıyordu. «Neredeyse altına kaçıracak.»
Randy'yi, «Herhalde önemli bir şey değil o leke,» diye mırıldanmaya
zorlayacak bir bakıştı bu. «Endişelenmeyelim. Nasıl olsa gider.» Böyle bir
şey işte. Ama Randy bu sözleri söylemedi. Deke'in gülümsemesine katlandı.
Siyah leke onu korkutuyordu. Gerçek buydu.
Rachel, Randy'den uzaklaşarak sevimli bir tavırla raftın lekeye en yakın
olan köşesinde diz çöktü. Bu haliyle Sandy Dun-can'ın White Rock çörekleri
reklamlarındaki fotoğrafına benziyordu. Kısa kestirdiği biraz kalın telli
sarı saçları, güzel biçimli
kafasına ıslak ıslak yapışmıştı. Randy kızın beyaz sutyeninin
yu-jcarısındaki tüylerin ürperdiğini fark etti.
LaVerne alayla, «Düşeyim deme, Rachel,» diye güldü.
Deke de hâlâ gülümsüyordu. «Yeter LaVerne.»
Delikanlıyla kız raftın ortasında duruyorlardı. Kollarını birbirlerinin
beline dolamışlardı. Kalçaları birbirine hafifçe dokunuyordu. Randy
gözlerini onlardan kaçırıp Rachel'e baktı. Korku belkemiğinden kayarak bütün
sinirlerine yayıldı. Bir alev gibi. Kara leke hızla Rachel'in durduğu köşeye
yaklaşıyordu. Daha önce iki buçuk metre kadar uzaktayken, şimdi bu mesafe
doksan santime inmişti. Randy kızın büyüyen gözlerle boş boş baktığını fark
etti. Gözleri garip bir biçimde, sudaki yuvarlak lekeye benziyordu.
Randy deli gibi, «İşte şimdi Sandy Duncan, White Rock afişlerinde oturuyor
ve ballı çörekler kendisini büyülemiş gibi bakıyor,» diye düşündü. Kalbi
çılgınca çarpıyordu. Telaşla, «Oradan çekil, Rachel!» diye seslendi.
Sonra olaylar hızla gelişti. Havada patlayan fişekler gibi. Ama Randy her
şeyi dehşet verici bir açıklıkla gördü ve duydu. Sanki her küçük olay,
kendine ait bir kapsülün içindeydi.
LaVerne güldü. Üniversite bahçesinde akşamüzeri duyulduğu zaman, «Bir
üniversitelinin kahkahası,» der geçerdiniz. Ama şimdi bu gülüş, karanlık
basarken kazanda büyük bir sıvı kaynatan bir cadının, gıdaklamaya benzeyen
kahkahasına dönüştü.
Deke, «Rachel, belki de geri çekilmen...» diye başladı. Ama kız onun sözünü
kesti. Herhalde bunu ilk kez yapıyordu. Ve kesinlikle... son kez.
Rachel müthiş bir hayretle, «Renk renk bu!» diye bağırdı. Sudaki kara lekeye
büyülenmiş gibi bakıyordu. Randy bir an onun sözünü ettiği şeyi gördüğünü
sandı. Renkleri... Evet, renkleri. Bunlar içe doğru dönerek helezonlar
çiziyordu. Sonra renkler kayboldu. Şimdi o şey yine donuk bir siyahtı. «Ne
güzel renkler!»
«Rachel!»
Kız elini aşağıya doğru uzattı. O şeye dokunmak istiyordu. Beyaz kolundaki
tüyler ürperdiğii gösteriyordu. Randy kızın tır naklarının İyice kemirilmiş
olduğunu fark etti.
Deke onlara yaklaşırken, raft hafifçe yan yattı. Randy onunla aynı anda
Rachel'e doğru uzandı. Kızı geri çekmek istiyordu Bu işi Deke'in yapmasını
istemediğinin hayal meyal farkındaydı]
Sonra Rachel'in eli suya dokundu. Daha doğrusu işaret parmağı. Suda bir tek
halka belirdi. Sonra o siyah şey kızın parmağının üzerine kayıverdi. Randy
kızın inlediğini duydu. Gözleri bos boş bakmıyordu şimdi. Bunun yerini can
acısı almıştı.
Siyah yapışkan nesne, kızın kolundan yukarı çıktı. Randy Rachel'in yaratığın
altında kalan derisinin eridiğini gördü. Kız ağzını açtı ve haykırdı. Aynı
anda öne doğru eğildi. Öbür elini bilinçsizce Randy'ye uzattı. Delikanlı bu
eli yakalamaya çalıştı. Ama sadece parmaklan birbirine dokundu. Rachel'le
Randy göz-göze geldiler. Rachel hâlâ Sandy Duncan'a benziyordu. Sonra kız
suya düştü.
O kara şey, kızın düştüğü yeri kaplayıverdi.
Arkalarında LaVerne, «Ne oldu?» diye bağırıyordu. «Ne oldu? Rachel suya mı
düştü?»
Randy kızın peşinden suya dalacak oldu, ama Deke hızla onu geri itti.
«Yapma...» Korku dolu sesiyle, eski Deke'e hiç benzemiyordu.
Rachel'in çırpınarak suyun yüzeyine çıktığını gördüler. Kolları havaya
kalktı. Hayır, kolları değil, Tek kolu. öbür kolu siyah, zar gibi bir şeyle
kaplıydı. Bu zar tendon'arı olan kırmızı bir şeyden, biraz rozbifi andıran
bir et parçasından kat kat sarkıyordu.
Rachel bir çığlık attı. «Yardım edin.» Bir onlara bakıyordu, bir uzaklara.
Gözleri karanlıkta amaçsızca sallanan fenerler gibiydi. Kız suda çırpınırken
her yana köpükler saçılıyordu. «Canı mı yakıyor-lütfen yardım edin, canımı
yakıyor-CANIMI YAKI...»
Randy, Deke ittiği zaman yere yuvarlanmıştı. Şimdi raftın tahtalarından
kalktı, sendeleyerek kenara doğru gitti. Rachel'in çığlıklarına aldırmazlık
edemeyecekti. Tam suya atlayacağı sırada, Deke onu yakaladı. Kalın kollarını
Randy'nin sıska göğsüne sardı.
Sertçe, «Olmaz,» diye fısıldadı. «O öldü. Tanrım. Görmüyor musun? Öldü o,
Pancho!»
Siyah zar Rachel'in yüzünü bir peçe gibi örttü. Kızın çığlıkları önce
boğuklaştı. Sonra da kesildi. Şimdi o siyah yaratık, kızı
çaprazlama birbirinin üzerinden geçen iplerle sarıyordu. Randy bu iplerin
asit gibi kızın vücudunu oyduğunu görüyordu. Rachel' in patlayan
şahdamarından kanlar fışkırınca, yaratık kola benzeyen bir şey uzattı. Kanı
kaçırmamak için. Randy gözlemine ina-pamıyordu. Olanları anlayamıyordu, ama
bütün bunlar gerçekti. Çıldırmamıştı, karabasan da görmüyordu.
LaVerne ciyak ciyak bağırıyordu. Randy döndü ve kızın sessiz film
kraliçeleri gibi melodrama kaçan bir tavırla, eliyle gözlerini örttüğünü
gördü. Gülmeyi ve LaVerne'e bunu söylemeyi düşündü. Ama sesi çıkmıyordu.
Rachel'e baktı. Kızın orada olduğu pek söylenemezdi.
Artık bitkince çırpınıyor, hareketleri bir titreyişe benziyordu. O kara şey
kızın üzerine kaymıştı. Randy, «Daha büyüdü,» diye düşündü. «Daha büyüdü. Bu
kesin.» Yaratık sessizce, kaslarını oynatarak yayıldı. Rachel yaratığa bir
eliyle vurdu. Randy kızın elinin kara şeye yapışıp kaldığını gördü. Bala ya
da sinek kâğıdına yapışmış gibi. Sonra kara şey eli yuttu. Şimdi sadece
Rachel'in biçimi belli oluyordu. Suda değildi kız. O siyah şeyin içindeydi.
Yaratık onu döndürüyordu. Biçimi gitgide belirsizleşi-yordu Rachel'in. Bir
an bir beyazlık görüldü. Midesi bulanmaya başlayan Randy, kendi kendine,
«Kemik bu,» dedi. Sonra döndü ve raftın yanından çaresizlik içinde kustu.
LaVerne hâlâ haykırıyordu. Sonra boğuk bir şakırtı duyuldu. Kız bağırmaktan
vazgeçerek, burnunu çeke çeke ağlamaya başladı.
Randy, «Deke onu tokatladi.» diye düşündü. «Demin bunu ben yapmak
istedim...»
Ağzını silerek geriledi. Bitkinleşmişti, kendisini hasta gibi hissediyordu.
Ve korkuyordu, öylesine korkuyordu ki, kafasının ancak küçük bir dilimini
kullanabiliyordu. Kendisi de biraz sonra bağırmaya başlayacak ve Deke onu da
tokatlamak zorunda kalacaktı. «Deke paniğe kapılmaz. Tam bir kahramandır.»
Kafası neşeyle şarkı söyler gibi ekledi. «Güzel kızlarla dostluk etmek
istiyorsan bir kahraman, bir futbolcu olmalısın.» Sonra Randy, Deke'in
kendisine bir şeyler söylediğini duydu. Başını kaldırıp gökyüzüne baktı.
Kafasına hakim olmaya, gördüğü şeyi unutmaya çalışıyordu. Rachel'in
vücudunun, o kara şey kızı yerken biçimini kaybettiğini, artık bir insan vücuduna hiç benzemediğin) unutmaya
çalışıyordu. Ayrıca Deke'in kendisini LaVerne gibi tokatlamasını da
istemiyordu.
Gökyüzünde ilk yıldızlar ışıldamaya başlamıştı. Batıda son ışıklar da
kaybolurken, Büyükayı iyice belirginleşti. Saat yedi buçuğa geliyordu.
Randy, Meksika aksanıyla, «Ah, Cisco,» demeyi başardı. «Bu sefer başımız
fena belada.»
Deke arkadaşının omzunu yakalayarak onun canını acıtınca-ya kadar sıktı.
«Rachel'i yedi o yaratık, gördün mü? Kızı yedi. O iğrenç şey Rachel'i yedi.
Neydi o?»
«Bilmiyorum. Daha önce söylediklerimi duymadın mı?»
«Bunu bilmen gerekir! Sen bir bilginsin. Bütün fen derslerine giriyorsun!»
Deke'in sesi de tizleşmeye başlıyordu. Deke'in de korktuğunu anlamak,
Randy'nin kendisini biraz toplamasına yardımcı oldu.
Randy arkadaşına, «Okuduğum hiçbir kitapta öyle bir yaratık yoktu,» diye
açıkladı. «Ona benzer bir şeyi en son iki yaşındayken, Rialto'da Cadılar
Bayramı temsilinde gördüm.»
O şey eskisi gibi yuvarlaktı şimdi. Rafttan üç metre ötede, suda yüzüyordu.
LaVerne inledi. «Daha büyümüş...»
Randy yaratığı ilk gördüğü zaman çapının bir buçuk metre olduğunu tahmin
etmişti. Ama şimdi en aşağı iki buçuk metre vardı.
LaVerne, «Rachel'i yediği için büyüdü!» diye bağırdı ve yeniden çığlıklar
atmaya başladı.
Deke, «Kes sesini,» dedi. «Yoksa çeneni kırarım.» Kız da sustu. Ama hemen
değil. Ağır ağır. Gözleri yuvalarından uğramıştı.
Deke, Randy'ye döndü. «Sen \y\ misin, Pancho?»
«Bilmiyorum... Herhalde...»
¦Aslansın.» Deke gülümsemeye çalıştı. Ve Randy arkadaşının bunu başardığını
hayretle gördü. Deke'in içinde bir şey, bu olaydan zevk mi alıyordu?
Delikanlı ekledi. «Onun ne olduğu konusunda hiç fikrin yok mu?»
Randy, «Hayır,» der gibi başını salladı. Belki de bu gerçekten bir yağ tabakasıydı... Ya da eskiden öyleydi, ama sonra ona bir şey
olmuştu. Belki kozmik ışınlar ona belli bir biçimde çarpmıştı. Belki de
televizyonun ünlü kişilerinden Arthur Godfrey, üzerine işemişti. Kim
bilebilirdi bunu? Nasıl bilirdi?
Deke, Randy'yi sarsarak ısrarla, «Onun yanından yüzerek geçebilir miyiz
dersin?» diye sordu.
LaVerne haykırdı. «Olmaz!»
Deke yine sesini yükseltti. «Sus! Yoksa seni pataklarım LaVerne. Şaka da
etmiyorum.»
Randy, «O nesnenin Rachel'i ne kadar çabuk yakaladığını gördün,» dedi.
Deke, «Belki yaratık o sırada açtı,» diye karşılık verdi. «Belki artık
doymuştur.»
Randy, Rachel'in raftın köşesinde diz çöküşünü hatırladı. Sutyen ve
külotuyla hareketsiz duruyordu. Çok güzeldi. Delikanlının tepesi attı
birdenbire. «İstiyorsan dene!» . Deke neşesizce güldü. «Ah, Pancho.»
«Ah, Cisco.»
LaVerne usulca fısıldadı. «Eve gitmek istiyorum.Tamam mı?»
İki genç de ona yanıt vermediler.
Deke, «Yaratığın gitmesini bekleriz öyleyse,» dedi. «Geldiği gibi gider
elbet.»
Randy mırıldandı. «Belki.»,
Deke ona baktı. Alacakaranlıkta yüzünde müthiş düşünceli bir ifade
belirmişti. «Belki mi? Ne demek belki?»
«Biz buraya geldik. O yaratık da geldi. Geldiğini gördüm ben... sanki
kokumuzu almış gibi. Karnı doyduysa, herhalde gider. Ama hâlâ açsa...» Randy
omzunu silkti.
Deke başını eğmiş düşünüyordu. Kısa saçlarından hâlâ sular akıyordu.
«Bekleyelim bakalım. O yaratık da balık yesin.»
On beş dakika geçti. Hiç konuşmuyorlardı. Hava daha da soğumuştu. Isı belki
dokuz dereceydi ve üçünün de arkasında sadece iç çamaşırları vardı. On
dakika sonra Randy'nin dişleri zaman zaman birbirine vurarak takırdamaya
başladı. LaVerne, Deke'nin yanına sokulmaya çalıştı. Delikanlı onu itti. Şefkatle, am» kesin bir
tavırla.
«Şu ara beni yalnız bırak,» dedi.
LaVerne şimdi yerde oturuyordu. Kollarını göğsünde kavuş, turmuştu.
Avuçlarıyla dirseklerini tutuyor ve titriyordu. Sonra Randy'ye baktı.
Gözleriyle, «Artık bana dönebilirsin,» diyordu «Bana sarılabilirsin. Her şey
düzeldi.»
Ama Randy sadece başını çevirdi ve sudaki o kapkara daireye baktı. Orada
yüzüyordu yaratık. Ne yaklaşıyordu, ne de uzak-laşıyordu. Randy kıyıya bir
göz attı. Hilal biçimindeki beyaz kumsal suda yüzüyordu sanki. Gerideki
ağaçlar kara ve büyük bir ufuk oluşturuyordu. Randy, Deke'in Camaro'sunu
gördüğünü sandı. Ama pek de emin değildi.
Deke, «Arabaya atladığımız gibi buraya geldik,» dedi.
Randy başını salladı. «Öyle.»
«Kimseye bir şey söylemedik.»
«Evet.»
«Bu yüzden hiç kimse burada olduğumuzu bilmiyor.»
«Evet.»
LaVerne, «Sus!» diye haykırdı. «Sus! ödümü patlatıyorsun!.
Deke dalgın dalgın, «Kapat çeneni,» dedi. Randy istemediği halde güldü.
Deke'nin bu sözü her söyleyişinde, içinden gülmek gelirdi. «Geceyi burada
geçirmemiz gerekiyorsa bunu da yaparız. Yarın sabah elbet birileri
bağırdığımızı duyar. Issız bir çölde kaybolmuş değiliz. Öyle değil mi?»
Randy sesini çıkaramadı.
«Öyle değil mi?»
Randy, «öyle olduğunu pekâlâ biliyorsun,» dedi. «Bunu benim kadar sen de
biliyorsun. 41 numaralı karayolundan saptık. Arka yolda on kilometre kadar
gittik...»
«Çevrede evler vardı.»
«Yazlık evler. Ve şimdi ekim ayındayız. O evler boş. Lanet olasıcaların
hepsi de boş... Sonra buraya geldik. Lanetli kapının yanından dolaşmak
zorunda kaldın. Her adımda bir levha vardı. 'İçeri girilmez.'»
«Ee? Belki burada bir bekçi vardır.» Deke'nin sesi biraz sinirliydi şimdi.
Öfkeli gibi.
Randy, «Biraz korkuyor,» diye düşündü. «Yaşamında ilk kez j,^ gece mi
korktu?» Bu korkunç bir düşünceydi. Deke'in soğukkanlılığını kaybetmesi...
Randy bundan tam anlamıyla emin deşildi, ama... bu ona zevk de veriyordu.
Sonra, «Burada çalına-ca|<, koparıp kırılacak bir şey yok ki,» dedi. «Belki
bekçi vardır, arna herhalde buraya ayda iki kez uğruyordur.»
«Avcılar...»
Randy, «Evet, belki gelecek ay buralara gelirler,» diye söylendi. Sonra da
ağzını sıkıca kapattı. Kendi kendisini korkutmayı başarmıştı.
La Verne, «Belki o yaratık bize dokunmaz,» dedi. Hafifçe, içe dokunacak bir
biçimde gülümsedi. «Belki... yani... bizimle ilgilenmez...»
Deke, «Belki domuzlar da uçar...» diye başladı.
Randy bağırdı. «Hareket ediyor!»
LaVerne ayağa fırladı. Deke, Randy'nin yanına koştu. Raft bir an yana doğru
eğildi. Randy'nin yüreği ağzına gelirken, LaVerne bir çığlık attı. Sonra
Deke biraz geriledi ve raft dengesini buldu. Kıyıya göre sola düşen köşesi
biraz eğikti yalnızca.
Yaratık korkutucu bir hızla yağ gibi kaydı. Randy de o zaman Rachel'in
gördüğü renkleri farketti. inanılmayacak kırmızılar, sarılar ve maviler
plastiğe ya da siyah sahte deriye benzeyen bir şeyin üzerinde dönüyordu.
Yaratık dalgalarla birlikte alçalıp yükselirken, renkler de değişiyor, döne
döne birbirine karışıyordu. Randy yuvarlanacağını ve renklerin içine
düşeceğini anladı. Eğilmeye başlamıştı.
Kalan gücüyle yumruğunu kendi burnuna indirdi. Öksürüğüne engel olmaya
çalışır gibi. Ama biraz hızlı vurmuştu. Burnunda bir şimşek çaktı sanki.
Sonra kan sıcak sıcak yüzünden akmaya başladı. Randy o zaman gerilemeyi
başardı. «Ona bakmayınl Deke, bakma o yaratığa! Renkleri insanı
sersemletiyor!»
Deke öfkeyle, «Raftın altına girmeye çalışıyor,» dedi. «Bu iğrenç şey nedir,
Pancho?»
Randy baktı. Dikkatle baktı hem de. Yaratık rafta yapışmış ve yassılarak bir
yarım pizza biçimini almıştı. Sanki gitgide kam-burlaşıyordu. Randy
yaratığın kendisini iyice kalınlaştırarak rafta kaydığını görür gibi oldu.
Sonra yaratık raftın altına girdi. Randy bir an bir ses duyju Bir top branda
bezi dar bir pencereden çıkarılırken, herhalde böyi le bir ses duyulurdu.
Ama sinirleri Randy'ye oyun oynuyor da olabilirdi tabii.
LaVerne sordu. «Raftın altına mı girdi? Sesi garip bir biçim-de
kayıtsızlaşmıştı. Sanki bütün gücüyle normal sesiyle konuşmaya çalışıyor,
ama bir yandan da bağırıyordu. «Raftın altına mı girdi? Şimdi altımızda mı?»
Deke, «Evet,» diyerek Randy'ye baktı. «Ben hemen suya at-layıp kıyıya doğru
yüzeceğim. Yaratık altımızdayken kıyıya ulaşmayı başarabilirim.»
LaVerne haykırdı. «Olmaz! Yapma! Bizi burada yalnız bırakma...»
Deke kıza aldırmadı. Hâlâ Randy'ye bakıyordu. «Ben hızlı yüzerim. Ama
yaratık raftın altındayken kaçmam gerekiyor.»
Randy kendisini bir yarış arabasındaymış gibi hissetti. Midesi bulamyor, ama
zevk de duyuyordu. O arada raftın altındaki şamandıraların birbirlerine
çarparken çıkardıkları boğuk sesi işitti. Kıyının gerisindeki ağaçların
yapraklarının, hafif rüzgârda kuru bir hışırtıyla sallandıklarını da. Hatta
Randy, yaratığın neden raftın altına girdiğini düşünecek zaman bile buldu.»
Sonra da Deke'e, «Evet,» dedi. «Ama kıyıya ulaşabileceğini sanmıyorum.»
Deke, «Ulaşırım,» diye mırıldanarak raftın kenarına doğru gitti.
İki adım attı ve durdu.
Delikanlının soluklan hızlanmaya başlamıştı. Beyni, yaşamının en hızlı
yüzüşü için kalbini ve ciğerlerini hazırlıyordu. Ama şimdi her şeyi gibi,
ciğerleri de duraklamıştı. Tam solurken hem de. Deke başını çevrdi. Randy
arkadaşının boynundaki damarların kabardığını gördü.
Deke müthiş bir hayretle, boğulurcasına, «Panch...» diye başladı ve sonra
sesi bir çığlık halini aldı.
Korkunç bir güçle bağırıyordu. Pes sesi gittikçe tizleşiyor-du. Bir
sopranonun sesi gibi. Ses öyle yüksekti ki, kıyıdan yarım notalar halinde
hafifçe yankılanıyordu. Randy önce Deke'in sadece bağırdığını sandı. Ama sonra arkadaşının bir sözcüğü yinelediğini fark
etti. Hayır, iki sözcüğü. Bu iki sözcüğü tekrar tekrar haykırıyordu. Deke,
«Ayağımı yakaladı,» diye bağırıyordu. «Ayağımı yakaladı. Ayağımı! Ayağımı!
Ayağımı!»
Randy başını eğerek baktı. Deke'in ayağının garip bir görünüşü vardı. Sanki
bir yere batıyormuş gibi. Bunun nedeni belliydi, ama Randy'nin zihni önce bu
nedeni kabule yanaşmadı. Olamayacak, delice, korkunç bir şeydi bu! Randy
bakarken, yaratık peke'in ayağını raftın iki tahtasının arasından aşağı
çekiyordu.
Sonra Deke'in parmaklarının ve topuğunun dibinde o kara şeyin pırıldadığını
gördü. Üzerinde o korkunç renkler dönüyordu yine.
Yaratık Deke'in ayağını yakalamıştı. Delikanlı da bunu doğrultmak
istercesine haykırıyordu. «Ayağımı yakaladı! Ayağımı! AYAĞIMI!» Randy'nin
kafası, «Yarığa bas kuyunu kaz,» diye saçmaladı. O şey aşağıda bekliyordu.
Ve o yaratık...»
Randy birdenbire deli gibi haykırdı. «Çek! Çek, Deke! Kahretsin! ÇEK!»
LaVerne, «Ne oluyor?» diye bağırdı. Randy hayal meyal, kızın sadece
omuzlarını sarsmadığını, sivri tırnaklarını pençe gibi derisine geçirmiş
olduğunu fark etti. Onlara yardım edemeyecekti bu kız. Hiç yardım
edemeyecekti. Randy dirseğiyle LaVer-ne'in midesine vurdu. Kız köpek
havlamasıyla öksürük arası bir ses çıkararak yere çöktü. Randy, Deke'e doğru
atıldı ve arkadaşının bir kolunu yakaladı.
Deke'nin kolu Carrara mermeri kadar sertti. Her kası kabarmıştı, bunlar bir
dinazor iskeletindeki kaburgalara benziyordu. Deke'i çekmek, büyük bir ağacı
kökünden sökmeye çalışmaktan farksızdı. Deke'in bakışları alacakaranlıktan
sonra mora dönüşmüş olan gökyüzüne dikilmişti. Camlaşmış gözlerinde,
olanlara inanamıyormuş gibi bir ifade vardı. Ve haykırıyor, haykırıyor,
haykırıyordu.
Randy aşağıya baktı. Deke'in ayağı bileğine kadar, iki tahta arasındaki
yarıkta kaybolmuştu. Aslında o aralık sadece altı milimdi. En fazla yedi
milim. Ama Deke'in ayağı o aralıktan geçmişti işte. Kan beyaz tahtaların
üzerine yol yol akıyordu. Isıtılmış
plastrk gibi kara bir şey, aralıkta kabarıp iniyordu. Kabarıp |nı yordu.
Tıpkı çarpan bir kalp gibi.
«Onu çekip kurtarmalıyız. Onu çabucak çekip kurtarmalıya Yoksa bunu hiç
başaramayız.. Cisco, dayan, lütfen dayan...»
LaVerne ayağa kalktı ve geri geri giderek Çağlayan Gölünde ekim
yıldızlarının altında hafifçe yalpalayan raftın ortasında yükselen ve avaz
avaz bağıran Deke adlı, yamru yamru ağaçtan uzaklaştı. Kız şaşkın şaşkın
başını sallıyordu. Kollarını midesinin üzerinde kavuşturmuştu. Randy'nin
dirseğiyle vurduğu yerin.
Deke, Randy'ye doğru eğilerek ellerini aptal aptal uzattı. Randy, Deke'in
baldırından fışkıran kanları gördü. Baldırı yontulmuş bir kalem gibi
sivrilmişti. Ama bu sivrilik siyah değil, beyazdı. Kemikti bu. Hafifçe
gözüken İncik kemiği.
Kara şey yeniden kabardı. Deke'i emerek yemeyi sürdürdü.
Randy, «Bir daha o ayağıyla futbol oynayamayacak,» diye düşündü. «Hangi
ayağıyla? Hah hah ha!» Olanca gücüyle arkadaşını çekiyordu. Ama insan koca
bir ağacı nasıl yerinden sökebilirdi?
Deke yine sendeledi ve kulakları sağır edecek kadar tiz, uzun bir çığlık
attı. Randy de gerilerek bağırdı. Elleriyle kulaklarını tıkamıştı. Deke'in
baldırındaki gözeneklerden kan fışkırı-yordu. Kara yaratık Deke'in bacağını
dar aralıktan santim santim aşağıya çekerken, delikanlının dizi o baskıya
dayanmaya çalışıyordu. Şişmiş ve morarmıştı.
«Ona yardım edemeyeceğim. Bu yaratık çok güçlü. Artık ona yardım edemem. Çok
üzgünüm, Deke. Çok üzgünüm...»
LaVerne, «Bana sarıl, Randy,» diye haykırarak çocuğun orasını burasını
tırmaladı. Yüzünü delikanlının göğsüne dayamıştı, suratı öylesine sıcaktı
ki, neredeyse çızırdayacaktı. «Lütfen, bana sarıl. Lütfen.»
Delikanlı ancak daha sonra o korkunç gerçeği anladı. «O kara şey Deke'i
yutmaya çalışırken, LaVerne'le hızla sahile yüzüp, kaçabilirdik. LaVerne
buna razı olmazsa, ben tek başıma gider dim. Camaro'nun anahtarları Deke'in
kumsala attığı blucinin cebinde. Bunu başarabilirdim...» Ama artık çok
geçti.
Deke üst bacağı tahtaların arasıdaki yarıkta kaybolmaya başlarken öldü.
Birkaç dakika önce çığlıklar atmaktan vazgeçmişti-Sadece boğuk bağuk
inliyordu. Sonra bu İniltiler de kesilmişti' Deke bayılarak öne devrilirken, bacak kemiği taze bir dalın çatırtısını
andıran bir sesle kırılmıştı.
Deke bir dakika sonra başını kaldırarak sersem sersem çev-resine bakındı. Ve
ağzını açtı. Randy onun yeniden bağırmaya başlayacağını sandı. Ama Deke'in
ağzından kanlar fışkırdı. Kan öyle koyulaşmıştı ki, neredeyse katı bir cisim
gibiydi. Sıcak kanlar Randy'nin ve LaVerne'in üzerine sıçradı. Kız yine
haykırmaya başladı. Ama artık sesi kısılmıştı.
Kız, «ööööö,» diye haykırıyordu. Yüzü yarı delice bir tiksintiyle
çarpılmıştı. Kanları silmeye çaılştı, ama başaramadı. Kanları her yanına
bulaştırdı.
Deke'in gözleriden de fiskiye gibi kan fışkırıyordu. Delikanlının gözleri
yuvalarından uğramıştı.
Randy, «Tanrım!» diye düşündü. «Tanrım! Şuna BAK! İnsandan yapılmış bir
yangın musluğuna benziyor. Tanrım! Tanrım! Tanrım!»
Deke'nin iki kulağından da akıyordu kanlar. Çocuğun yüzü korkunç, mor bir
şalgama benziyordu. Bu yüz İnanılmayacak bir hidrostatik basınçla şişmiş ve
biçimsizleşmişti. Bu bilinmeyen, dev bir gücün yakalayıp sıktığı bir insanın
yüzüydü.
Sonra Tanrının izniyle bu işkence de bitti.
Deke tekrar öne doğru devrildi. Saçları raftın kanlı tahtala-, rina
sürünüyordu. Randy mide bulantısı arasında, hayretle Deke' in saç diplerinin
bile kanamış olduğunu fark etti.
Raftın altından sesler geliyordu. Emme sesleri.
işte tam o anda, Randy'nin karmakarışık olmuş, sersemlemiş zihni hemen
yüzerek kaçabilirse kurtulma şansı olduğunu haber verdi ona. Ama LaVerne
kollarında çok ağırlaşmıştı. Tehlikeli bir biçimde. Randy kızın kasları
gevşemiş suratına baktı. Bir göz kapağını kaldırdı. LaVerne'in sadece gözakı
görünüyordu. Randy kızın bayılmadığını, şok yüzünden kendisinden geçtiğini
anladı.
Randy rafta baktı. Tabii kızı yere yatırabilirdi. Ama tahtalar ancak otuz
santim enindeydi. Yazın rafta tramplen takılıyordu. Ama hiç olmazsa onu
götürüp bir yere kaldırmışlardı. Geride sadece on dört tahtadan oluşan raft
kalmıştı. Tahtaların eni otuz
santim, boyları da altı metreydi. LaVerne'i yere yatırırsa, kız 0
yarıklardan birkaçının birden üzerine uzanmış olacaktı.
Yarığa bas kuyunu kaz.
Kes sesini!
Sonra Randy'nin kafası kalleşçe fısıldadı. «Kaçmaya bak. Kut yere bırak ve
yüzerek kaç.»
Ama Randy bunu yapmadı. Yapamadı. Bu düşümce bile, müthiş bir suçluluk
duygusunun altında ezilmesine neden olmuştu. Hâlâ LaVerne'i tutuyordu.
Kolları ve sırtı ağrımaya başlamıştı. Tabii, LaVerne boylu poslu bir kızdı.
Deke aşağıya kaydı.
Randy kollarının arasında LaVerne'le olanları seyretti. Bakmak istemiyordu.
Uzun saniyeler, hatta belki de dakikalar boyunca başını çeviriyordu. Ama
sonunda bakışları yine arkadaşına takılıyordu.
Deke ölünce her şey çabuklaşmış gibiydi.
Delikanlının sağ bacağının geri kalan bölümü de kayboldu. Sol bacağı ise
yana doğru uzadıkça uzuyordu. Deke artık olanaksız bir hareketi başarıyla
yapan, tek bacaklı bir balete benziyordu. Havsala kemiği, lades kemiği gibi
çatırdayarak kırıldı. Deke' in karnı korkunç bir biçimde şişmeye başladı.
Randy başını çevirdi ve uzun bir süre de o yana bakmadı. O ıslak sesleri
duymamaya, dikkatini kollarındaki sancıya vermeye çalışıyordu. «Belki
LaVerne'i kendine getirebilirim,» diye düşünüyordu. «Ama şu ara kollarımla
sırtımın ağrıyıp zonklaması daha iyi.» Böylece düşünecek bir şey bulmuş
oluyordu.
Arkadan bir ses geldi. Sanki dişleri sağlam biri, bir avuç akide şekerini
çatur çutur yiyordu. Randy baktı ve Deke'in kaburgalarının yarığa girdiğini
gördü. Çocuğun elleri havadaydı, biraz yana doğru. Nixon'un bin dokuz yüz
altmış ve yetmişlerde göstericileri çıldırtan o ünlü zafer işaretini
yapıyordu sanki.
Deke'in gözleri açıktı. Dili dışarı sarkmıştı. Randy'ye dil çi" karıyor
gibiydi.
Randy yeniden başını çevirerek göle bir göz attı. Kendi kendine, «İşıkları
görmeye çalış,» dedi. Aslında oralarda ışık olmadığını biliyordu, ama kendisine böyle söylüyordu işte. «Işıkları görmeye
çalış. Belki biri bu haftayı yazlık evinde geçirmeye karar vermiştir.
Ağaçların sonbaharda büründükleri renkleri kaçırmayın sakın. Film
makinelerinizi getirmeyi de unutmayın. Dostlarınız slaytlara bayılacaklar.»
Deke'e bir daha baktığında, arkadaşının kolları yukarıya doğru dümdüz
uzanıyordu. Artık, Nixon'un taklidini yapmıyordu. Oyunculara işaret veren
bir futbol hakemiydi şimdi.
Deke'in kafası tahtaların üzerinde oturuyordu sanki.
Gözleri hâlâ açıktı.
Dili sarkıyordu.
Randy, «Ah, Cisco,» diye mırıldanarak gözlerini kaçırdı. Kolları ve
omuzlarının ağrısı dayanılacak gibi değildi. Ama kızı hâlâ bırakmıyordu.
Randy gölün daha uzaklardaki karşı kıyısına baktı. Orası zifiri karanlıktı.
Yıldızlar kara gökyüzünde benek benekti. Samanyolu birinin havaya döktüğü
soğuk süte benziyordu.
Dakikalar geçti. Artık o kaybolmuştur. Şimdi bakabilirsin. Evet, peki tamam.
Ama yine de bakma! Ne olur, ne olmaz. Kabul mü? Kabul. Kesinlikle. Biz de
böyle söylüyoruz! Biz, hepimiz.
Randy dönüp baktı. Ve Deke'in parmaklarının aşağıya çekildiğini gördü.
Oynuyordu bu parmaklar. Belki de raftın altındaki suyun hareketleri, Deke'i
yakalayan o bilinmeyen yaratığın sarsılmasına neden oluyordu. Belki, belki.
Randy sanki Deke kendisine el sallıyormuş gibi bir duyguya kapılmıştı. Cisco
Kid, elini sallayarak, «Adios,» diyordu. Randy ilk defa o zaman kafasının
bir- an kaydığını fark etti. Mide bulandıracak bir şeydi bu. Kafası, dördü
birden aynı tarafta durduklarında raftın yaptığı gibi, yan yatmıştı sanki.
Sonra kafası yerine geldi. Ama Randy birdenbire, çılgınlığın... gerçek
deliliğin pek de uzakta olmadığını anladı.
Deke'in futbol yüzüğü sağ elinin dördüncü parmağında ağır ağır kaydı.
«Şampiyona-1981.» Yıldızlar altın yüzüğü pırıldattılar, kızılımsı taşın iki
yanına kazınmış sayıların arasındaki boşluklarda ışık oyunları yaptılar. Bir
tarafta 19 yazılıydı. Öbür tarafta da 81. Yüzük kayarak Deke'in parmağından
çıktı. Yüzük aralığa sığamayacak kadar kalındı. Ve tabii bunun sıkıştırılıp
büzülmesi de olanaksızdı.
Şimdi yüzük tahtanın üzerinde duruyordu. Artık Deke'den
geriye bir bu kalmıştı. Deke ölmüştü. Artık çekik gözlü, siyah saçlı
kızlarla gezemeyecekti. Randy duştan çıktığında, ıslak havluyla onun
poposuna vuramayacaktı. Tribündekileri ayağa fırlatacak, amigo kızlara
kenarda deli gibi perendeler attıracak o güzel oyunlarını çıkaramayacaktı.
Karanlıkta Camaro'yla dolaşırlarken, Thin Lizzy'nin, «Çocuklar Kente
Döndüler» şarkısını dinleye-meyecekti. Cisco Kid yoktu artık.
Yine o hafif, hışırtılı ses duyuldu. Dar bir pencereden içeri çekilen bir
top branda bezinin sesi.
Randy çıplak ayaklarıyla tahtaların üzerinde duruyordu. Yere baktı ve
ayaklarının iki yanındaki yarıklara birdenbire parlak, kara bir şeyin
dolduğunu fark etti. Gözleri büyüdü. Deke'in ağ^ zindan fışkıran o kopkoyu
kan. Deke'in gözlerinin yuvalarından uğraması. Deke'in kanları beynini
püreye çeviren hidrostatik basıncın etkisiyle fışkırmıştı.
Kokumu alıyor. Burada olduğumu biliyor. Rafta çıkabilir mi? Yarıklardan
yukarı süzülebilir mi? Acaba? Acaba?
Randy yere bakıyordu. Vücudu gevşemiş olan LaVerne'in ağırlığının farkında
bile değildi. Onu bu korkunç soru ilgilendiriyordu şimdi. Kara şey
ayaklarının üzerine yayıldığı, onu yakaladığı zaman neler hissedecekti?
Siyah parlak şey yarıkların kenarlarına kadar yükseldi. Randy farkına
varmadan ayaklarının ucuna bastı. Sonra yaratık çekildi. Ama hâlâ brandanın
hışırtısına benzeyen ses duyuluyordu. Randy birden yaratığın, suların
üzerinde yüzdüğünü gördü. Koskocaman kara bir ben gibiydi. Artık çapı belki
de dört buçuk metreydi. Kara şey hafif dalgaların etkisiyle yükselip
alçalıyordu. Yükselip alçalıyordu. Randy renklerin yaratığın sırtında
döndüklerini görünce, hemen gözlerini kaçırdı.
Delikanlı LaVerne'i yere bıraktı. Kasları gevşer gevşemez kolları deli gibi
titremeye başladı. Ama buna aldırmadı. LaVerne'in yanında diz çöktü. Kızın
siyah saçları, biçimi düzgün olmayan bir yelpaze gibi tahtaların üzerine
yayılmıştı. Randy diz çöktüğü yerden sudaki kara bene bakıyordu. O harekete
geçer geçmez, LaVerne'i hemen ayağa kaldıracaktı.
Randy kızı hafif hafif tokatlamaya başadı. önce bir yanağını, sonra öbürünü.
Bir sağa bir sola. Bir boksörü ayıltmaya çalıçan antrenör gibi. LaVerne kendine gelmek istemiyordu, gerçeklerden
kaçıyordu. Yeteri kadar görmüştü. Ama Randy bütün gece kızın başında nöbet
bekleyemez, o kara yaratığın her kımıldanışında LaVerne'i bir çuval gibi
yerden kaldıramazdı. Ayrıca o yaratığa uzun süre bakmak olanaksızdı. Bir de
bu dert vardı. Randy bir yöntem biliyordu. Bunu üniversitede öğrenmemişti.
Ağabeyinin bir arkadaşından duymuşu. Bu arkadaş Vietnam'da sağlık eri olarak
çalışmıştı. Bilmediği şey yoktu. Saçların arasındaki bitlerin nasıl
yakalanacağı ve kibrit kutusunda nasıl yarıştırılacağı. Kokaine bebek kabız
ilacının nasıl karıştırılacağı. Derin kesiklerin bildiğimiz iğne iplikle
nasıl dikileceği. Bir gün oturmuş, son derecede sarhoş bir insanı nasıl
ayıracaklarından söz ediyorlardı? AC/BC grubunun şarkıcısı Bon Scott gibi
kendi kusmuğuyla boğulup ölmeyi kimse istemezdi elbet.
İlginç yöntemler konusunda dağarcığı geniş olan bu arkadaş, «Birini çabucak
kendine getirmek mi istiyorsun?» demişti. «Şunu yap.» Ve Randy'ye çocuğun
şimdi yararlanacağı yöntemi öğretmişti.
Randy eğildi ve LaVerne'in kulağını iyice ısırdı. Ağzına sıcak ve acı kan
fışkırdı. LaVerne'in göz kapakları panjur gibi açıldı. Kız homurdanır gibi
kısık bir sesle bağırdı. Vb delikanlıya vurdu. Randy başını kaldırdı ve
yaratığın sadece son bölümünü görebildi. Kara şey raftın altına girmişti
bile. Korkunç, dehşet verici, sessiz bir hızla hareket etmişti.
Randy, LaVerne'i çabucak yerden kaldırdı. Kasları haykıra-rak itiraz ediyor,
âdeta düğüm düğüm, oluyordu. LaVerne ise Randy'nin yüzüne vurup duruyordu.
Bir ara eli delikanlının sızlayan burnuna geldi ve çocuğun gözlerinin önünde
kırmızı yıldızlar uçuştu.
Randy ayaklarını tahtalara sıkıca basarak, «Kes!» diye bağırdı. «Kes, ahmak!
Yaratık altımızda. Çırpınmaktan vazgeç, yoksa seni yere atarım. Yemin
ediyorum atarım.»
LaVerne ona vurmaktan hemen vazgeçti. Kız boğulmak üzere olan biri gibi
Randy'nin boynuna sıkıca sarıldı. Yıldızların titrek ışığında gözleri beyaz
görünüyordu.
«Dur, LaVerne.» Ama kız Randy'yi dinlemiyordu. «Kollarını gevşet! Beni
neredeyse boğacaksın!»
LaVerne, Randy'ye daha da sıkı sarıldı. Delikanlı panik içindeydi. Birbirine
vuran şamandıraların sesi iyice hafiflemiş ve boğuklaşmıştı. Herhalde o şey
tam altlarındaydı.
«Soluk alamıyorum!»
LaVerne kollarını biraz gevşetti.
«Şimdi beni dinle. Seni yere bırakacağım. Eğer...»
Ama kız sadece, «Seni yere bırakacağım,» sözlerini duymuştu. Bu yüzden
Randy'ye yine onu boğmaya çalışıyormuş gibi, sımsıkı sarıldı. Randy sağ
elini LaVerne'in sırtına dayamıştı. Parmaklarını kıvırarak kızı tırmaladı.
LaVerne miyavlamaya benzeyen, ahenksiz bir ses çıkararak ayaklarını salladı.
Randy az kalsın dengesini yitiriyordu. LaVerne de fark etti bunu. Canı
yandığı için değil, korkusundan çırpınmaktan vazgeçti.
«Tahtalara bas!»
«Olmaz!» LaVerne'in çölden esen sıcak rüzgâra benzeyen soluğu Randy'nin
yanağını okşadı.
«Tahtaların tam ortasında durursan, o yaratık seni yakalayamaz.»
«Olmaz. Beni yere bırakma. O beni kapacak. Biliyorum...» Randy tırnaklarını
kızın sırtına yine batırdı. LaVerne korku, can acısı ve öfkeyle bağırdı.
«Tahtalara bas, LaVerne! Yoksa seni yere atacağım!»
Randy kızı ağır ağır, dikkatle indirdi, ikisi de kesik kesik, inler gibi
soluk alıyorlardı. Bir obua ve flüt gibiydiler. LaVerne'in 8yakları tahtaya
dokundu. Ama kız sanki raft güneşte kızmış gibi ayaklarını havaya kaldırdı.
Randy ıslık çalar gibi bir sesle, «Ayaklarını yere bas,» dedi. «Ben Deke
gibi değilim. Seni bütün gece kucağımda taşıyamam.»
«Deke...»
«Öldü.»
LaVerne'in ayakları tahtaya değdi. Randy ağır ağır kızı bıraktı. Şimdi iki
dansçı gibi karşı karşıya duruyorlardı. Randy kızın korku içinde, yaratığın
ilk dokunuşunu beklediğini anladı. Ağzı bir balığınki gibi açılmıştı.
LaVerne, «Randy,» diye fısıldadı. «Nerede o?»
«Altımızda. Aşağıya bak.»
LaVerne baktı, Randy de öyle. O kara yaratık hemen hemen
rafttaki bütün yarıkları dolduruyordu. Randy onun, sabırsızlığın?
hissediyordu. Galiba LaVerne de.
«Randy, lütfen...»
«Hişş!»
Hiç kımıldamadan durdular.
Randy kendisini suya atarken kolundaki saati çıkarmayı unutmuştu. Şimdi gözü
saatte bekliyordu. Sekizi çeyrek geçe, yaratık raftın altından çıktı. Dört
buçuk metre kadar uzaklaşarak, eskisi gibi orada durdu.
Randy, «Ben oturacağım,» dedi.
«Yapma!»
Randy, «Yoruldum,» diye karşılık verdi. «Ben oturacağım ve o şeye sen
bakacaksın. Ama zaman zaman başını çevirmeyi unutma. Sonra ben kalkacağım,
sen oturacaksın. Sırayla nöbet bekleyeceğiz. Al şunu.» Kıza saatini uzattı.
«On beş dakikalık nöbetler.»
LaVerne, «O Deke'i yedi,» diye fısıldadı.
«Evet.»
«Nedir o?»
«Bilmiyorum.»
«Üşüyorum.»
«Ben de.»
«Öyleyse bana sarıl.»
«Sana yeterince sarıldım.»
LaVerne sustu.
Randy oturunca kendisini cennette gibi hissetti. O yaratığı gözetlemek
zorunda da değildi. Onun yerine gözlerini LaVerne'e dikti. Kızın zaman zaman
bakışlarını o şeyden kaçırdığından emin olmak istiyordu.
«Ne yapacağız, Randy?»
Delikanlı düşündü. «Bekleyeceğiz...»
Randy on beş dakika sonra ayağa kalktı. Kızın önce oturmasına, sonra da
yarım saat yatmasına izin verdi. Sonra LaVerne'i kaldırdı. Kız yine on beş
dakika nöbet bekledi. Sırayla ayakta durdular. Ona çeyrek kala bir karpuz
dilimine benzeyen, soğuk pırıltılı ay ufukta yükseldi ve suda gümüş bir yol
çizdi. On buçukta tiz bir çığlık duyuldu. Ses suda yankılandı. LaVerne
haykırdı.
Randy, «Sus,» dedi. «Gerdanlı dalgıç kuşu bu!»
«Donuyorum, Randy. Her yanım uyuştu.»
«Bu konuda bir şey yapamam.»
LaVerne, «Bana sarılabilirsin,» diye karşılık verdi. «bu yapmalısın.
Birbirimize sarılırız, ikimiz de oturur ve o yaratı*1 gözetleriz.» 9l
Randy bir an düşündü. Ama artık iliklerine kadar üşümûşto Bu yüzden razı
oldu. «Pekâlâ.»
Birbirlerine sarılarak oturdular. Ve o zaman bir şey oldu Belki normaldi bu,
belki de değildi. Randy heyecanlandığını hissetti. Elini LaVerne'in göğsüne
doğru uzattı. Kız içini çekti Randy'yi usulca okşadı. Delikanlı kızı iterek
arkaüstü yatırdı.
Kız, «Olmaz.» dedi, ama hâlâ Randy'yi okşuyordu.
Randy mırıldandı. «Yaratığı görebiliyorum.» Kalbi hızla atıyordu yine. Kanı
da daha çabuk dolaşıyordu. Böylece donmuş çıplak derisine sıcaklık
yayılıyordu. «Onu buradan gözetlerim..
LaVerne bir şeyler mırsldandı... Sonra da Randy'ye sıkıca sarıldı.
Delikanlının gözü denizdeki yaratıktaydı. Ama yaratık kıpırtısızdı. Randy
kara şeye bakıyordu. Hem de dikkatle. Bir yandan da kendisini duygularına
bırakmıştı. Şaşılacak gibiydi bu. Harika. Randy deneyimli bir erkek değildi.
Ama kadınlarla hiç ilişkisi olmadığı da söylenemezdi. Üç kızla sevişmişti.
Ne var ki hiçbir zaman böyle hisler duymamıştı. LaVerne inledi. Raft
sallandı. Sanki dünyanın en sert su-yatağıydı. Alttaki şamandıralar
mırıldandı.
Randy yine yaratığa bakıyordu. Sırtında renkler dönmeye başlamıştı. Ama ağır
ağır. şehvetle. Tehdit edercesine değil. Randy şimdi yaratığa ve o renklere
bakıyordu. Gözleri büyümüştü. O renkler gözlerine dolmuş gibiydi. Artık
üşümüyordu, iyice ısınmıştı. Haziranın başlarında ilk kez kıyıya indiğinizde
de böyle olurdu. Güneş kışın beyaz'aşan derinizi gerer, kızartır ve ona...
(renkler)
...renk verirdi. PembeK*. Yazın ilk günü. Kumsalda ilk gün. Beach Boys'un
Ramones Grubunun eski plakları. Ramones, «She-ena Punk'çı rock'çulardan.»
diyorlardı. «Rocakaway kıyısına otostopla gidebilirsin. Kum, V\p ve
renkler...» (kımıldıyor...hareket etti...)
«...yaz kokusu. Dokusu. Artık okul kapalı. Tribünlerden Yan-kee'leri
alkışlayabilirim. Kumsalda bikinili kızlar. Kumsal, kum-6al.-- Ah, beni
seviyor musun seviyor musun seviyor musun...
(sevgi)
kumsal... Seviyor musun...
(seviyorum ben seviyorum)
Güneş yağı sürülmüş mis kokulu vücutlar. Ve parlak saçlar.
(Saçlar saçları... SAÇLARI SUDA AH TANRIM SAÇLARI)
Randy birden geri çekildi. Kızı kaldırmaya çalıştı. Ama o yaratık sanki
yağlıymış gibi hızla hareket etti. LaVerne'in saçlarına koyu kıvamlı, kara
bir zamk gibi yapışmıştı. Randy, LaVerne'i çekmeye çalıştığı sırada, kız
haykırmaya başlamıştı bile. Yaratık kızın vücudunu ağırlaştırıyordu sanki.
Sonra o şey sudan büklüm büklüm, eğri büğrü, iğrenç bir kol gibi uzandı.
Üzerinde parlak nükleer renkler kaynıyordu. Al, kırmızı, ışıltılı zümrüt
yeşili, kasvetli kahverengi...
Yaratık bir dalga gibi LaVerne'in yüzüne doğru aktı. Kızın suratını yok
etti.
LaVerne ayaklarını tahtalara vuruyordu. Kızın yüzünün olduğu yerde, şimdi
yaratık kıvrılıp bükülüyordu. LaVerne'in boynundan oluk oluk kan akıyordu.
Randy haykırdı, ama bunun farkında bile değildi. Randy, LaVerne'e doğru
atıldı. Ayağını kızın kalçasına dayayarak onu itti. LaVerne yandan denize
yuvarlandı. Bacakları ay ışığında mermer gibiydi. Sonsuz birkaç dakika,
sular raftın yanına çarparak köpürdüler. Sanki biri dünyanın en iri
levreğini yakalamıştı v» balık oltadan kurtulmak için çırpınıyordu. Randy
haykırdı. Bağırdı. Sonra değişiklik olsun diye, çığlıklar attı.
Yarım saat kadar bir süre geçti. O telaşlı çırpınmalar ve boğuşmalardan çok
sonra, gerdanlı dalgıçların sesi tekrar duyuldu.
O gece sonsuza kadar uzadı.
Doğu ufku beşe çeyrek kala aydınlanmaya başladı. Randy de biraz umutlanır
gibi oldu. Ama geçici bir duyguydu bu. Şafak
kadar yalancı. Delikanlı raftta ayakta duruyordu. Başı göğsüne düşmüştü.
Gözleri yarı kapalıydı. Bir saat öncesine kadar yerdQ oturmuştu. Sonra
birden uyanmıştı. Oysa uykuya daldığının far kında bile değildi. İşte işin
en korkunç yanı da buydu. Randy'yi o branda bezinin hışırtısına benzeyen,
iğrenç ses uyandırmıştı O kapkara şey Randy'yi yarıklardan heyecanla emmeye
başlamadan birkaç saniye önce delikanlı ayağa fırlamayı başarmıştı.
Solukları iniltiye benziyordu çocuğun. Randy dudaklarını kanaym-caya kadar
ısırdı.
Uyumuşsun! Uykuya dalmışsın, ahmak!
O yaratık yarım saat kadar sonra, yine akarcasına raftın altından çıktı. Ama
Randy tekrar yere oturmadı. Oturmaktan korkuyordu. Uyuyakalabilir ve kafası
bu sefer onu zamanında uyan-dıramazdı.
Daha güçlü bir ışık doğu ufkunu aydınlatı ve sabah kuşları ötmeye başlarken,
Randy hâlâ ayakta duruyordu. Bu seferki gerçek şafaktı. Güneş doğdu. Saat
altıda hava, Randy'nin kumsalı görmesini kolaylaştıracak kadar aydınlandı.
Deke'in parlak sarı Camaro'su, delikanlının onu bıraktığı yerde duruyordu.
Deke arabanın burnunu çite doğru çevirmişti. Kıyıda parlak renkli gömlekler,
kazaklar ve dört pantolon yatıyordu. Garip biçimler almıştı bunlar. Randy
onları gördüğünde, yeniden dehşetle sarsıldı. Oysa artık dehşet duyamayacak
kadar uyuşmuş olduğunu sanıyordu. Kendi blucinini görebiliyordu. Bir paçası
tersine dönmüştü. Cebi de öyle. Orada, kumların üzerinde yatan blucin öyle
güvendeydi ki. Randy'nin gelmesini ve paçayı düzeltmesini, o arada bozuk
paraların düşmemesi için cebi sıkıca tutmasını bekliyordu. Randy pantolonun
fısıldar gibi bacaklarından yukarı çıktığını ve öndeki pirinç düğmelerin
iliklediğini hisseder gibi oldu...
Seviyor musun evet seviyorum.
Randy sola doğru baktı. Yaratık o taraftaydı işte. Bir dama taşı kadar
yuvarlaktı. Suyun yüzünde dalgalanıyordu. Yaratığın üzerinde yine renkler
dönmeye başladı. Randy hemen başka tarafa baktı.
Kısık bir sesle, «Artık evine dön!» diye bağırdı. «Evine dön! Ya da
California'ya git ve korku filmlerinde rol bulmaya çalış.»
Uzaklarda bir yerde bir uçak homurdanarak uçuyordu. Randy
uykulu uykulu hayal kuruyordu. «Bizim kaybolduğumuzu haber alıyorlar.
Dördümüzün de, Horlick'ten başlayarak her yeri arıyorlar. Bir çiftçi sarı
Camaro'yu hatırlıyor. 'Sanki cehennem zebanileri peşindeymiş gibi hızla
ilerliyordu!' Araştırma Çağlayan Gölünün çevresinde yoğunlaşıyor, özel
pilotlar kayıpları havadan çabucak aramayı öneriyorlar. Ve Beechcraft'iyle
alçalarak gölü inceleyen bir adam, soldaki çıplak çocuğu görüyor. Bir tek
kişiyi. Sadece o kurtulmuş...»
Randy yere devrilmek üzereyken kendine geldi. Yumruğunu tekrar burnuna
indirdi ve can acısıyla bağırdı.
O kara yaratık hemen hızla rafta doğru kaydı ve tahtaların altına girdi.
Belki de sesleri duyuyordu. Ya da hissediyordu. Böyle bir şey işte...
Randy bekledi.
Yaratık bu sefer raftın altından kırk beş dakika sonra çıktı.
Randy'nin başı gitgide güçlenen ışıkta dönüyor, dönüyordu.
(Seviyor musun evet seviyorum Yankee'lerl alkışlayacağım ve kedi balığı kedi
balığını sever misin evet ben kedi balığını
(66 numaralı karayolu Corvette'i hatırlıyor musun George Maharis Corvette'de
Martin Milner Corvette'de Corvett'i seviyor musun
(Evet Corvette'i seviyorum
seviyorum seviyor musun
(Güneş çok sıcak alev almış bir ayna gibi saçlarını aydınlatıyordu en iyi
hatırladığın bu saçlarını aydınlatan ışık yaz ışığı
(o yaz ışığı)
öğleden sonra...
Randy ağlıyordu.
Ağlıyordu, çünkü felakete yeni bir şey eklenmişti. Randy yere oturmaya
kalkınca, yaratık hemen raftın altına kayıyordu. Demek ki akılsız değildi.
Yaratık Randy'yi otururken yakalayabileceğini ya anlamış ya da sezmişti.
Randy suda yüzen o koskocaman kara bene bakarak, «Git artık,» diye hıçkırdı.
Elli metre kadar ötede Deke'nin sarı Camaro'sunun kaportasında bir sincap sağa sola koşuyordu. Araba öyle yakındı ki.
Sanki biri delikanlıyla alay ediyordu. «Lütfen git artık... İstediğin yere
git. Ama beni yalnız bırak. Senden hoşlanmıyorum... Seni sevmiyorum...»
Yaratık kımıldamadı. Üzerindeki renkler yine dönmeye başladı.
(seviyorsun sen de seviyorsun beni seviyorsun)
Randy bakışlarını zorlukla yaratıktan ayırarak, sahile doğru döndü. Birinin
onu kurtarmaya gelip gelmediğini anlamaya çalışıyordu. Ama kumsalda kimse
yoktu. Hiç kimse. Blucini de hâlâ kumların üzerinde yatıyordu. Bir paçası
tersine dönmüştü. Bir cebinin beyaz astarı gözüküyordu. Artık Randy'ye
birinin gelip kendisini almasını bekliyormuş gibi gözüküyordu pantolon.
Şimdi birinin kalıntısına benziyordu.
Randy, «Tabancam olsaydı,» diye düşündü. «Kendimi hemen öldürürdüm.»
Raftta ayakta duruyordu.
Güneş battı.
Üç saat sonra ay ufuktan yükseldi.
Ondan kısa bir süre sonra da Gerdanlı dalgıç kuşları ötmeye başladılar.
Bundan kısa bir süre sonra da, Randy dönüp sudaki o kara nesneye baktı.
Kendisini öldürmesi olanaksızdı. Ama belki sudaki yaratık, onu canını
yakmadan öldürebilirdi. Belki de renklerin amacı buydu.
(seviyor musun seviyor musun)
Randy o kara yaratığa baktı. Dalgalarla yükselip alçalıyordu.
Randy karga gibi bir sesle, «Benimle birlikte şarkı söyle,» dedi.
«Tribünlerden Yankee'leri alkışlayabilirim... Artık öğretmenler konusunda
endileşenmeme hiç gerek yok... Okul tatil olduğu için çok seviniyorum...
Şimdi bağıracak ve...şarkı söyleyeceğim.»
Renkler parlaklaştı. Dönüp duruyorlardı. Randy bu sefer bakışlarını
kaçırmaya kalkışmadı.
«Seviyor musun?» diye fısıldadı.
Bomboş gölün uzak bir yerinde bir gerdanlı dalgıç kuşu acı acı bağırdı.