Mustafa Balbay
4 başbakan, 25 bakan, 400 milletvekili...
Bu rakamlar, İtalya’daki ünlü Temiz Eller operasyonu sırasında hakkında
soruşturma yapılan siyasilerin sayısı...
Bütün ülkeler için geçerli bir kuraldır; eğer çok büyük ve uzun süreli bir
yolsuzluk olayı varsa; bunu yapanların devletten, siyasetten yardım görmeden
işlerini yürütmesi olanaksız...
Almanya’da Frankfurt Federal Mahkemesi’nde görülmekte olan Deniz Feneri
davası sonuçlandı. Karar açıklandı. Beklendiği gibi sanıklar Mehmet Gürhan 5
yıl 10 ay, Mehmet Taşkan 2 yıl 9 ay, Firdevsi Ermiş de 1 yıl 10 ay hapis
cezasına çarptırıldı. Savcı Kerstin Lötz günlerdir şu noktanın altını
çiziyordu:
“Asıl failler Türkiye’de! Biz olayın Almanya’daki bölümünü ortaya çıkardık.
Yönetim yeri de Türkiye’dir.”
Polis şeflerinin açıklamaları da buna paralel ilerliyordu:
“Türkiye ayağını soruşturmak için Türk polisinden yardım istedik. Bunu
yapamayacaklarını söylediler.”
Bütün bunlar, iddia makamının mahkemeye sunduğu bilgiler, belgelerdi. Biz de
mahkeme sonuçlanmadan kesin yargılarda bulunmanın yine de erken olacağını
düşündük...
***
Mahkeme Başkanı Johann Müller kararını açıkladıktan sonra şu değerlendirmeyi
yaptı:
“Almanya’nın en büyük yolsuzluk olayı ile karşı karşıyayız.”
Almanya’da daha önce yaşanmış olan UNICEF davası uzun süre konuşulmuştu.
Ancak o olayın hem organizasyonu hem maddi boyutu Deniz Feneri kadar büyük
değildi.
Sanıklara verilen cezalar, mahkemedeki samimi tutumları ve soruşturmaya
yardımcı olmaları nedeniyle düşürüldü. Alman polisi 3 yıllık bir takipten
sonra Nisan 2007’de Deniz Feneri soruşturması için düğmeye basmıştı. O
sırada yakalanan 3 sanığın bilgi vermesiyle soruşturma bugünkü noktaya
geldi. Buradan şu yorumu da çıkarabiliriz:
Ortaya çıkan yolsuzluk verilen bilgiler çerçevesinde... Türkiye ayağı da tam
olarak saptansa boyut en az 10 katına çıkacak!
Alman makamları da sık sık usulsüz harcandığı saptanan 16 milyon Avro’nun
sadece kendi ülkelerinde toplanan parayı içerdiğini söylüyorlar.
En yüksek cezaya çarptırılan Mehmet Gürhan’ın “bize inananlardan özür
dileriz” açıklamasını Türkçeye şöyle çevirebiliriz:
“Bağışları kendimize bağışladık, bizi bağışlayın!”
***
Bundan sonra ne olur?
Gerçekten ne olacağını kestirmek zor, ama biz bir senaryo yazalım:
Almanya’daki işlerin Türkiye yöneticileri kafa kafaya verirler ve izlenecek
yol haritasını saptamaya çalışırlar. Biri, “yakalandık, Türkiye kısmı
deşilirse daha da kötü olur, bırakalım” der. Toplantıdakiler hep bir ağızdan
çıkışır:
“Salak mısın sen?”
Böylece o arkadaş susturulduktan sonra içlerinden akıllı biri şu yolu
önerir:
“Olan olmuş... Bundan sonrasına bakalım... Mevcut işlerin tümünü tasfiye
edelim. Kamuoyu bizi unutsun. Almanya, Deniz Feneri, laflarını bir kenara
koyalım...”
İlk öneriyi getiren, “her şeyiyle tükeniyor muyuz yani” der, yine “salak
mısın” diye sorarlar, akıllı devam eder:
“Bambaşka isimle, bambaşka bir yöntem buluruz... Bu deniz işini bırakalım.
Denizi çağrıştıran isimleri de... Örneğin kar taneleri gibi bir isim
bulalım... Herkese, bir kar tanesi olun, sizi kâr sahibi yapalım, deriz.
Bundan sonra para verenlerin de çıkarının olacağı bir yöntem şart... İşe
Almanya’dan başlamayız, onlar alçak... Hollanda’dan falan başlarız...”
Herkes birbirini kutlar...
Yeni isimle yeni ufuklar...
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın