Piçleşmek
Zahide Uçar
Anadolu’da ıslah edilmiş meyve ağaçlarının dibinden(kök
veya çilinden) çıkan şıvgına “piç” denir ve meyve ağacına zarar vermesin
diye de kesilir. Bu şıvgınlar büyüse bile meyve vermez, ya da çok küçük
yabani meyve verir. Şıvgınlar kesilmezse arsızca büyür ve asıl ağacı
besinsiz bırakıp boğar.
Bir de hafıza kaybı sorunumuz vardır. Hafızasını kaybeden insan nasıl olur
düşünelim. Neye inanıyor, adı ne, bir ailesi var mı, işi var mı hatırlamaz
ve kendine anlatılan hikayeyi kabul etmek zorunda kalır.
Ülkemizin eğitim-öğretim sistemi yetişen nesilleri ya piçleştiriyor ya da
hafıza kaybına uğratıyor. Hafıza kaybına uğrayan neslin anlatılan hikayelere
inanması sağlanıyor. Bu iki sınıfa da girmeyen azınlık bir kesim ise
tehlikeli bulunup “düşman” ilan ediliyor.
İsmet İnönü ile başlatılan Milli Eğitim’deki dönüşüm, 12 Eylül darbesi ile
başlayan süreçte kapitalizme uşaklık edecek nesiller yetiştirmeye başladı.
Tarih kitapları gerçekleri anlatmak yerine anlatıyormuş gibi yaptı. Ne
Ermeni tehciri konusu, ne dış Türkler meselesi, ne de Kurtuluş Savaşı
verdiğimiz ülkelerden birinin de “dolaylı da olsa” ABD olduğu gerçeği
anlatıldı. Yunan mezalimi yeni nesillerden saklanırken, Yunanistan kendi
neslini Türkiye düşmanlığı ile yetiştiriyordu. Almanlar dost, ABD de
müttefikimiz diye öğretiliyordu(!)..
Tarihsel kökleri unutturularak hafıza kaybına uğratılan nesillerin düşman
algısı da yok edildi. Eğitim ve öğretimi yarım kalan kuşaklar ise
hedefsizleştirilerek arsız, meyvesiz şıvgınlar gibi piçleşiyordu.
Anadolu insanı işlerini kadın-erkek beraber yapar. Çocukluğumda; okuyup
köylerine-kasabalarına dönen gençlerden bazılarının “mahrem” diyerek
kayınvalide ve kayınpederinin elini öpmediğine şahit olmuştum. İslamiyet’te
kayınvalide ve kayınpedere nikah düşmez. Hangi sapkın inançtır ki;
kayınvalideyi kadın, kayınpederi de erkek olarak düşünmeyi öğretir?
İslami anlayışa fitneler böyle sokuldu. Özden uzaklaşırken, şekilcilik özün
yerini aldı. ABD’nin Ilımlı İslam hedefine uygun din anlayışı
yerleştirilmeye çalışıldı. Bütün milli dosyalarımıza virüs girdi ve
dosyalarımız bozuldu.
Günümüzde “biz bu kadar haini nasıl yetiştirdik” diye hayıflanıyoruz ya?
Hafıza kaybına uğratılan hedefsiz nesiller yetiştirirseniz, boş diskete
dönüşen beyinleri kim ele geçirirse o doldurur. Zaten öyle de oldu. Piçleşen
nesillere de kim aşı yaptıysa, meyveyi de o alacaktır, alıyor da.
Türkiye’nin bir hedefi var mı? Ben bilmiyorum. Ülkeyi yönetenler ağanın
beslemesi gibi davranıyor… Ağa kim? Kendilerini iktidara taşıyan güç.
Türkiye bu güne gelebildiyse bunu Cumhuriyetin ilk kuşaklarına borçludur.
Atatürk kurtuluş savaşı sonrası yoksul ama onurlu halkına bir hedef
gösterdi. Gençliği savaş meydanlarında kalmış; kadın, çocuk ve yaşlılardan
oluşan Türk insanına öyle bir umut verdi ki… Öyle bir hedef gösterdi ki…
Bugünkü mirasyedilerin satıp savdığı fabrikalarımızın temelleri o yıllarda
atıldı. Ulaşılmaz köylere öğretmenler, ebeler ulaştı. Okulsuz köylerde çocuk
okuttular. At ve eşek sırtında köy köy gezip sağlık taraması yaptılar. O
neslin yetiştirdiği çocuklar hizmet aşkıyla göreve koştu. Mesleklerini para
için değil, ülkeye hizmet için yaptılar. Artık o nesil ve öğrettikleri
bilgi, ahlak tükendi. Yerine yeni ve daha iyi bir değer konamadı.
AKP’nin yaptıklarına bir bakın. Cumhuriyetin bütün kazanımlarını sattı ama
Cumhuriyete küfrettiriyor. Tek bir işyeri açtı mı? Hayır! Misyonerliğin
önünü açtı mı? Açtı. Kilise onarıyor, bilumum ayrılıkçı fikirler destek
buluyor. Yolsuzluk, yandaş zenginleştirme, kaynağı açıklanamayan zenginlik…
Bütün bunlar din söylemi ile gelen bir hükümet döneminde yaşanıyor,
yandaşlarından en ufak tepki yok. Demek ki “çıkarın hatırı hakikatin
hatırından daha üstün”müş. O zaman siz kime ve neye kulluk yapıyorsunuz? Din
ahlaktır. Ahlak olmayan bir süreci neyin adına destekliyorsunuz? Şeytanın
hatırına mı?
Hep cemaat deyip duruyoruz değil mi? Cemaat nasıl çalışıyor? Arı gibi.
Bakınız, üniversite kazanan başarılı öğrenciler tek tek tespit ediliyor.
Yaşadığı adrese kadar gidiliyor. Kalacak yer temin ediliyor. İmkanı kısıtlı
olan aileler için bulunmaz bir imkan. Ebeveynler büyükşehirlere gönderdiği
çocuğunu tehlikeden koruyacağını düşünerek cemaate fırsat gibi bakıyor çünkü
başka karşılığı yok.
Gençler ya cemaatin eline düşüyor, ya da hedefsiz başıboş ortada kalıyor.
Türkiye gençlerin önüne bir hedef koyamıyor ama cemaatin bir hedefi var ve
bu hedef için çalışıyor. Dünyanın bir kuralı vardır. Bu kural ahlak üzerine
kurulmamıştır. Örneklersek: Hz. Musa Firavun ile Nil nehrini geri çevirme
konusunda iddiaya girer. Hz. Musa peygamberliğine güvenip uyurken, Firavun
sabaha kadar uyumaz ve yalvarır. Sonuçta Firavun Nil nehrini tersine
çevirir. Bu kıssadan çıkarılacak hisse, çalışanın kazanacağıdır.
Cemaat misyoner gibi çalışırken diğer gençlik televizyonlar vasıtası ile
dejenere ediliyor. İşte asıl tehlike budur. Milli Eğitimi ele geçiren yarın
ülke yönetimini de ele geçirecektir. Bugün dershaneler, yargı, emniyet,
basın, üniversiteler kontrollerinde. Ya yarın?
Değerli okur, Yalova’da bir üniversite kuruldu. Bir arkadaşım 29 Ekim’de
Rektörlüğün Türk Bayrağı asmadığını söyledi. Üniversite cemaatin kontrolünde
deniyor.
Atatürk’ü sevmiyorsunuz anladık. Bayrak bir ülkenin bağımsızlığını temsil
eder. Peki bu bayrak düşmanlığı nedir? Benim buradan anladığım tek şey;
“Türkiye Devletinin bağımsızlığına, dolayısı ile devletin varlığına düşman”
olduğunuzdur. O zaman soralım:
Sizin Yunanistan, Ermenistan, Amerika ve benzerlerinden ne farkınız var? Bu
basit mantığı bile kurmaktan aciz misiniz?
Ülkemizde yaşadığımız bütün problemlerin temelinde “PİÇLEŞME” sorunu vardır.
Bu piçleşme öz olarak kalanı kurutmaktadır.
Hafızalarımız tedavi edilmeli ve ülkemizin geleceği için bir hedef
belirleyerek o hedefe kilitlenmeliyiz. Aksi takdirde yok olmamız
kaçınılmazdır.
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın