1945'te Bayburt'ta doğan Öztürk ilk eğitimini babasından Kur'an-i Kerim
okuyarak aldı. 9 yaşında hafız olan Yaşar Nuri, 10 yıl klasik medrese
eğitiminden sonra hukuk ve ilahiyat tahsilini tamamladı. 12 yıl imamlık ve
vaizlik yaptıktan sonra, üniversiteye tekrar dünerek 1980 yılında "İslam
Felsefesi" nde doktorasını tamamladı. 1986 yılında aynı dalda doçent oldu.
Ortadoğu, Afrika ülkeleri, Balkanlar, Avrupa ülkeleri, Amerika, Kore ve
Japonya'da kendi alanı ile ilgili akademik araştırmalar yapan üztürk
Fransa'nın Grenoble üniversitesi'nde çalıştı. New York'ta "İslam Düşüncesi
ve Çağdaş Sufi Düşünce" dersleri okuttu. Çalışmalarını Türkçe, Arapça,
Farsça, Ingilizce ve Fransızca ile yürüten Yaşar Nuri 1978 ve 1982'de
"Türkiye Milli Kültür Vakfı" üdülünü kazandı. "İslam Düşüncesi" ile ilgili
Türkçe ve Ingilizce 20'yi aşan eseri bulunan ve Yeniden Yapılanma adlı eseri
Türkiye'de 1 milyonun üzerinde satış yapan üztürk Istanbul üniversitesi
Ilahiyat Fakültesi Dekanı olarak gürev yapmaktadır.
Saygıdeğer Hanımefendiler ve Beyefendiler;
Türk insanının çok büyük bir misyonu vardır. Türk insanı maalesef bazı
hatalar yüzünden kendışıne tanınan kredileri iyi kullanmamak gibi bir günah
işlemiştir. Kredileri iyi kullanamamıştır. Buradan doğan açığı kapatmak için
büyük bir gayretin içinde olmak borcundadır. İkincisi, yaşadığımız çağın
süratle birbirini izleyen gelişmelerine kendışıni adapte etmek için iki alt
başlıklı bir gayret sergilemek durumundadır:
Mevcuda uymak ve çağın bulundugu çizgiden bir daha geri kalmamak üzere bir
gayret,
Kendisini geri gütürmek üzere ellerinden tutup arkaya doğru çeken
düşmanlarını saf dışı bırakmak ve onların karşı hareketlerini etkisiz kılmak
üzere bir gayret.
Bütün insanlığın kaderi bu! Yani başkaları bir birim gayretle gürevlerini
yerine getirebileceklerse bizim 2-3 birim gayret sarfetmemiz gerekmektedir.
Bu kaderi biz seçmemiş olabiliriz. Fakat unutmayalım tarih boyle büyük
misyonlar yüklediği kitlelerde ilerki zamanlar içinde çok büyük değerler
çıkarır ve insanlığa buralardan çok büyük hayır ve bereket faydaları
hazırlar. İnsanımız boyle bir kaderi taşıdığı için başka kitlelerin
uyudukları kadar uyumak hakkına maalesef sahip değildir. Geçenlerde bir
dergi, Türkiye'nin en ünemli dergilerinden birisi, kapak yapmış ve oraya
benim de çok hoşuma giden bir süzümü koymuş:
"İslam dünyası uyumak hakkını kaybetmiştir." diyorum.
Evet, Türk insanları içinde ve üncelikle Türk insanının doyasıya uyumak gibi
bir hakkı yoktur. Bu manada hepimiz bir misyon taşıyoruz. Ve bu misyonda
ağırlık aydınlıkla doğru orantılıdır. Ne kadar aydın bir Türkseniz o kadar
ağır yük altındasınız demektir. Dolayısıyla biz artık belli meziyetler
taşıyan mevkilere gelmiş insanların daha fazla keyif çatmaları gibi bir eski
anlayışı sürdüremeyiz. Tam tersine daha iyi yerlere gelenler daha fazla
aydınlık taşımalı daha çok yorulmalı, koşmalı, sorumlu olmalı yani çile
çekmelidir.
Bunlar büyük bir kamu şuurunun bizden beklediklerine cevaptır. Bundan
isteseniz de kaçamazsınız. Kaçarsanız insan olmanın onur borcuna ihanet
etmiş olursunuz. Şu anda burada bulunmamız bu yoğun gayretin bir
uzantısıdır. Ve buna ben millet olarak mecbur oldugumuzu ifade etmek için
bizim bir büyük seferberlik içinde olmamız gerektiğini süylüyorum. Biz, bir
takım ihtiyaçlarımızı, beklentilerimizi bir takım insanlara havale ederek
çağın ününde ayağa kalkamayız ve insanlık kervanının iyi yerlerinde yürümek
gibi bir bahtiyarlığa ulaşamayız. Bizim büyük bir seferberliğe ihtiyacımız
var. Belli insanların taşıyacakları bir yük bizi insanlık kervanının
arkalarında kalanları toplama durumundan çıkaramaz. Osmanlı
İmparatorluğu'nun kuruluş devrini anlatan bir tarihçi -ben gençlik
yıllarımdan beri bunu hafızamda taşıyorum- diyor ki:
"Anlar (o üncüler) gayret kuşağı kuşandılar, bir yıllık işi bir ayda, bir
aylık işi bir gunde, bir günlük işi bir saatte yaptılar."
Muhteşem bir aksiyon vazifesinin çok basit bir halk dili ile ifadesidir. Bir
günlük işi bir ayda, bir aylık işi bir gunde yapanlar bizim maruz oldugumuz
sıkıntıları aşamazlar. Tarihçinin dediği gibi tersine çevirmek ve 24 saatte
birkaç günlük iş yapmak mecburiyetindeyiz.
Tabii batışlarda bunun tersi oluyor. Ayni Osmanlı'nin batışında oldugu gibi.
Bir yıllık iş birkaç yılda, bir aylık iş bir yılda ve bir günlük iş birkaç
haftada yapılmaya başlanır. O zaman işte, düşüş, çüküş ve yıkılış vardır,
varlığın kanunudur bu. Biz seferberliğe muhtacız topyekün ve bu seferberlik
kelimesinin altıni ısrarlı bir şekilde çiziyorum. Bu bir ifade esnekligi
değildir, bir fantazi değildir. çok ciddi ve bugünkü Türkiye için hayati bir
kavram olarak düşünüyorum. Bazen Kurtuluş Savaşı öncesine atıf yapıyorum. O
yeni bir Kuvai Milliye ruh ve şuuru icap ettirdi diyorum. Bu ille işgal
ordularına karşı verilmek durumunda değildir. Başınıza bela olan neyse onu
yenmek zorundasınız. İşgal ordularından daha kötü sıkıntılara maruz
bırakacak olumsuzluklar olabilir, bugün vardır bu. başka aşamayız bu illeti.
Şimdi toplantımızın ana konusu TürkIYE VE DİN'e gelelim:
Türkiye ve Din konusuna bir cümle ile girelim. Din, Türkiye'de bugün Türk
insanının ve Türk ülkesinin aleyhine kullanılıyor. Bir cümle ile özetlemek
istersek, bu bir cümle ile böyledir.
Hanımefendiler, Beyefendiler;
Türkiye için bugün din dediğimiz zaman sakın bunu Din Bilgisi anmak,
müftülerin, vaizlerin, din bilginlerinin, ilahiyat profesörlerinin vaaz
vermesi, dinin inceliklerini anlatması, sizi heyecanlandırması ile ilgili
olarak düşünmeyin. Türkiye'nin din bağlamındaki sıkıntısının bunlarla ilgisi
yok! Bunlar bugünkü Türkiye için dinin fantezileridir. Bunlarla harcanacak
vaktimiz yoktur. Çok ciddi başka bir bağlamda olarak bakmamız lazım. O da
şudur:
Türk insanının bin yıllık dini, bin yılı askın hizmet verdiği ve tarihin
ününde, o dine en büyük hizmeti verdiği bir din Türk insanının tahribi için
bir numaralı manipulasyon aracı olarak kullanılıyor. Eger Türk insanının
bundan en ufak bir kuşkusu olursa mahvolur. Ve tarih asla affetmez! Ne
demektir bu? Bu şu demektir: Türkiye üzerinde tarihin her devrinde tahrip
emelleri olmuştur. Hiç eksilmeden ve hep artarak. Bu Türkiye'nin
coğrafyasından kaynaklanır, tarih içinde sergilediği aksiyonların rahatsız
ettiği menfaatlerden kaynaklanır. Nerden kaynaklandırırsanız kaynaklandırın.
Türkiye üzerinde her devirde büyük iştahlar yoğunlaşmıştır. bugün bunlar en
ileri aşamadadır. Türkiye'nin etrafında bizim dinimizin nüfus kağıdını
taşıyanlar başta olmak üzere, onlar da dahil demiyorum, başta onlar olmak
üzere akıl almaz bir düşmanlik çemberi mevcuttur ve Türkiye'yi tahrip bu
çemberi vücuda getiren kitlelerin adeta bir numaralı meselesidir. Bir
gayrimuslim devlet hangi emellere, iştahlara sahipse, bağlı bulunduğumuz
dinin kitabının kardeşimiz diye ilan ettiği bir Suriye, bir İran da aynı
iştahlara, eğilimlere hatta işbirliğine sahiptir. Ortak bir paydaları var:
Türkiye'yi tökezletmek ve perişan etmektir. Ve hiçbir istisnası yok. Bir tek
istisna bile yok. Birisi su istiyor, birisi Istanbul'u, birisi Edirne'yi,
öteki Kars'ı, kimisi güneşi, kimi denizi istiyor ama hepsinin ortak noktası,
birleştikleri payda Türkiye'nin tahrip edilmesi. Bunu senelerce
ideolojilerini kullanarak gerçekleştirdiler. Tahrip için birbirini
destekleyen bir kuvvet halinden çıkarılıp birbirini tahrip eden karşı
kuvvetlere dönüştürülmesi lazımdı, ideolojiler senelerce bu iş için
kullanıldı. Bizim faşist ve komunist diye birbirlerini kurşunlayıp, toprağa
düşüren gençlerimizin sayısı binleri buldu.
Bir ülkenin hayatındaki bu yaraları sıradan ilaçlarla kapatamazsınız.
Günahtır, bu çocuklarımız bitmiştir. Ve bugün, ilahlaştırarak birbirlerini
kurşunladıkları ideolojiler kendi yurtlarında gebermiştir! İdeolojiler gitti
şimdi, Berlin Duvarı yıkıldı. Şu anda ideolojiler bir motivasyon aracı
olmaktan çıkmıştır. Ama Türkiye üzerindeki hesaplar bitmemiştir. Bunları
sahnelemek için yeni bir takım değerler bulmak, yeni motivasyonlar
keşfetmek, oluşturmak lazım. İste burada listenin başında din vardır.
Türkiye öyle bir noktaya getirildi ki dinin aleyhimizde kullanılmasının
ardında enternasyonal nefes vardır. Bu olmadan bu kadar zalimce din
Türkiye'nin aleyhine kullanılamaz.
Türkiye'de hiçbir istismar, para-pul kaygısı dini bu şekilde ülke aleyhine
kullandırtamaz. Bu dısarıdan kotarılmaktadır. Bilmezsek çok yanılırız!
Türkiye'nin dini, Türkiye'yi tahrip için akıl almaz bir şekilde
kullanılıyor. Bunu bizim insanımıza finanse ettiriyor, bizim insanımıza
yaptırıyorlar! Nasıl? Bu, konuşmamızın konusudur. Aynı evin aynı odasında
yatan, aynı safta namaz kılanlar arasında uygulanmaktadır. Din içinde, bu
tahrip hedefine uygun biçimde insanımızı parsellere bölme nasıl
gerçekleştiriliyor?
1- Dindeki kelimelerin ifade edemeyeceği kadar büyük olan cehalet.
Türkiye'de İslam adı altında ortalarda dolaşan, edebiyatı yapılan,
sloganları atılan hatta saltanat aracı yapılan bu dini insanlığa getiren
Kur'an'ın ve tanıtan Hz. Muhammed'in bıraktığı din değildir. İlk bileceğimiz
şey budur. İslam adı altında dolaştırılıyor, başlığı Kur'an'dan alınmıştır.
Fakat bunun muhtevasının Kur'an'dan onay alması mümkün değildir. Eğer
Türkiye sokaklarında dolaştırılan, hatta Türkiye'deki mabetlerde ihya
edilmeye çalışılan dinin, Kur'an'ın getirdiği din olduğu ve Kur'an'dan onay
alabileceğini düşünürseniz yanlışa kurban gidersiniz. Bu bütün İslam dünyası
için böyledir. Ama burada konumuz Türkiye'dir. İslam adı altında seyr-u
sefere konulan din İslam değildir. İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif bir
Kur'an Müfessiri olarak bu yaraya parmak basıyor, diyor ki; Kur'an'ın
getirdiği din yıkılmış, onun yerine birileri İslam adı altında başka bir din
koymuştur. Safahat' daki özgün ifadesiyle:
"Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun
Yıktın da din-i mübin'i, yerine yeni bir din kurdun"
Bir defa Kur'an'ın dini (din-i mübin) yıkılmış, yerine İslam adı altında bir
din kurulmuş. Bununla da yetinilmeyip nasılını da söylüyor Mehmet Akif!
İslam'ın peygamberine atfedilen yalanların uydurulması ile bu iş
başarılmıştır. Yani Akif'e göre ve ondan önceki İslam büyüklerinin 6 asır
boyunca söylediklerine göre Kur'an'ın dini yıkılırken, İslam'ın muazzez
peygamberine isnat edilen yalanlar, bu kurulan sahte dinin temel malzemesini
oluşturmuşlardır. Akif bir de çıkış yolu gösteriyor:
"Doğrudan doğruya Kur'an'dan alarak ilhamı
Asrın idrakine söyletmeli İslam'ı"
Eger İslam diye bir değer kabul ediyorsak bunun bir tek yolu; Kur'an'la
İslam arasındaki gereksiz herşeyi aradan çıkarıp, İslam'ı yeniden tanıtmak.
Türkiye'de din meselesinin işte bütün bunları düşündüğümüzde bizi altını
çizmeye zorladığı ilk gerçek şudur: Türkiye'de din konusunda korkunç bir
cehalet vardır. Din, bu dini getiren Kur'an'ın dini olmaktan çıkmıştır ve
çıkarılmıştır. Ve kimsenin bundan haberi de yoktur. Din diye ihya ettiğimiz
şeylerin, Kur'an'ın kısa hayatından kovmak istediği birçok şeyle dolu
olduğunu bilmiyor kimse. Öyle bir din yaşatılıyor ki topluma, Kur'an'a
sorduğumuz zaman bunları insan hayatından kovmak istiyor Kur'an, bırakın
kovmayı bunlar din yapılarak kitleye takdis ettiriliyor! Bunun arkasında
altı birkaç defa çizilecek siyahlıkta bir cehalet var. Kimse dini bilmiyor,
bilmediğini de bilmiyor! Esasen bu, Osmanlı İmparatorluğu'nun son 250
yılında kendisini kemiren ve yıkan belanın da ta kendisidir. Çok net
konuşuyoruz. Osmanlı'nın da son 250 yılında dinin arkasında Kur'an yoktur.
Bir din yasatılmıştır ama arkasında Kur'an yoktur. Cumhuriyet'e
geliyorsunuz. Arkasında Kur'an olmayan dini, sahte dini, hurafe dini
dışlıyor hatta yıkıyor. Cumhuriyet'i tanımanızı rica ediyorum. Cumhuriyet
bunu yıkmakla kalmamıştır. Bu yıkılası hurafe dininin yerine gerçek dinin
konması için Cumhuriyet'in attıgı çok ciddi 2 adım vardır. Fakat biz
maalesef Cumhuriyet'e de ihanet etmişizdir. Cumhuriyet Kur'an'ın arkasına
dini koymak için atılacak ilk 2 adımı attı. Fakat onun arkasından
Cumhuriyet'in çehresi de değiştirildi. Ve Cumhuriyet'in esprisi, ruhu,
hedefi dejenere edildi. Söyleyeceğim iki musibet tip tarafından. Ve Kur'an
tekrar Cumhuriyet'in arkasına konacakken oradan tekrar çıkarıldı. Ve bizim
bugün Cumhuriyet döneminde de yaşadığımız dinin arkasında maalesef bu
vardır. Ne demek istiyorum? Şimdi sizi Cumhuriyet'i düsünmeye çağırıyorum.
Tabuları, kabulleri, prefabrik tespitleri bir kenara bırakalım. Cumhuriyet'i
Şeyhülislam çocukları, torunları ve müftüler kurdular. Baş mimarının asker
olması bu gerçeği değiştirmiyor. Onlar kurdular ve hurafeyi yıktılar. Ama
Cumhuriyet mimarları dini yıkmak gibi bir niyet taşımıyorlardı. Bugün
taşıyorlardı şeklinde gösterenler, enteresandır; Türkiye'yi tahrip etmenin
de öncülüğünü yapanlardır ya da öncülerine alet olanlardır. Birisi dine
küfrediyor Cumhuriyet ile ilgili aynı şeyi söylüyor, öbürü din slogancılıgı
ile hayatını geçiriyor o da aynı şeyi söylüyor. Zaten bunda bir bit yeniği
olduğu belli. Aksi olsa 180 derece birbirine ters bu iki kutbun aynı paydada
birleşmeleri mümkün olmaz. Demek ki birşeyi ortak düşmanlarını tahrip etmek
için kullanıyorlar. Biri 24 saat Allah'a sövüyor ve Cumhuriyet'e sövüyor ve
Kur'an'a sövüyor. Öbürü 24 saat Allah'ı istismar ediyor, dini istismar
ediyor; o da onunla birlikte Cumhuriyet'e ve kurucularına sövüyor. Türk
insanının burada başka bir delil aramasına gerek yoktur. Neyin ne olduğu ve
çıkış yolunun ne olduğu bunun içinde gizlidir. Mevlana Celaleddin-i Rumi
muhteşem bir ilkeye dikkatimizi çekiyor. Diyor ki:
"Yolu, doğru yolu bilmiyor olabilirsin. Ama sana bir prensip vereyim, bunu
kullanırsan doğru yolu bulmakta zorlanmazsın. Eşeğe bakacaksın, eşek ne yöne
gidiyorsa, onun tersine gideceksin."
Eşek negativitenin, çirkinin, egoizmin ve kötünün sembolüdür Mevlana'nın
dilinde. Şimdi bakın, basketçilerimiz Yunanistan'a gidiyor spor karşılaşması
için. Oynadıkları salonun duvarlarına Atatürk ve Cumhuriyete söven
pankartlar asılıyor. Ayni şeyi Türkiye'de cami avlularında yapanlar var.
Aynı şeyi Türkiye'de çağdaşlık edebiyatı yapılan ateism kokan salonlarda
yaparlar. Bu ne biçim bir rastlantıdır ki, bunların üçü de aynı şeyi
yapıyorlar. İşte burada eşeğin gittiği yön bellidir ve doğrusu da bunun
tersidir. Bunu Türk insanının farketmesi lazımdır. Ve adeta Süleymaniye
minaresine çan takmak için İstanbul'u işgal edenlerle, Süleymaniye avlusunda
namaz kılmaya uğraştığını söyleyen birileri iş birliği yapmış gibi
görünüyor. Böyle bir kader var şimdi Türkiye'nin hayatında. Evet,
Cumhuriyet'i kuran irade ve kurucu mimarlar hurafeyi yıktılar dedik ama,
dini yıkmak gibi bir niyetleri yoktu. Tam tersine kovdukları hurafenin
yerine gerçek dini koymak istediler ve bunun için yapılması gerekenin ilk
bölümünü yapmışlardır. Bundan hiç kuşkunuz olmasın! Şimdi anlatacağım:
Dünyanın neresinden, hangi siyasi iradeyi Kurtuluş Savaşı'nın ardından
getirip Cumhuriyet'i kurdursanız toplumu "davar sürüsüne" çevirmiş ve
toplumu yöneten Allah'ın gölgeleri ve bir de yönetilen kullar gibi ikiye
ayırmış tam bir zalim mantıklı anlayışı süpürüp atıyorlar ve yerine bir
Cumhuriyet idaresi koyuyuyorlar. Şimdi bunu yapan insanların toplumun
hayatından dışladıkları hurafenin yerine gerçek dini koymak için neler
yapmaları lazım sorusuna bütün akılların vereceği bir tek cevap vardır ve
onu yapmışlar. Ne yapmışlardır? TBMM'nin kararıyla yapmışlardır. Simdi sizi
tekrar altını çizeceğim tarihi bir mesaj üzerinde düşünmeye, sizi Elmalılı
Tefsiri'ni düşünmeye çağırıyorum. Elmalılı Tefsiri'nin macerasında Türk
insanının bugün muhtaç olduğu bir numaralı mesaj vardır. Ben "Yeniden
Yapılanmak" adlı kitabımda buna 3 sayfa yer verdim ve bu 3 sayfa için 36 TV
programı yaptım.
Elmalılı Tefsir'i üzerinde düşündüğünüz zaman Türkiye'nin başını derde sokan
problemlerin çıkış noktasına gidiyorsunuz. Nedir Elmalılı Tefsiri? 9 ciltlik
bir tefsirdir. Ve ikincisi Cumhuriyet'i kuran irade ve Cumhuriyet'in
mimarları, o gun İslam dünyasının en büyük Müfessiri olan Elmalılı Hamdi'yi
çağırıyor ve ona diyor ki:
"Biz hurafeyi yıktık, kovduk ama dini yıkmak, kovmak gibi bir niyetimiz yok.
Tam tersine Kur'an'ın elinden alınan dini, Kur'an'a teslim ederek yeniden
insanımızın hayatına sokmak istiyoruz. Sen bizim insanımızla Kur'an'ın
tanışması için bunu tercüme ve tefsir et." O da meclisin bu kararına
saygısını ve şükranını ispat ederek bu ünvana layık olmak istediğini söyler
ve kabul eder. Elmalılı Tefsiri'nin ilk baskısı 1936'dır. Atatürk'un
ölümünden 2 yıl ünce. Şimdi bir şeyi daha düşünmeye davet ediyorum.
Atatürk'ü düşünmeye davet ediyorum. Göğüslerine teneke rozetler takarak
sokağa fırlayıp 'Atatürkçüyüm' diyenlerden ve Atatürk'e sövmeyi dinlerine
temel ibadet yapan iz'ansızlardan zihninizi ve kendinizi sıyırarak düşünun.
Atatürk TBMM'den bunun yapılmasına ilişkin kararı çıkarıyor. Bunlar tefsirin
ilk baskısının ön sözünde yazılıdır. Bir şeyi daha vicdanınıza tevdi etmek
istiyorum. O tefsirin sonraki baskılarından şu anlattığım macerayı giriş
kısmından çıkarmışlardır. Niçin çıkarmıslardır? Yine Kur'an'a sövenlerle,
Kur'an'ı sömürenler orda da beraberdir. Atatürk'e ordan prim çıkmaz.
Kur'an'a sövenler diyor ki: 'Atatürk'ün bu dine sadık olduğu, hizmet etmek
istediği, Kur'an'a bağlı oldugu anlaşılır, çıkarın!' Atatürk'e sövmeyi din
yapanlar, din tuccari yobazlar da 'Atatürk'ü ordan çıkarın ki millet
Atatürk'u dinsiz bilsin, biz rahat sövelim!'......çıkarmışlar......
Şu Türkiye'de son yıllarda dine fatura edilerek Cumhuriyet'e ve Atatürk'e
yapılan küfürleri anımsamanızı istiyorum.
Elmalılı'ya bu görevi meclis veriyor. Şimdi Atatürk'ün tarihe bıraktığı
büyük bir mesaj vardır. Ben bu Elmalılı Tefsiri'ni TBMM'nin başı, Türk
Devletinin başı sıfatıyla yapmıyorum sadece, gönlümle yapıyorum demek için
Meclis'e diyor ki: 'Siz kararı çıkardığınız zaman bunu milletin bütçesinden
değil, bunun finansmanını ben kendi paramdan yapacağım'
Birinci adım bu. İkinci adım ne olabilir? Bir dini, hurafelere boğulmuş bir
dini bu hurafelerden kurtarıyor. Bu dinin 604 sayfalık muhteşem bir ilahi
kitabı var. Bu kitaba bu dini tekrar teslim etmek üzere bir irade 9 ciltlik
dev bir eser halinde bu dinin mensubu milletinin diliyle ve meclisin
kararıyla! Elmalılı bu işi yaptığı zaman din tüccari, hurafe tüccarı yobaz,
Elmalılı'ya: 'Mustafa Kemal'in ajanı', 'duzenin adamı' demiştir. Onu da
bilmeniz lazımdır! Bunu diyenlerin torunları hatta çocukları bugün Elmalılı
Tefsiri'ni satarak servetler yapıyorlar, mahalleler satın alıyorlar. Bunu da
bilesiniz! Aynı adamlar!
Elmalılı Tefsiri'ndeki mesaj muhteşemdir. Onun alt başlılklarıyla devam
ediyoruz. Birinci soru: Atatürk'un İslam ile munasebeti nedir?, Atatürk
İslam denince ne anlıyor?
'Efendim, Atatürk bir yerde mevlüt okunurken ayağını indirmiştir' geçin bu
serserileri! Bu ilkellikleri geçin! Bunlarla hiç birşey ispat edemezsiniz!
Öbürü de diyor ki: 'Atatürk dine mine karşıydı, çünkü ben gördüm, mevlüt
okunurken ayak ayak üstüne atmış oturuyordu.'
Bunlarla Atatürk'un dindarlığını ya da dinsizliğini ispat eden ilkel
mahluklar dinliyoruz senelerdir. Başka birşey daha Atatürk'ün din ve İslam
ile ilgili fikri mi kardesim? Kılıcının da tersinin kestiği zamanlarda,
karnını doyuracak parayı bulamadığı bir zamanda; bu parayı verip, bu tefsiri
yaptırmıştır! Atatürk'ün dini mi? Elmalılı Tefsir'indeki din ne ise,
Atatürk'ün dini odur!. Atatürk'ün İslam'a bakışı mı? Elmalılı Tefsiri'ndeki
İslam'a bakış ne ise, Atatürk'ün İslam'a bakışı odur! Bunu teneke rozetle
Atatürkçülük yapanlarla, din adına Atatürk'e söven Cumhuriyet düşmanlarına
aynı anda ithaf ediyorum! Elmalılı Tefsir'ine bakacaksın. Cumhuriyet'i kuran
iradenin din konusunda ne anladığı orada saklıdır. 9 cilt halinde. Satır
aralarından birşeyler keşfetmeye filan da gerek yok. 9 cilt halinde binlerce
sayfa. İşte Cumhuriyet'in dini odur! Birşey daha... 70 yıl geçmiş aradan.
Bir tek din okulunun olmadığı Türkiye'nin bugün 32 tane İlahiyat Fakültesi
vardır. Bunlardan birinin dekanı da benim. Hariçten gazel okumuyorum. 24
yıldır da bu İlahiyat Fakülteleri'nde hoca sıfatıyla fiilen bulunuyorum.
Böyle bir Türkiye'de bugün İslam İlimleri konusunda bir numaralı müracaat
kaynağı Prof. Yaşar Nuri Öztürk için de Elmalılı Tefsiri'dir. Biz din
meselesinde Cumhuriyet'i kuran iradenin ortaya getirdiği o eseri 2. sıraya
düşürecek hiç bir şeye tenezzül etmiş değiliz! Dinden saltanatlar demiştik,
dinden servetler demiştik. Fakat hala Elmalılı Tefsiri'nin bırakın önüne
geçmeyi, yanına yaklaşacak bir eser vücuda getirilmiş değildir. Bunlar din
konusunda çok şeyler söyler!
İkinci adım, yine meclis kararıyla bu defa hadis alanında bir numaralı
kaynak sayılan Buhari'yi yine devrin büyük hadis bilginlerini çağırarak 12
ciltlik bir tercüme ve yorum halinde çıkarmıştır. Onun da ilk baskısı
1930'lu yılların sonunda Diyanet tarafından yapılmıştır. 12 ciltlik Buhari
tercüme ve yorumu. Türkiye Cumhuriyet'i Tarihi boyunca hadis alanında da
onun yerine koyacağımız ikinci bir çalısma yoktur. O halde, biz Cumhuriyet'e
hıyanet yerine sadakat şuuru içinde olsak; Cumhuriyet'in kuruluşu ile
birlikte bize din meselesinde nasıl yol alacağımız ve çıkış yolunu nerede
bulacağımız da gösterilmiştir. Fakat maalesef Atatürk'ün ölümünden sonra bu
atılan iki adımın da üstü örtülmüş ve Cumhuriyet'i kuran iradenin bu
konudaki tavrının tam tersine bir gidiş takip edilmiştir. İşte onun
sonucunda geldiğimiz nokta budur. Ve tabii Elmalılı Tefsiri'nde tecelli eden
dini ışık, bilgi aydınlığı yerini izbelerde türetilen korkunç bir karanlığa
bırakmıştır.
Şimdi Türkiye'de din meselesindeki cehaletin, bilgisizliğin fatura koçanı
buraya mal edilir. Bu cehalet, arkasından dini istismarı getirir. İzbelere
itilmiş bir değer, güneşten ve oksijenden mahrum bırakılmış bir değer
izbelerde katran üretmiş ve günün birinde çatlaklar bulup fışkırmıştır.
Şimdi Türkiye'de herkesin yüzüne, gözüne katran sıçramıştır. Bununla da
kalmıyor, gözlerinize vuruyor ve sizi ayakta tutacak herşeyi tehdit ediyor.
İşin buraya geldiğini Türkiye'nin anasını ağlatmak isteyen enternasyonal
odaklar takip ediyorlar. Haaaa işte burda, diyor ki: 'Su katran izbelerden
sokağa fırladı, şimdi Türkiye'nin ayağını kaydırıp bunu değerlendirelim.'
Tepe üstü yere yuvarlanması için sürekli bastırıyor. Esasında dünyanın
neresinde İslam'ı Kur'an'ın dışına çeken karanlık hurafe hareketi varsa
hepsi, İslam'ın düşmanları tarafından finanse ediliyor ve destekleniyor.
Müslümanlar burada sadece piyon olarak kullanılıyorlar ve dini ihya
ettiklerini zannediyorlar! Şimdi bakın genel manzaraya:
İdeolojiler çökmüş, Berlin Duvarı yıkılmış, din yeniden bir numaralı değer
olmuştur insan hayatında. Toynbee 1940'da yazdığı kitaplarında Batı'nın
dikkatini çekerek şöyle diyor:
"Dikkat edin, ideolojiler çöküyor. Yeniden yükselen değer din oluyor.
insanlık dinlerin bünyesinden reçeteler çıkarmaya çalışacaktır. Hesabınızı
ona göre yapın." Toynbee İngilizce konuşan Batı'nın bir numaralı adamı,
büyük felsefe tarihcisi ve tarih felsefecisi. Ana eserinin adı "Civilization
on Trial". Fransızca konuşan Andre Malreaux (Kültür Bakanı) çağa damgasını
vurmuş, Marksist kökenli bir düşünce adamıdır. Malreaux da:
"Önümüzdeki yüzyıl ya dinler yüzyılı olacaktır ya da hiç birşey." diyor.
Birisi ruhçu, düşünce adamı, diğeri marksist, materyalist bir düşünce adami.
Ama ikisi de aynı şeyi söylüyorlar ve söyledikleri çıkmış. Bir numaralı
değer. O halde insanlığa ayırd edilmek için de bu değeri kullanırlar,
insanlığı tahrip etmek için de bu değeri kullanırlar. Türkiye'yi tahrip
etmek için de bunu kullanıyorlar.
Nasıl yapıyorlar? Din halkta bilgi zemini tamamen mahvolmuş bir değer. Türk
insanı kendisine bu dini getiren 600 küsür sayfalık kitabın içinde kaç tane
sure olduğunu bile bilmiyor! Açıp okumadı! Böyle bir niyeti de yok! O kadar
bilgisiz ki Kur'an'da aşure tarifi arıyor, Kur'an'da nasip açmak için sure
arıyor, Kur'an'da cennet vizesi vermek için sure, ayet arıyor. Ve inadina
Türk insanını tahrip eden bütün hareketlere karşı sığınacağı tek liman olan
Kur'an-ı Kerim'i bir kere açıp okumak gibi bir kaygıya düşmüyor. Ne yapıyor?
Yanık sesli hafız arıyor. Veya mezarlıktan birilerine okutarak babasına,
dedesine cennet vizesi alaçağını zannediyor. Yemin ederim Kur'an-ı Kerim
dininde böyle bir vize müessesesi yoktur! Boşuna dedenizi,babanızı rahatsız
etmeyin! Bırakın uyudukları yerde uyusunlar!
Kur'an'ın insanlığın ününde bir iddiası var. Ben cennetin yolunu
gösteriyorum diyor. Ve açık meydan okuyor. Daha iyisini gösteren varsa
buyursun diyor. Yalnız Kur'an küfürü bile cennete gönderme gibi bir değer
getirmemiştir. Ben diyor, gösteriyorum, en ideal olarak cennetin yolunu ben
gösteriyorum. Daha iyisini yapan varsa buyursun diyor. Haaa bir şey daha
yapmıştır! İnsana cehenneme gitme özgürlüğünü de vermiştir. 'Ben bu yolu
gösteririm ama, insanın boynuna pranga vurarak insanı bir yere gütürmem.
Boynuna pranga vurulmuş bir varlığın gütürüldüğü yer cennet olmaz, hayvan
ahırı olur' diyor. Kur'an bunu istemiyor! Kur'an'ın cenneti hayvan ahırı
değildir. Ne demektir? Özgür iradesiyle insanlar seçim yaparak oraya
giderlerse orası cennet olur. Onun için Kur'an cehenneme gitme özgürlüğünü
tanıyan bir kitaptır, hem de cehennemin dibine kadar gitme özgürlüğünü
vermiştir. Aynen Kur'an'ın ifadesidir bu! Bunlardan hiç kimsenin haberi yok!
Din olarak yaşadığımız şeylerin Kur'an'dan onay alıp alamadığını düşünmek
gibi bir kaygımız yok! Ve birileri Kur'an dininin başlığını kullanarak yeni
bir din kurdular ve bu dini insanımıza yaşatmak istiyorlar.
Bu dinin içinde neler var? Bu dinin içinde Kur'an'dan bir şeyler elbette
var. Onu tamamen usturayla sıyırmış gibi sıyırsalar dikiş tutturamazlar. Ama
bilesiniz İslam adı altında insanımıza dikte ettirilen, şırınga edilen,
lanse edilen -ne derseniz deyin- dinin içindeki; İslam'dan çok Arap, Emevi,
Bedevi örfleridir. Kur'an Bedevi'ye de müslüman ol diyor, adam olmak için.
Birileri İslam adina bize Bedevi yoğurdu yediriyor. Şimdi bir İslamizasyon
hareketiyle mi karşı karşıyayız, bir Arabizasyon hareketi ile mi karşı
karşıyayız? En ilginç sorulardan biri de budur. Kur'an'ın geldiği devrin ve
coğrafyanın örfleri dinleştirilerek, kutsal kılıfı geçirilerek bize
yutturuluyor! Ve bir manzara karşımıza çıkıyor. Bir din ki; Kur'an
okuyanların içi ürperir!
Traş olanları cehennemlik ilan eden, masada oturarak yemek yiyenleri zındık
ilan eden bir din! Bir din, Kur'an'ı açıyorsunuz, en büyük düşmanı olarak
ilan ettiği şirk -yani yedek ilahları ortak koşmak- bir numaralı düşmanıdır
Kur'an'ın. Bu şirkin çocuklarından bahsederken mesela Tevbe Suresi 6. ayet
de şöyle diyor; bunlar sana komşu olmak, yakınlaşmak isterlerse, onlara da
bu imkanı ver. Ver ki Kur'an'ın mesajını duysun, tanısınlar. Şirkin
çocukları yani müşriklere bu imkanı ver diyor. Bir evrensel komşuluk
esprisidir bu. Müşrikler için Ehl-i Kitap olan Hıristiyanları, Musevileri
demiyorum. Onlara İslam'ın muazzez peygamberi hem de hayatının son yılında
heyetlerine Medine'deki mescidini günlerce açmış ibadet etsinler diye. Şimdi
turistleri camiye sokmuyorlar. İkinci olarak Kur'an o kadar emin ki kendi
mesajından en büyük düşmanı olan putperestlerin bile onu tanımaları halinde
ona ısınacaklarını kabul ediyor. O ayetin meali aynen şudur:
"Müşriklerden biri sana komşu olmak, yakınlaşmak isterse onlara bu imkanı
ver. Ver ki Allah'ın kelamı olan Kur'an'ı dinleyebilsinler."
Şimdi siz yakınınızdaki bir Hıristiyanla bırakın müşriği bir Musevi ile
selamlaşırsanız zinhar günaha girerseniz. Aynı adam 3 gün sonra bakıyorsun,
papazla, hahamı önüne katmış gidiyor. Nereye gidiyor? Belediyede para
verilecekmiş, onu almaya gidiyor! Şimdi dinin bütün değerleri böyle altüst
edildi! Tabii bunun sonucu ne oluyor? Kur'an'ın dini çağın ününde rezil
oluyor. Tabii ki Kur'an'daki din rezil olmaz. O Kur'an'dadır ve Kur'an rezil
olmaz. Allah'ın kitabıdır. Ama bizim hayatımıza çektiğimiz, din diye
soktuğumuz şeyler rezil oluyor! ve bizim şahsımızda İslam nefret unsuru
haline geliyor!
Değerli Dinleyenlerim;
Dinin altından bütün felaketlerin kaynağı olan bu cehaleti Türk insanının
çıkarıp atması lazımdır. Bu din düşmanlarıyla barışır ve yaşar. Bu dini
düşmanları asla tökezletemez ve yıkamaz. Bu dini perişan eden cehalettir.
Onun için dikkat edin, Kur'an'ın ilk emri OKU'dur. İnsan hayatından önce
neyi kovmak istediğini Kur'an insanlığa ilk emri ile bildirmiştir: OKU. Yani
cehaleti defet! İkinci ayet tercümesi vahyedilen; kaleme ve yazdıklarına
yemin eden ayetlerdir. Birinci emir oku, ikinci emir kalemi ve yazdıklarını
kutsa. Yani önce oku, sonra yaz, eser üret, adam ol, kısaca. Ondan sonra
ayağa kalk! Kur'an'ın ilk emrini İslam dünyası nasıl çiğnemiş görüyorsunuz.
En az okuyan kitleler arasında müslüman kitleler var. Kur'an'ın dediğinin
tam tersi. yaşadığımız gunlerde Kur'anın ilk emri OKU! olmaktan çıkarıldı!
İlk emri kendisinden olmayana söv, o hale getirildi. Gökten taş düşse bunu
müslüman nüfus kağıdı taşımayanlardan biliyor. Öyle bir şuur felaketi, bir
karanlık yarattılar.
1.5 milyarlik İslam dünyası, kullandığı tuvalet kağıdından arabaya kadar
hiçbirşeyde imzası yok! Sadece hazır alıyor, yiyor. Kambur gibi insanlığın
sırtında! Ve ne kadar açık ve eksik varsa onu da o ürettiği, değerlerini
alıp kullandığı insanların sırtına yüklüyor. Kendisinin hiçbir günahı yok.
Ve eleştiremezsiniz.. Gözünüzün üstünde kaşın var dedin mi, 'işin gücün yok
da müslümanları mı eleştiriyorsun' diyor. Yani bu müslümanlar başkalarının
ürettiklerini yiyecekler, kullanacaklar, keyif çatacaklar, sonra da öldükten
sonra da cennet bunların olacak!
Onun için oturup tartışıyor Edison cennete gider mi, gitmez mi? Işığını
yakıyor. Kardeşim Edison cennete gitmeyecekse -çoktan gitmis te Kur'an'a
sorarsanız- gitmeyeceğini düşünuyorsan, o zaman sende Muhammedi bir vicdan
varsa Allah'a yalvar! 'Şu adam, insanlığa bu kadar hizmet etmiş, bunu
Yarabbi cennete koy sen. Senin lütfun bunu kurtarır' de. Ayıp bu, cennete
gitmesin diye mücadele ediyor. Niçin ediyorsun mücadele? Hz. Peygamber
'İnsanlara teşekkürü olmayanın, Allah'a şükrü olmaz' diyor. Sen bu adama
teşekkür borçlusun!. Esen temenni etmekle hiçkimseyi Allah cennete koymaz.
Allah senin müstahdemin değil! ama senin vicdanından beklenen, -sen rahmet
olan bir peygamberin evladı değil misin?,- sana düşen onun cennete gitmesi
için gayret göstermek değil mi? Sana yakışan bu değil mi? Hatemi Tai gibi
azılı bir putperest için Hz. Peygamber dua ediyor, 'cömertliği yüzünden
Allah'ım onu mükafatlandır, acı' diye...Sen bu peygamberin çocuğu değil
misin? Ne istiyorsun? Edison zaten çoktan cennete gitmiş. Çünkü müşrik değil
Edison. Kur'an açıkça söylüyor. Müşrik olarak ölmemiş bir insan, Allah ne
kadar hesap sorar, azap eder ayrı ama sonunda kurtulur ve cennete gider.
Şirk batırır insanı! Edison müşrik değil, Kur'an'da açık yeri var. Derdin
ne, insanlığın ününde Edison'u cennetten uzak tutmak için uğrasıyorsun?
Sonra da diyorsun ki: 'bu dinsizi kurtar'. Buna inanirlar mı? Edison'u
cehenneme gönderen bir din olmaz olsun demezler mi?!
.....Diyorlar!!..........
Yani Edison'u cehenneme gönderen bir dini siz 21. yuzyılın ününde bu sizi
kurtarır diye insanlığa nasıl kabul ettireceksiniz? Edison'la iş bitiyor mu?
Bakın nerelere geliyor dindeki cehaletin istismara hazırladığı hamurdan
üretilen şeyler?
Bunlar Türkiye'de aynı mabetin on safında namaz kılıyor. Daha avluya
çıkmadan o, ona kafir diyor; o, ona zındık diyor. O, onun çocuklarını piç
ilan ediyor; o, ona nikahsız diyor. Niye? Çünkü birisi bir partiden, öbürü
öbür partiden; birisi bir tarikattan, öbürü öbür tarikattan; birisi bir
mezhepten, öbürü öbür mezhepten. N'oluyor Kur'an'ın dini!? Muhatabı insan
olan, bütün insanlığı Allah'ın kucağı gibi sarmak isteyen bir din, bir takım
kliklerin özel dini, özel manifestosu oluyor. Kur'an Allah'tan Alemlerin
Rabbi diye bahsediyor. Peygamberden Alemlerin Rahmeti diye bahsediyor.
Bunlar Allah'ı kliklerinin şefi, peygamberi de onun genel sekreteri
yaptılar. Parti defterine bakıyor, tarikat defterine bakıyor. Orada kaydın
varsa inanıyorsun, yoksa kafirsin! Gün doğarken deftere kayıt oluyor.
Sabahtan aynı adam Evliyaullah oluyor!, akşamdan kafir! Şimdi, Kur'an
dininin ölçüleri insan egosunun iştahlarına endeksleniyor. bakıyorsun
Türkiye'de din, parti dini oluyor!
Din bırakın bizim insanımızı kucaklamasını, Kuzey Kutbu'ndan Güney Kutbuna,
Nijerya'dan Sibirya'ya kadar, hatta çağ farkı gözetmeden bütün insanlığı
kucaklamak istiyor. Kur'an'ın dini bu! Siz ne yapıyorsunuz!? Bir insan, bu
dinin evrenselliğine bu darbeyi vurduktan sonra bunun bütün pratiklerini 24
saat hiç durmadan icra etse bile, Kur'an'ın anladığı anlamda bu adamın dini
mini yoktur! Çünkü yaptığı iş, dinsizliğin en zehirlisidir! Nereden
bileceksin? Bunları Kur'an söylüyor size! Ve Kur'an'dan iki insan rahatsız
Türkiye'de. Din meselesinin en dikkat çekici noktalarından biridir bu:
1- Dine, Allah'a, ruha, ahirete söven adam, yani inkarcı. Bu rahatsız
Kur'an'dan, gayet doğaldır.
Bir tip daha Kur'an'dan rahatsız:
2- Akşama kadar din sloganı atan, dinden servetler yapan, dinden saltanat
yapan, dini kimseye bırakmayan. Hatta Allah'ı sollamaya kalkan din adına! O
niye rahatsız?
Cevabı Kur'an'da. Çünkü Kur'an bunlara din adına kendilerinde vehmettikleri
hakkı ve yetkiyi vermiyor. Kur'an-ı Kerim bunlara Allah'ın vekili gibi
hareket etme hakkı vermiyor. Peygamberlik bitmiştir diyor Kur'an-ı Kerim.
Hiçbir insanın veya grubun Allah'ın vekili sıfatıyla insanları yönetme,
yönlendirme hakkı yoktur. Adam Allah'ın vekili sıfatıyla kitleyi peşine
takıp gütürmek istiyorsa, bu adam Kur'an'dan niçin rahatsız olmasın söyler
misiniz?
Kur'an diyor ki: Bir insan başkalarına iftira etmişse -20 tane ayet var
Kur'an'da bunu düzenleyen, Nur Suresi'nde- insan haklarının ihlalinde en
ağır mueyyideye, iftira suçuna girmiştir. İnsan onuruna indirilen en büyük
darbedir. Bir adam iftira etmiş ve iftira ettiği belgelenmişse bu adamın
ebediyyen tanıklık etme hakkı yoktur diyor Kur'an. Kur'an bunu diyor mu?
diyor... Açın Nur Suresi'ni ilk 3-4 sayfayı okuyun. Orada vermiştir. Siz
şimdi Türk parlamentosuna bakın! Allah'ın kullarına iftirayı sanat yaparak
oralara gelmiş bir yığın şerefsiz adam var orda! Kur'an dini din olursa,
bunlar nasıl din istismarı yapacaklar? Dün, Diyanet İşleri Başkalığı'na
getirdiği adamı, sonra politik çıkarlarına uymayan yorumları olduğu için
bilim adamıymış, takva sahibiymis, insanlığa şu kadar sene hizmet etmişmiş
hiç umurunda değil! Derhal kafir ilan ediyor! Kur'an ona bu hakkı verir mi!?
Bir Pis Damar İslam'ın ilk günlerinden beri müslüman camiasının başına bela
olmuştur. Şimdi o pis damara da dikkatinizi çekeyim, zehirli kan taşıyan bir
damar. Nedir o damar?
O damar İslam'ın muazzez peygamberinden sonra en büyük insan unvanını alan
Hz. Ali'yi İslam'ın mabedinde kafir oldu diye katletmiştir! Dikkat edin! Kim
Hz. Ali? İslam'ın peygamberine ilk iman eden erkektir. bütün hayatını
İslam'ın peygamberine, İslam hizmetine adamış, Velilerin Şahı ünvanı olan
bir insan. Peygamberin verdiği iki ünvan var ona:
1- İlim Beldesinin Kapışı
2-Konuşan Kur'an.
Bu Hz. Ali'ye İslam'ın mabedinde hançer saplıyor, öldürüyor onu secdede ve
kafir olduğunu ilan ediyor. Dikkat edin! Evimi yıktı, tarlamı aldı diye
değil! Keşke öyle olsa! Yetmiyor, o pis damar, onun kudurgan şehveti ve
hırsı doymuyor bununla! Hz. Ali'nin evlatlarından birini zehirliyor, öbürünü
Kerbela Çölü'nde doğruyor, kadınlarının ırzlarına geçiyor, mallarını talan
ediyor! Doyuyor mu?! Yine doymuyor!.. İslam mabedinde 76 yıl, peygamberin
evladına lanet okuyor!
Şimdi bu pis damar geri geliyor. Türk insanı şunu bilecek, adamı dün Diyanet
İşleri başkanı yapan, ertesi gun kafir ilan edenler o pis damarın
uzantılarıdır. Bunlardan kim imanına onay beklerse Allah belanızı verir.
Bazıları 'Efendim ben uğraşayım da, bu bana müslüman desin' gayretindedir.
Demez kardeşim!, Hz. Ali'ye müslüman demeyen sana der mi? İmanınıza
Allah'tan onay alma gibi bir kaygıya düştünüz mü yolunuz Kur'an'a çıkar.
Şöyle söyliyeyim başka bir şekilde; yolunuz Kur'an'a çıkmıyorsa Allah'tan
onay alamazsınız. O zaman imanınız birilerinin vesayeti altındadir.
Vesayet altına girdiniz mi din sizin keselerinizi boşaltma aracı olur. Sizi
Allah'la kucaklaştırmak için bir imkan olmakan çıkar. Mezhebin dinleşmesi,
partinin dinleşmesi, tarikatın dinleşmesi bunlardır.
Dindeki bu korkunç zulüm ve kahır haline gelmiş cehalet Türk insanını kendi
diniyle mahvedilmek gibi bir noktaya getirmiştir. Ve bugün aklı başında
herkes dinle aleyhimize oynanan oyunların başımıza açacağı felaketlerin
işgal ordularının başımıza açacağı felaketlerden daha büyük olduğunu
düşünüyor. Dindeki cehalet, dinin ideolojileştirilmesine imkan vermiştir.
Kur'an'dan koparılan din idelojileştiriliyor, İslam ideolojileştirildikçe
perişan oluyor. Siyasal İslam diyorlar şimdi buna. Yani bunu müslümanın
siyaset yapması manasında kullanıyorsanız çok yanlış, o çok yanlıştır.
Gerçek müslüman siyaset yapsa da keşke, insanlık görse siyaset nasıl rahmete
dönüşür. Ama İslam'ı siyasi çıkarlar için bit pazarı metaına çevirenler
müslümanca siyaset yapmazlar. Onlar İslam'ın baş belasıdır! Bu ikisini
birbirine katmayın. Onun için müslüman siyaset yapmaz gibi bir saplantıdan
kurtarın kendinizi. Biz tabii müslüman görmediğimiz için, İslam'ı sömüren
bir takım varlıkların ortaya koydukları kirli faturayı İslam'a çıkarıyoruz,
bu yanlıştır! Siyaset insan hayatının olmazsa olmazlarındandır, hayatın
kendisi siyasettir. Siyaset yapsın insanlar. Kur'an "hayırlarda yarışın"
diyor. Yani güzel ve iyi üretmede yarışın diyor. Bu kişisel de olur, ekiple
de olur. Ama hayır üretmek başkadır, dini saltanat aracı yapmak başkadır.
Nasıl ayırırız? 'Hayır üreteceğim, en iyisini ben yapacağım' diyebilir bir
adam ama bir yere kadar. 'Benim dışımdakiler cehennemliktir' diyen Kur'an'ın
anladığı anlamda zındıktır. O halde dini ideolojileştirmekle, hayır üretmek
üzere ekipleşmeyi birbirine katmayalım. Din nasıl ideolojileştiriliyor?
Bunun göstergeleri var. Bu aynı zamanda dinin Türkiye aleyhine nasıl
kullanıldığının da göstergelerini bizlere verir. Bir iki temel örnek
verelim:
1- Cumhuriyet düşmanlığı bunlardan biridir.
Nerede Cumhuriyet düşmanlığı kokusu duyarsanız, orada dinin bizim ve
insanımızın aleyhine kullanıldığını göreceksiniz. Orada Allah rızası, din
kaygısı filan arayanlar saçını başını yolarlar. Bu dinin kitabı krallık,
hanedanlık sistemlerini zulüm ve fesat sistemleri olarak tanımlıyor. Bu
dinin peygamberi 'doğu ve batı krallıkları ayağımın altındadır, bunların
değeri bitmiştir' diyor. Bu dinin kitabı, yönetim erkinin arkasına şur'a ve
bey'at'ı koyuyor. Bugünkü terminolojiyle, çağdaş terminolojiyle bunlar
Cumhuriyet ve Demokrasi'dir. Böyle bir dinin mensubu Cumhuriyet düşmanı
nasıl olur? Böyle bir dinin mensubu İslam'ı demokrasinin karşıtı gibi
insanlığın önüne nasıl çıkarır? Niçin çıkarıyor?:
a- Türkiye'yi rahatsız edecek.
b- Ortadoğu'da bağlı olduğu bir takım despot idarelerin keyfine hizmet
edecek.
Cumhuriyet ve demokrasi düşmanı, hiç tereddüt etmeden kalıbınızı basın!
İslam'ı kim böyle gösteriyorsa, onun Allah rızası dışında başka hesapları
vardır.
2-Türkiye için çok geçerli olan, 'sen laik misin, müslüman mı?' ayrımı.
Bu da yeni çıktı! Eskiden 'faşist misin, komunist misin?' diye sorarlardı.
Şimdi bu gitti, getirdik onun yerine başka bir şey adapte ettik. Türkiye'nin
anasını ağlatacaklar ya! Ve onun uşaklarını hemen buldular. Dinsiz uşakları
var bunların, din tüccarı uşakları var. İkisi de Türkiye'yi tahripte ortak
bir payda üzerindedirler. Hiç farketmiyor, ikisinin de canı cehenneme!
Birisi çağdaşlık adına laikliği din yapıyor. Efendim,'A' dedinmi, 'Sus sen!
gerici yobaz!, A Allah kelimesinin baş harfidir, sen yobazsın!' diyor. Yahu
dur! adam belki Armut diyecek, ona bile tahammulu yok! Biri bu. Buna
"Çağdaşlık Manyağı Yobaz, Devrim Yobazı" diyorum ben. İkinci tip te 'sen
laik misin, müslüman mı?' diye soruyor. Ne demek laik misin, müslüman mısın?
Laiklik ne zamandan beri din oldu? Bir adama, 'Musevi misin? Müslüman
mısın?' diye sorarsın. Laiklik bir portör kavramdır. Sırtına ne yüklerseniz
onu taşır, bir tavırdır, bir yöntemdir, bir sistemdir. Laikliği din yapmanın
ne hukukta, ne felsefede, ne ilahiyatta, ne de sosyolojide gerekçesi olamaz!
Devlet laiktir, hükmi şahsiyet olarak devlet laik olabilir, holding laik
olabilir. Hiçbirine hegemonya vermez. Ama birey, iç dünyası ile de birey
olduğu için her şey olabilir. Müslümandır, Hıristiyandır. Devlet laiktir,
Allah'a şükür laiktir. Olmasaydı ne olurdu? İstanbul'un kenar mahallelerinde
aynı camide namaz kılan adamlar birbirini asardı! 'Olur mu öyle şey!?'....
Bakın Afganistan'a! Bunun neresi dindir? İslam adı altında yarı putperest
bir Bedevi saltanatını orada kökleştirmek istiyorlar. "Laik misin, Müslüman
mısın edebiyatı"nın arkasında Türkiye'yi nerelere gütürmek isteyen, ne gibi
iştahlar var bunu düşünmeniz lazım. 'Efendim, Anayasa'dan laiklik çıksın..'
Senin nerene batıyor Laiklik? Anayasasında laiklik olmayanların hali ortada!
Derdi o değil, derdi aynı safta namaz kıldığı insanları, kendi kliğine kaydı
olmayanları kafir ilan ediyor ya, bunu infaz safhasına geçirecek, onun
peşinde! Şimdi din Türkiye'de nasıl insanımızın aleyhine kullanılıyor
düşünün.
Dini Kur'an'ın getirdiği ve Hz. Peygamber'in tanıttığı biçimde tanımazsanız,
dinle ülkeye oynanan oyunu çözemezsiniz. Onun için; Türkiye'yi sevenler bu
dine inanmasalar da, bu dinin istismar edilmesine, karşı çıkmalıdırlar.
Simdi anladınız mı niye seferberlikten söz ediyorum? Gayri müslim'e de aynı
şeyi söylüyorum. Bu sizin insanlık borcunuzdur. Metafizik bir iman realitesi
olarak İslam'ı tanımıyor olabilirsiniz. Ben bir iman gerceği olarak İslam'ı
tanıyorum, ama siz sosyolojik bir Türkiye gerceği olarak benim gibi bu işin
istismarına karşı çıkmalısınız. Benim için bir iman konusudur. Senin için de
bir sosyolojik fenomendir. Değil mi ki, Türkiye aleyhine kurulan tuzak seni
rahatsiz ediyor.
Din istismar edilince parlamento ne hale getirilmiştir? Bu söylediklerimi
kangren haline getirenler parlamentoda! 'Parlamentodan başlayarak
düzeltelim' Deli misin sen kardeşim? Bir hastalığa sebep olan mikrop,
hastalığın tedavisinde nasıl kullanılır?
Senelerce hurafeye yağ çekmeyi bırakın dedik. Bunlara, Allah belanızı
verecek; sizi rezil, kepaze edecek dedik. Etti işte! Bakın halleri ortada!
Bırakın bit pazarı mantığıyla oy hesabı yapmayı, bırakın bit pazarı cazgırı
olmayı da biraz devlet adamı olun! Senelerce yapmayın dedik, siyaseti
kirlettiniz! Siyaset yalancı mesleği oldu, sahtekar mesleği oldu! Gerçekten
hizmet üretecek Türk çocukları sizin yüzünüzden siyasete girmiyor! Bırakın,
onlar hizmet etsinler! Siz çekin, gidin diyoruz. 'Hayır, fosillerimize
tapacaksınız' diyorlar!...
Aziz Dinleyenlerim;
Bir tek çıkar yol kalmıştır: Kitlenin şuurlanması ve ayağa kalkması.
Seferberlik bunu gerektirir. Herkes kulahını çıkarıp, önüne koyacak. 'Ben ne
yapabilirim?' diye soracak. Ve ilk yapılacak acil iş, dinin ülke aleyhine
kullanılan bir tahrip aracı olmaktan çıkarılmasıdır. En acil iş budur. Onun
için bir seferberlik yapılmalıdır. İlk adım Kur'an'ı tanımaktır. Kur'an'ın
kapakları arasında ne varsa, din, bileceksiniz ki odur. Peygamber de
oradadır. Kur'an dışında bir peygamber ararsanız; yolunuz Kur'an'ın
peygamberine çıkmaz! Benim bir çalışmam var, yayınlanacak. Yine kıyamet
kopacak tabii.. "Allah'ın Muhammedi ve ötekiler" diye..
Bir yığın Muhammed var size Kur'an'ın Muhammed'i diye onları yutturuyorlar,
inanmayın! Kur'an'ın Muhammed'i, Kur'anın içindedir! Hz. Ayşe'ye soruyorlar:
'Bize Hz. Peygamber'i anlat.' Gülüyor,
'Ne biçim soru soruyorsunuz? Peygamber'i merak eden, gitsin Kur'an'ı okusun,
Peygamber ordadır. Onun dışında bulamazsınız onu' diyor.
Hz. Ayşe, Peygamber'in eşi. Şimdi aradan 1420 sene geçmiş. Siz nerede
bulacaksınız Kur'an'ın Muhammed'ini? Bunların size anlattığı Kur'an'ın
Muhammed'i değil!, Kur'an Muhammed'i Alemlerin Rahmetidir. Bunların
anlattığı bir Bedevi Şefidir! Traş olanları cehenneme gönderir. Arap fistanı
giymeyenleri zındık ilan eder. Masada yemek yiyenleri cehennemlik ilan eder.
Böyle Allah'ın Muhammed'i olur mu!? Allah'ın Muhammed'i Kur'an'ın içinde ve
sizin ondan haberiniz yok, insanlığın ondan haberi yok. Olsa, en çok muhtaç
oldugu değer o bugün, ama haberi yok. Din de Kur'an'ın içinde, onun dışında
kalan, din min değildir! Ya Bedevi örfüdür, ya Şaman örfüdür! Kimin neyiyse,
alsın başına çalsın!
Kur'an'dan dini yeniden keşfetmek zorundayız diyorum. Bunun için yıkacağımız
bir iki tabu var. Kur'an'ı tanımak ne demektir? Kur'an'ı asırlardır
üfürtüyorsunuz. Kur'an üfürük kitabı değildir! Okunacak kitaptır! Kur'an'ı
okumak demek, Kur'an'ı herkesin kendi bildiği dilde okuması demektir.
'Arapça bilmeyenler Kur'an'a el sürmesin' diyen zihniyeti asmak lazımdır. Bu
bir engizisyon papazlığından transfer edilmiş zulümdür. Evet, Kur'an Arapça
vahyedilmiştir. O şekliyle korunacaktır. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Hiçbir tercüme Kur'an değildir. Ama Kur'an bütün dillere tercüme edilerek
okunacaktır. Allah'ın istediği bu. Çünkü Kur'an'ın muatabı insandır. İnsan,
Kur'an'da Allah'ın kendisinden ne istediğini anlamak için bildiği dilde
okuyacaktır. 6 milyar insan Arapça öğreninceye kadar Kur'an'ı Himalayalar'da
mağaraya mı hapsedeksiniz?! Kur'an bir mesajdir. Kur'an Hint mantrası
değildir! Ne dediğini anlayacaksın! Bunu aşıyorsunuz, ondan sonra başka
zulüm tezgahlanıyor. Okumayı şarta bağlıyorsun, şartı olmaz! Sen şuna okuma
desene!! Bunların Kur'an ve peygamberle ilgisi yoktur. 'Başın açık Kur'an
okuyamazsın', 'Sokağa çıkamazsın, abdestin bozulur'..... Abdestin nelerden
bozulacağı bellidir. Hangi Fıkıh kitabını alırsan, abdestin neden bozulacağı
yazar. bırakınız insanları, Mehmet Akif'in kemikleri sızlıyor şimdi! Dinine,
namazına, abdestine onay alacak! Kitleyi korkunç bir riyakarlığın içine
sokuyorlar! Riyakar, maskeli müşriktir! Kurtuluşu yoktur. Bırakın insanlar o
zaman günahkar kalsınlar. Bir insan ibadetlerine Allah dışında birinden onay
almak ihtiyacı duyarsa dini riya istila etti demektir! Yıllardır üfürüp
duruyorsunuz, okumaya geçelim şimdi:
Maun Suresi:
'Dini yalan sayan kimdir biliyor musun? Kamunun malından çalar, kamunun
malını, milletin malını gaspeder, ibadetleri şov aracı yapar. İbadetleri şov
aracı yapana yazıklar, lanetler olsun.'
Günahkarlara lanet okuyan bir din yoktur insanlık tarihinde. Din aksine,
gunahkarları kurtarıp Allah'a gütürsun diye gelir. Dinin günahkarlardan
şikayeti yoktur. O'nu inleten riyadır, ikiyüzlülüğün dine sokulmasıdır. O
zaman bırakın insanları, bırakın da hür iradeleriyle, açık yüreklilikleriyle
yapmasınlar ve günahkar olsunlar. Zorlarsanız riyakar olacaklar, o zaman
batacaklar. Aman yapmasınlar!
Kameralar eşliğinde abdest, namaz. İki rekat namaz kılacak binayı dört kez
turlar. Gösteriş yapacak! Senin zorun ne bu namazla?! Kazası var namazların,
cem'i var. 'Namazları üçe indiriyor' diye feryad ediyor! Bakın cehalet
başımıza ne işler açıyor?! Beş vakit olan namaz cem ile üç vakit olarak da
kılınabilir mazereti olduğu sürece. Sen bunu niye saklıyorsun?! Yeni bir din
mi kuruyorsun?! Mazereti, meşgalesi olan; öğlenle ikindiyi, akşamla yatsıyı
birleştirebilir. Peygamberimizin sünnetidir bu! Sen bunu niye saklıyorsun?!
Sen Allah mısın, peygamber misin?! Sen yeni bir din mi yaratıyorsun?! Bunu,
peygamber yaptı, bilmedi mi? Niye saklıyorsun bunu milletten?
Sonra bana diyor ki:
"Ya tamam da kardeşim!, bunu açmasan olmaz mı?!"
Fıkıh Profesörü bu adam! Yakalıyorum bir yerde soruyorum kendısıne:
"Ben senin namazları cem edip kıldığını biliyorum. Sen nasıl bunu
söylersin?" diyorum.
"Yahu Yaşarcım, yanlış anlama. Biz aramızda bunu uygulayalım ama halka bunu
açmayalım."
Eee dedim ki:
"Kardeşim, Kur'an'ın dini kast dini midir? Allah'tan korkmuyor musun?!"
"Ya anladık, tamam" diyor.
Din ideolojileştirildi mi Türkiye'yi rahatsız etmek için kullanılıyor. Dinin
değerleri alt üst ediliyor, yalanlar uyduruluyor, manipule ediliyor. Halk
rahatsız edilsin, devlet çıkmaza sokulsun. Halkla devlet birbiriyle
boğuşturulsun. Senelerce 70 yaıındaki profesörün okuttuğu öğrencisine
diploma töreninde elini sıktırmıyor. Torunu yaşındaki öğrencisine! Neymiş
efendim inancına aykırıymış! Allah senin cezanı versin! Yalan olduğunu bal
gibi sen de biliyorsun. İslam'da kadınla erkeğin tokalaşmasını yasaklayan
bir şey var mı?! Nerden çıkardın bunu?!
Gecenlerde "rating" rekoru kıran bir TV programında senelerce bunu yapan
adamlardan birisi ne dese beğenirsiniz?! "Efendim, ben kitabıma bunu koydum.
Kadınla erkeğin tokalaşması haramdır diye. Fakat sonradan bunun İslami bir
temeli olmadığını, uydurma bir söz olduğunu anladım. Kitabımdan çıkaracağım
onu. İyi bir fırsat çıktı. Halkımıza bunu buradan duyurmak istiyorum." Yahu
20 sene geçti aradan! Sırf bu yüzden neredeyse cinayetler işlendi!
Ben torunum yaşındaki öğrencinin elini sıkmak istiyorum. "Sen sıkma"
diyecek. Niye? Oradan hır çıkaracak, eğitim müessesesi ile halkı birbirine
düşürecek. Haşa böyle birşey Kur'an'da yoktur! Olsa bile İslam'da Zaruret
Prensibi diye birşey vardır. Zorunlu hallerde yasaklar bile zorunlu hal
geçinceye kadar askıya alınır. Sen samimi bir dindar olsan o prensibi
işletir, halkı burada yemezsin. Peygamber kadınlarla tokalaşmamıştır, doğru,
ama sen kimi kandırıyorsun? Bunların dinde izahı yapılmış, prensipleri
belli.
Peygamber hayatında soğan, sarımsak da yememiş. Yasak mı soğan, sarımsak
yemek, İslam'da?! Peygamberimizin nübüvvetinden kaynaklanan, ona indeksli
özel tavırları vardır. Ama bunlar ümmetini bağlamaz. Bunlar bellidir,
tokalaşma da onlardan biridir. Niye yalan süylüyorsun millete düpe düz?
Kendisi tokalaşmamıştır kadınlarla ama sahabisine diyor ki "Git benim adıma
şurada toplanan kadınlardan bey'at al gel." Yani onlarla el sıkışarak
vekalet al gel. Yasak olsa gönderir mi? Soğan yemiyor, sarımsak yemiyor,
bazı hayvanların etlerini yemiyor. Halk kendini bunları yemekten çekince:
"Ben yemedimse o benim zevkim, bazı özel durumlarım var. Millete haram,
yasak filan yok, yiyin." diyor. Bunları bu millet bilmiyor diye niye yalan
süylüyorsun sen? Kur'an-ı Kerim kadın , erkek birlikte veya ayrı ayrı yemek
yemenizde bir beis yoktur diyor. Eeee, sen niye insanları haremlik-selamlığa
tabi tutupta putperest Bedevi örfünü getirip satıyorsun? Hz. Peygamber'in
burada hassas olduğu bir tek şey var. Diyor ki: "Birbirine mahrem olmayan,
bir erkekle bir kadın -özellikle gençler- töhmete, şaibeye, ithama vesile
olur diye; töhmet yaratacak şekilde uzun süre başbaşa halvet halinde bir
yerde kalmasın." Bunu söylemeyen bir terbiye var mıdır? Ne diyecekti yani
peygamber? "Çekilsinler bir merdiven altına, orada kalsınlar" mı diyecekti?
Birbiriyle görüşen müslüman aileleri arasında niye böyle bir maskaralığı
sergiliyorsun? Nerden çıkarıyorsun bunları? Bütün bunlar dinin ülkemizi ve
insanımızı nasıl manipule etmek için kullanıldığının delilleridir. Bunları
anlamak için profesör dinlemeye gerek var mı Allah aşkına!? Rica ediyorum
sizden! Kur'an'ı okursanız göreceksiniz. Müezzin dinlemeye bile gerek yoktur
bunlar için.
Dini yalan saymanın iki alameti diyor Kur'an: kamu malından çalmak, çırpmak.
Pasif ve ya aktif kamu mallarının ulaşması gereken yere ulaşmasına engel
olmak. Pasif olarak da kamu haklarına tecavüz edilebilir. "Efendim ben
çalmıyorum"... Çalmıyorsun ama, kurduğun KİT'lerle habire devleti zarara
sokup, milletin kursağına gidecek paraları, oradaki açıkların sübvansiyonu
için harcatıyorsun. Bu ne oluyor? Kur'an öyle bir ifade kullanmış ki "bu da
aynen çalmaktır" diyor. "Benim aklım ermedi..." Aklın ermediyse devlet
yönetimi eblehler işi değildir, git otur yerinde çiftçilik yap. Aklın
ermiyorsa otur yerinde. Ben kalkıpta 1.63'lük boyumla güzel erkek
yarışmasına girer miyim? Kıyamet mi kopuyor yani? Şart mı benim girmem? Ben
de ilmimle, irfanımla temayüz ederim. Ama demek ki, hangi işi iyi
yapıyorsan, onunla adam ol.
Dini yalan saymanın iki tane alameti bakın nasıl çağın üstüne taşıyor
insanı. Kamunun malından çalan ,dine riyayı sokan ve ibadetleri şov aracı
yapanlar dini yalan saymış olurlar diyor Kur'an. Kim diyor bunu? Kur'an!
Adeta 1997 Türkiye'sinin fotografını çekiyor!
Hz. Peygamber'in bu sureyi (Maun Suresi) tefsir eden bir tavrı vardır ki bu
iyice müthiş. Dizlerinin dibinde şehit olmuş bir sahabisine ağlayarak:
"Biz de senin gibi şehit olsak, cennete gitsek, cennet sana aşık" filan gibi
laflar edenlere
"Susun" diyor.
"O cennete filan gitmedi, şehit de olmadı. Şu anda cehennemin ortasında
yanıyor."
"Ey Allah'ın Resul'u böyle şey olur mu?"
Bakın Allah'ın Muhammedi'nde neler var! İşte sünnet bunlar! Bedevi
fistanıyla, traş olmamak değil!
"Nasıl olur?" diyorlar
"Bu senin sahabin, senin dizlerinin dibinde şehit oldu. Niye cehennemi
boylar?"
"Boylar" diyor. "Çünkü milletin malından bir kumaşı çaldı, kendisine elbise
yaptı. Onun için şehitliği de gitti, cenneti de gitti."
Soru bir: Bu dinin peygamberinin bizzat tanıklığı ile milletin malından üç
arşın kumaşı çalan bir sahabi cehennemi boyluyorsa, bizim milletimizin nimet
ambarından kasalarına trilyonları hortumlayanların akıbeti ne olacak?
Soru iki: Sahabiler diyor ki peygamberimize bu söz üzerine:
"Ey Allah'ın elçisi farzedelim ki bir günah işledi, tamam ama üç arşınlık
bir kumaş için senin şehit bir sahabinin böyle bir akıbete uğraması biraz
ağır değil mi?"
Şimdi cevaba bakın...
Bu cevabı yazdım. Bunu ilk defa Türk İlahiyat Literatürüne ben koydum. Hiç
bahsetmezler. 10 yıl önce yazdım. "Çıplak Uyarı" adlı kitabımda dedim ki:
"Maun Suresi Türkiye'yi tokatlıyor, dikkat edin."
Dinleyen olmadı, bakın o tokatların sonu nereye geldi? Türkiye'nin haline
bakın!
Cevaba bakin: "Değil üç arşın kumaş, milletin malından bir takunyanın
tasmasını da çalsaydı yine aynı akıbete uğrardı."
Şimdi siz bu dinin neresinde olduğumuzu bir kez daha sorun. İşte dinin insan
hayatına ruh verecek güzellikleri buralardadır. Mahalle hesabı gibi çetele
tutupta onun bunun kaç rekat namaz kıldığına, kaç santim eteğinin kısa
olduğuna, kaç gün oruç tuttuklarına dini mahkum ettiğiniz zaman bu dinden
hiçbir hayır göremezsiniz.
Biri size bir besmele çekip, bir edebiyat yaptımı pusup oturuyorsunuz. Çünkü
bir şeyden haberiniz yok. Ya ne yapacaksınız? "Otur yerine kutsalı istismar
eden yarasa" diye adama bağırmanız lazım. Bunu yapmak için fazla bir şeye
ihtiyaç yok. Şu Kur'an'ı okuyup onun dışında din olmadığını bilin yeter.
Allame olmanız gerekmiyor. Ama ağzını açan adama "Sen dur bakalım, bu
söylediğinin yeri neresidir?" demelisiniz.
Herkesin evinde Kur'an var. En yüksek yere asılmış, ellenmemiş, küflenmiş!
Kendini kandırma! Senin dilinde olacak Kur'an, bir de aşağıda olacak.
Arabanın torpido gözüne koyun onu. Onu Allah yüksekten aşağıya indirdi.
Çalışma odalarınızda, mutfaklarınızda tutacaksınız. Okuyacaksınız! Sizlere
laf edeni yargılayacaksınız! "Gel bakalım, n'erde? Göster!" diyeceksiniz.
"Ben onu okumadım" diyorsa "Okumadığın kitap hakkında hüküm verme!"
diyeceksiniz.
İlk iş: Kur'an'ı tanımak ve din denen şeyi Kur'an verileri ile yeniden
keşfetmek ve din adına ortaya getirilenleri Kur'an'dan hareketle sorgulamak
ve yargılamak. İşte Türkiye'nin bugün muhtaç olduğu seferberliğin ilk
hareketi budur. Umarım bir çoğu gayet açık söylediklerimin. Bir kısmını da
satır aralarından anlamışsınızdır.