Alelade Bir Sinek
Knut Hamsun
Bir gün oturmuş yazı yazıyordum, uçarak açık duran pencereden içeri girdi
ve maceramız da böylece başladı. Saçlarıma kolay taransın diye sürdüğüm ve
içinde etil alkol bulunan kolonyanın kokusundan sarhoş olmuş gibi etrafımda
dönmeye başladı. Elimle onu savuşturmaya çabaladım; hiç oralı bile olmadı.
Sen misin, iyilikten anlamayan diyerek, çok yönlü kullandığım büyük makasımı
elime aldım. Ben makasımı, pipomu temizlemekten tutun, sobadaki ateşi
canlandırmaya kadar bir i çok işte kullanırım. Maharetli ellerimde ise etkin
bir silahtır. İşle bu canım makasımı birkaç defa salladım, uzaklaştı, fakat
bir ^üre sonra tekrar gelip tepemde dönmeye başladı; vızz, vızz...
Ayağa kalktım, o hâlâ peşimdeydi. Banyoya gidip saçlarımı yıkadım, etil
alkolü iyice temizledim. Hemen faydasını gördüm. Sinek benden uzaklaştı ve
gece lambasının abajura kondu.
Birkaç saat hiç kımıldamadan öylece durdu. Sorunsuz bir biçimde yazımı
tamamladım. Sonra meraktan olsa gerek, yakınına gidip incelemeye koyuldum bu
küçük yaratığı. Gri kanat)h, orta boy, alelade bir sinekti bu. "Haydi, uç,"
dedim. Hiç hareket yok. Elimi salladım, ürktü herhalde, uçtu ve odayı bir
turlayıp, tekrar abajura kondu.
Onunla dostluğumuz da işte tam bu aşamada doğdu. Onun Israrcılığına garip
bir şekilde saygı duymaya başladım. Sempatik bir inatçılığı vardı. Başını
bir yana çevirip üzgün üzgün bakıyordu bana; duygulanmıştım. Ancak
duygularımızın karşılıklı olduğunu farkettim; ben ne yaparsam, hemen
karşılığını veriyordu. Bazen şımarıklığa kaçtığı da olmuyor değildi...
Öğleden sonra dışarıya gitmek için kapıya doğru yaklaştığımda, tepemden
uçarak geldi, adeta gitmemi istemiyordu.
Ertesi sabah erkenden kalkarak kahvaltı masasına oturdum. Kahvaltımı bitirip
yazı yazmaya başlamak üzereydim. Odanın kapısında karşılaştık bu kez... Onu
görünce iyice şaşırmıştım. Vızıldayarak odada birkaç tur attı, gelip
koltuğuma kondu. Oysa ki koltuğa oturmasını istememiştim, ben oturacaktım
oraya. "Haydi, git oradan." dedim. Kalkıp birkaç metrelik bir uçuşun
ardından gelip yine koltuğa kondu. Uçup gitmezse, oraya oturacağımı söyledim
ve oturdum da. Dostum sinek, uçtu uçtu, bu defa kağıtlarımın üstüne iniş
yaptı. "Git" dedim. Yanıt yok. Üfledim onu, birazcık kımıldadı ama yine de
yerinden kalkmadı. "Hayır, olmaz," dedim, "Birbirimize saygı duymazsak,
yürümez bu arkadaşlık" dedim. Kulak kabarttı; düşündü taşındı ama yine
olduğu yerde kaldı. Bir süre sonra, elime makasımı aldım. Sinek, apansız
açık pencereden uçtu gitti.
Aradan iki saat geçti, sineğin niye kendiliğinden çıkıp gitmesine izin
vermedim diye hayıflandım. Neredeydi acaba? Başına kötü bir şey gelmiş
olabilir miydi? Çalışıyordum ama sezgilerim olumsuz sinyaller veriyordu. Ben
bu kötücül duyguların esiriyken birden sinek karşımda belirdi. Baktım bir de
ne göreyim; ayaklarından birisi pislenmiş. "Bana bak, sen ya çamura ya da
bulaşık sularına bastın, utanmalısın bu yaptıklarından" diye azarladım onu.
Ancak geri dönüşünden epey mutlu olmuştum, çaktırmadan gidip pencereyi iyice
kapadım. "Nasıl yaparsın bunu?" dedim. Sanki onu övüyormuşum gibi bana
muzaffer bir eda ile baktı. Yapıp ettiklerinden övünç duyan bir sinek
gördüğümü hatırlamıyorum. Oldukça keyiflenmiştim, katıla katıla güldüm.
"Küçük yaramaz, afacan şey seni, bıdı bıdı, gel okşayayım seni biraz..."
Akşamüstü yine bana numara çekti ve odanın kapısını açtırmadı. Ona
diklenerek, iyiden iyiye bir fırça attım. Tamam, bir dostluğumuz vardı ama
akşamlan beni eve hapsetmeye hiç hakkı yoktu. Onu yok sayarak dışarı doğru
yöneldiğimde, odanın içinde burnundan soluyarak çıldırmış gibi fır
dönüyordu. Dışarı çıkıp sinsice güldüm. İçimden dedim ki; "Hey ahbap, evde
yalnız kalma sırası sende şimdi, bay bay."
Takip eden günlerde sinek benim sabrımı, dayanıklılığımı sınamaya başladı.
Misafirlerimin yanında hiç uslu durmaz oldu. Benim yanımda birisini
gördüğünde hırçınlaşıyor, bariz bir biçimde kıskanıyordu. Onları benden
uzaklaştırmak için çeşitli manevralar yapıyordu.
Bütün bunların ötesinde ne zaman iyi niyetle ona yaklaşsam ve birşey
yaptırmak ya da öğretmek istesem, odanın tabanından tavana doğru öyle bir
uçuş yapıyordu ki, insanın boynu kırılıyordu neredeyse. Tavandan beni
izliyordu. "Düşeceksin, in aşağıya!" deyip bağırıyordum, ama nafile. Ben de
sinirli bir şekilde hiç umursamadan "Cehenneme kadar yolun var" deyip,
işimle meşgul oluyordum. Neden sonra süzülerek aşağıya iniyordu. Beni taciz
ediyordu, onu görmezden geldiğimde de alçak uçuş yapıyor, burnumun dibinden
hızlıca geçerek yazı yazdığım kağıtlardan birinin üstüne atıyordu kendini.
Onunla iyi geçinmek istiyordum. Son derece uzlaşmacı bir kimliğe bürünerek,
sevecen bir ses tonuyla, "Mürekkep banyosu yapmak zorunda değilsin, temiz ol
biraz, o kağıdın üstünde yürüme" diyordum. Ancak sözlerim bir kulağından
giriyor diğerinden çıkıyordu. Hiçbir uyarıma aldırmıyordu, hep kulak ardı
ediyordu söylediklerimi.
Günler, haftalar birbirini kovaladı artık adamakıllı alışmıştık birbirimize.
Beyaz kağıt zeminin üstünde beraberce mesai ya pıyorduk. Sinek dostumla
sevinçte ve hüzünde ortaktık. Tabi saçmasapan meraklan beni öldürüyordu
bazen. Ancak çok merhametliydim ona karşı, hemen affediyordum.
Rüzgardan ve hava akımından hoşlandığını anladığım için kapıyı, pencereyi
kapalı tutuyordum. Fakat o bazen sanki intihar edecekmiş gibi kendini
pencerenin camına çarpıyordu. "Şayet dışarda bir işin varsa lütfen kapıdan"
deyip ona kapıyı açardım. Ama o, kapıdan dışarı çıkmazdı, bende kapıyı
örterdim.
Bir sabah küçük dostum hizmetçi kız içeri girdiğinde kaşla göz arasında
kapıdan kendini dışarı attı. Benden intikam almak ister gibi bir hali vardı.
Bir müddet ortalıklarda gözükmedi. Bahçeye çıktım ve avazım çıktığı kadar
"İstediğin kadar dışarıda kalabilirsin" diye bağırdım. Ona karşı derin bir
özlem duymuyordum ama elimden de başka bir şey gelmiyordu. Ona hain bir
tuzak kuracak değildim ya!
Böyle konuştuğuma bakmayın, birkaç saat içinde bedenimi bir özlem bulutu
kaplamaya başladı. Evin tüm pencerelerini ardına kadar açtım. Onu tekrar
çekebilmek için yağmura, doluya aldırmadan yazı yazdığım kağıtları
pencerelere koydum. Kağıtlarımın üstünde yürümesine hiç bozulmayacağımın
işaretlerini verdim. Ev sahibesine bile sineğimi sordum. Saçlarımı yine etil
alkollü kolonya ile yıkadım. Belki sineklerin kraliçesi benim sineğim gelir
de başıma konar diye. Yok yok... Tüm çabalarım boşaydı, gelmedi.
Fakat sabah geri döndü. O da ne? Yalnız değildi. Sokakta kendine bir sevgili
bulmuş onunla birlikte geldi. Ona kavuşmanın kıvancıyla tüm kusurlarını
bağışladım, hatta sevgilisiyle masum bakışmalarına bile ses çıkarmadım. Ama
herşeyin bir sınırı, ölçüsü var. Bizimkiler odada hiç kimse yokmuş gibi
davranmaya başlayınca tepemin tası attı. "Edepsizler, ayıp değil mi? Yaşınız
kaç sizin diye" bağırdım. Ben böyle bağırınca eski dostum sinek ne yaptı
biliyor musunuz? Benim onu deliler gibi kıskandığımı ima etti. "Kim, ben mi"
dedim. Küçük dostum, Çakışlarını bakışlarımdan kaçırdı. Hışımla ayağa
kalktım ve zavallı sevgilini gönder teke tek çarpışacağız onunla." diye
.haykırdım. Büyük makasımı aldım elime ve çağrışmaya hazır ' bir şövalye
gibi vaziyet aldım, ikisi birden benimle alay etmeye başladılar.
Sevgilisiyle birlikte masanın diğer köşesinde gülme krizleri geçiriyor ve
"Şu makasına mı güveniyorsun." der gibi bakıyorlardı. Öfkeyle, "Hayır
makasıma güvenmiyorum. O berduş sevgilinle şu cetvelle de çarpışırım" dedim
ve makası fırlatıp attım. Kendi küçüklüklerinin farkında olmadan sözüm ona
mutluluk kahkahaları atıyorlardı. "Terbiyesizliğin lüzumu yok, ayrılın
birbirinizden" dedim, fakat hiç umursamadan yeniden birbirlerine sokulmak
üzereydiler ki, artık bu kadar yeter dedim ve... Cetveli, birden çarptım
üstlerine. Biraz çatırdama sesi duyuldu, bir miktar sıvı masadan aşağı
süzüldü. İyi planlanmış darbem onların sonunu feci bir biçimde getirdi. Ve
böylece dostluğumuz da sona ermiş oldu.
O, gri kanatlı, orta boy, alelade bir sinekti işte. Sadece bir miktar hoş
vakit geçirmişti benimle.
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın