Türkiye Atatürk Ekseninden Kaydırılmasının Bedelini Ödüyor
Kemal Baytaş
Türk olarak hepimiz, Osmanlı atalarımızla gurur duyarız. Osmanlıların ise
kendilerini Türk olarak tanımladıkları, Türklerin atası olmaktan gurur
duyduklarına dair herhangi bir bilgi ve bulguya rastlanmıyor.
Devlete, Türk değil Osmanlı adı veriliyor. Türkçeyi Farsça, Arapça ile
harmanlayarak Osmanlıca haline getiriyorlar.
37 Osmanlı sultanı arasında Orhan Gazi'nin annesi Malhun Hatun dışında bir
tek Türk kökenli valide sultana tanık olunmuyor.
Gerileme dönemine kadar tek Türk kökenli sadrazam ise Çandarlı Halil
Paşa'dır.
O da devşirme kökenli vezirlerin etkisiyle sultan tarafından boğdurularak
öldürülüyor.
Devlet; devşirme adıyla Enderun'da yetiştirilerek, sadaret makamlarına
getirilen yabancı kökenli dönmeler tarafından yönetiliyor. Bunlar arasında
tarihe geçmiş büyük devlet adamları bulunduğu gibi Türk düşmanlarına da
tanık olunuyor.
Kaderine terk edilmiş Anadolu Türkleri ise savaşlarda cepheye sürülüyor.
Osmanlı asırlar boyu Türklük değil ümmetçilik duygularını esas alıyor. Oysa
tarihte hiçbir ümmet İslam ülkesi bir araya gelemiyor. Sürekli birbirlerinin
kuyusunu kazıyorlar.
Anadolu'daki Selçuklu atalarımız ise asırlar boyu Türk soyunun kültür ve
özelliklerini muhafaza ediyor.
Osmanlı günahıyla, sevabıyla her şeye karşın 3 kıtaya egemen bir
imparatorluk kuruyor. Bunu küçümsemek mümkün değildir.
Kimse kafatasçı değil. Ancak milli duygulardan yoksun, ait olduğu soy ve
milleti hissetmeyen toplumlarda vatan, bir arazi parçası, olmaktan öte anlam
taşımıyor.
İngiliz imparatorluğu gittiği yerlerde dilini ve kültürünü yerleştiriyor.
Simdi imparatorluk yok ama dünyanın 4/3'ü İngilizce konuşuyor. Osmanlı ise
gittiği yerlere kendi dil ve kültürünü yerleştirmek bir yana, onların dil ve
kültürünü alıyor. Güneydoğu illerinin çoğu Arapça konuşuyor. Bedevi
kültürüyle yaşıyor.
Türklük Bilincini Şahlandırarak Yeni Bir Vatan Yaratılıyor
Osmanlının son dönemlerinde, Ziya Gökalp'ler Namık Kemal'ler gibi şair ve
düşünürler, topluma Türklük ve vatan bilinç ve sevgisini aşılamanın
öncülüğünü yapıyorlar. Atatürk kıvama getirilmiş bu ruh ve bilinci
şahlandırarak mucize zaferlerini gerçekleştiriyor.
Din' simsarları ya da kendilerini ikinci cumhuriyetçi diye tanımlayan fikir
işportacıları Atatürk'ün "Ne Mutlu Türküm Diyene" ünlü deyimine karşı
çıkıyorlar. Oysa Atatürk bu söylemlerle vatan-millet bilincini galeyana
getiriyor. Asırlar boyu köreltilen bu duygularla yeni bir vatan yaratıyor.
Aksi halde Türklükle ümmet, Arap İslam ülkeleri içinde makus kaderine terk
edilmiş olacaktı.
Şimdi Atatürk Türkiyesi'nin bu hale gelmesi, ülkenin Atatürk ekseninden
uzaklaşmasının bedeli oluyor. Dinciler, dinci partiler Atatürk laikliği
getirmekle dini yok etti diyor. Osmanlılar gibi Türk kelimesini ağızlarına
almıyorlar. Kemalizm despotizmdir diyen aydın kimlikli demokrasi züppeleri
ise Atatürk devrimleri halka sormadan yaptı gibi idrak sapıklığıyla
Atatürk'ün çağdaş devrim ve kazanımlarını Misakı Milliyi dinamitliyorlar.
Türkiye'yi görmemiş ABD'li profesör Arnold Ludvvig'in 20. yüzyılda dünyaya
damgasını vurmuş, ülke yönetmiş Mao'dan Roosevelt'e, De Gaulle'den Nehru'ya,
Churchill'den Hitler'e, Mandela'dan Stalin'e kadar 119 ülkede 2000'i aşkın
lider, 377 devlet adamı hakkında 18 yıl süren 200 kadar değişik kıstasa göre
yaptığı araştırma sonucu Atatürk'ün (hepsini sollayarak) 20. asrın gelmiş
geçmiş en büyük devlet adamı ve lideri olduğu saptanıyor.
AKP iktidarı ise Atatürk'e "yeteneksizdi" diyen tarih prof.ları TV'lerde
Atatürk'ü değil Humeyni'yi sevdiğini söyleyen üniversiteli genç kızlar, 10
Kasım'da Anıtkabir'de saygı duruşunda bulunmak bizim için en büyük azaptır
diyen AKP'li yöneticiler üretiyor.
Tüm bunlardan, özellikle devletin, "tarikatlar ve cemaatlerin esiri haline
getirilmesine çanak tutan", kimlik hakları oyununa gelerek ülkenin
parçalanmasına neden olan, bir neslin afyonlanıp heba olmasına akıl almaz
bir delalet ve gafletle amigoluk yapan, siyasetçi, medya, sözde aydın, bilim
adamı, yazarçizer takımı kim varsa hepsi sorumludur.
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın