Siz
Yekta Güngör Özden
Mustafa Kemal ATATÜRK'Ü yetiştirmiş Türk Ulusunun
yaradılış özellikleriyle duygu ve düşünce yapısına aykırı kişiler, erkek ve
kadın kimi yurttaşlar. Güzel Türkiye'mizin, bize varlığımızı ve yaşamımızı
armağan eden kurtarıcı ve kurucularımızın değerini bilmiyor, onlara yaraşır
olmak özeni yerine kendi tutkularınızın, aşağılık duygularınızın,
çıkarınızın tutsağı olarak her gün yeni bir düşüklükle küçülüyorsunuz.
Onurunu düşünmeden, toplumsal ve ulusal değerlere birey olarak katkınızı
gözetmeden, tanımı güç bir sorumsuzluk, aldırışsızlık ve umursamazlıkla
gerçekleri itiyor, gösteri, mevki-makam, rütbe, ün, san düşkünlüğüyle yalnız
kendinize, ülkenize, yüklendiğiniz görevinize değil, çocuklarınıza,
torunlarınıza zarar veriyorsunuz. Dindar geçiniyor, dinden soğutuyorsunuz.
Nasıl mı?
Yalanlarla, iki yüzlülükle, sapkınlık sayılacak tutum ve davranışlarla kararıyorsunuz. Siyasal yaşamın olumsuzluklarına kendinizi kaptırıyor, bir yere gelmek ya da istediğiniz birini bir yere getirmek için kapılarda bekliyor, ezilip büzülüyor, el-etek öpüyorsunuz. İtilip kakılmaya, azarlanıp kovulmaya katlanıyorsunuz. Kötüyü iyi, eğriyi doğru, yalanı gerçek, aykırıyı uygun, gereksizi gerekli, düşmanı dost, namussuzu namuslu, yararsızı yararlı, haydudu iyiliksever, bağnazı bilgili, yobazı aydın, boşu dolu gösteriyor, aldatıyor, kandırıyorsunuz. Yapılmayacak şeyleri düzenliyor, düzenlettiriyor, planlıyor, uyguluyor, karara bağlıyor, imzalıyorsunuz. Kimlere ve nelere kötülük ettiğinize bakmadan kafanızdaki düzene uygun, işinize gelen her şeye onay olur veriyor, asla çekinmiyorsunuz. Yüze gülüyor, arkadan karalıyor, suçluyorsunuz. Hep kendinizi haklı, başkalarını haksız buluyorsunuz. Adaletten söz ediyor, adalete kıyıyorsunuz. Haksızlıklara karşı çıkmamak bir yana, haksızlık yapıyorsunuz.
Görevinizi yerine getirmek için taşıdığınız yetkileri kötüye kullanıyor, ayrımcılık yapıyor, istediğinizi kayırıyor, gelişigüzel buyruk verip buyruk alıyor, zulmediyor, zalimlere uşaklıktan kaçınmıyor, hasta edip öldürdüklerinizin acılarına karşı katılığınızla taşlaşıyorsunuz. Hiçbir insani, toplumsal, hukuksal kuralı tanımıyor, ulusal ve yaşamsal ilkeyi saymıyorsunuz. Yüreğinizde en küçük bir sıcaklık, bakışınızda ışık, dilinizde ve kaleminizde kişiliklere saygı belirtisi izlenmiyor. Sağduyulu olduğunuzu yansıtan hiçbir belirti görülmüyor. TÜBİTAK'a, TÜBA'ya el konuluyor, yandaş rektörler seçiliyor, tepki yok.
Dahası
Gereksinim zorlayınca ayaklarını öpmeye kalkıştığınız
halkın tertemiz inancını ve duygularını sömürüyor, aydınlatacağınıza,
koşullarını iyileştirip esenlik duyuracağınız yerde karanlıkta kalmasını
istiyor, horluyor, dışlıyor, yukarıdan bakarak eziyorsunuz. Yaşam güçlükleri
sizi ilgilendirmiyor. Kendi kesenizi ve kasanızı düşünüyorsunuz. Halkı
kışkırtıyor, baştacı ettiklerinizi yeni dostlarınız için yeriyor, haksız
eleştirilere seyirci kalıyor, gölgesi gibi birlikte olduklarınıza, yetki ve
etkileri kalmayınca, selam bile vermiyorsunuz. Ölümleri önleyemiyor, cenaze
törenlerine katılarak gönül almaya çalışıyorsunuz. Mal-mülk edinmeye ağırlık
veriyor, para yığıyor, yabancı ülkelerde yoğunlaşıyorsunuz. Birbirinize
karşıtlığınızı sahte gülücüklerle saklıyor, barış ve dayanışma duygusunu
gösterilere bağlıyorsunuz, içki, kumar, değişik oyunlarla sakıncalı
ilişkilerden uzak durmuyor, hızlı taşıt kullanarak nice kazalara neden
oluyor, hasta taşıtlarına yol vermiyorsunuz. Görevlerinizde yurttaşlara
yardımcı olmak yerine sert davranıyor, güçlükler çıkarıyorsunuz. Okumuyor,
dinlemiyor, danışmıyor, bildiğinizde direniyor, her şeyi herkesten iyi
anladığınızı yaptığınızı sanıyor, eleştiriye gelmiyorsunuz. Atatürkçü
geçiniyor, Atatürk'e ve ilkelerine saldırıları tepkisiz izliyor, her şeyi
başkalarından bekliyorsunuz. Devletin yansızlığına, yargının bağımsızlığına,
üniversitenin özerkliğine, bilimin ve basının özgürlüğüne hiç önem vermiyor,
yitirilen yiğitler için annelerin feryadını duymuyor, kahkahalarınızla
ortamı inletiyorsunuz. Gereksiz özelleştirmeler, aşın zamlar, yargının,
ordunun başına gelenler, üst kurumların ele geçirilmesi, iktidarın israfı
sizi tasalandırmıyor. Hele rejim değişikliği olasılıkları ve daha neler
neler... Sorumlu sizlersiniz...
Yazık
"Gelen ağam, giden paşam" korosunun solistlerisiniz. Neler konuşuluyor, neler yapılıyor, neler oluyor görüyorsunuz ama işinize gelmediği için ya susuyor ya da destekliyorsunuz. Başınızı yastığa nasıl koyabiliyor, yakınlarınızın, kendinizin yüzüne nasıl bakabiliyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Siz, ülkeden, ulustan, devletten daha mı değerlisiniz? Türklüğünüze karşı çıkılıyor, soyunuz yadsınıyor, terör örgütü lideri alkışlanarak terör kurbanlarına, ailelerine ve hepimize hakaret ediliyor, gözlerinizi ve kulaklarınızı kapatıyorsunuz. Doymuyor, sevgi. saygı, inan ve güvenin yitmesinden
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın