Eğitimde Emperyalist Kuşatma
Mahiye Morgül
Cumhuriyet devrimleriyle elde edilmiş olan tüm kazanımların yerle bir
edildiği çok hızlı bir süreç yaşamaktayız. Eğitim programları
değiştirilmekte, yapılan yeni programlar toplumda tartışmaya dahi açılmadan
uygulamaya konulmaktadır.
Dünyanın en değerli eğitimcilerini yetiştirmiş ve örnek eğitim sistemlerini
yaratmış olan
ülkemizin eğitim birikimi bir kenara itilmekte, Atlantik ötesinden model
getirtilmektedir.
Eğitim programlarımız değiştirilirken yabancı şirketleri doğrudan iş başında
görmekteyiz.
Beri yandan yapılan değişikliğin iyi yönde olduğuna inandırma gayreti
içindedirler.
Eğitim ordusunun önünde yürümesi gereken aydın öğretim üyelerinin bir kısmı
değişimin iyi yönde olduğuna inandırılmış görünmektedir.
Türk Milli Eğitimi iki ayrı kanaldan aynı anda kuşatılmıştır. Biri ABD
üzerinden diğeri AB üzerinden gelen bu dayatmalara biraz dikkatle
bakıldığında her ikisinin de ABD kaynaklı olduğu fark edilecektir.
Türk Milli Eğitimine ABD üzerinden kuşatma:
YÖK içerisinde bulunan Dünya Bankası temsilciliği tarafından yürütülmekte
olan bu kuşatma ile Amerikan eğitim modeli ülkemize dayatılmaktadır.
İdeolojik kılıfı, Amerikalı H.Gardner’in siparişle yazmış olduğu Çoklu Zeka
kuramıdır. Eğitimi piyasa kurallarına göre düzenlerken (eğitimi
özelleştirirken/sektörleştirirken) beynin parçalı olduğunu kabullendirmekle
başlar, daha sonra bundan hiç söz edilmez.
Bilinen çalışmaları üç başlıkta toplanabilir:
Eğitim Fakülteleri: Eğitim fakültelerinde verilen dersler ve öğretmen
adaylarının
Amerikancı mantıkla yetiştirilmesi bu birimden yönlendirilmektedir.
Okulların serbest piyasa ekonomisine kazandırılmasını hedefleyen Çoklu Zeka
Kuramı (neo liberal dünya görüşünün eğitimdeki karşılığıdır) öğretmen
adaylarına ders olarak okutulmaktadır. Genç öğretmenler bu mantıkla
yetiştirilir.
Eğitim fakültelerinde yapılan doktora ve yüksek lisans tezleri H.Gardner’in
kuramıyla başlatılmazsa onay alamaz. Tezler, besmeleyle başlar gibi ‚Gardner
diyor ki zeka sekiz parçalıdır; cümlesiyle başlar.
SPAN Danışmanlık Şirketi: SPAN şirketi Talim ve Terbiye Kurulunun üzerinde
tam
yetkili olarak çalışmaktadır. Şirketin verdiği direktifler TTK tarafından
yerine getirilir.
Şirket, Paul Vermeulen, Johan Gademan, Theo Savelkouls ve Marjan Vernooy
imzasıyla Temel Eğitime Destek Programı adı altında bir rapor hazırladı (30
haziran 2004). Müfredatın hafifletilmesi ve ulusal niteliklerinin
törpülenmesi, ders kitaplarının buna göre yazdırılması gibi işler YÖK
tarafından Hollandalı bu şirkete ihaleyle(!) verildi.
Şirketin parası Dünya Bankası tarafından ödenmektedir. Bu para 20 yıl vadeli
borç hanemize yazılmaktadır.
Şirketin hazırlamış olduğu söz konusu raporda ‚Hükümetin kararlılığı ve
planlanmış
çalışmaları (1.2)‛ başlığı altında bu direktifler sıralanmaktadır. 100 pilot
okulda yeni uygulama, ders materyallerini 2005 Eylül’üne kadar hazırlama,
2005 Eylül’ünden itibaren tüm yurtta bu programa geçme, kamuoyunu hazırlama
gibi yapılması istenen her iş bu raporda belirtilmiştir.
Raporun alt başlığı ‚Eğitim Materyalleri İçin Esaslar ve Taslak Çerçeve,
Ankara 27 Temmuz 2004‛dir. Bu rapor özel yayınevi sahipleriyle yapılan
toplantıda dağıtılmış, yayınevlerinden 2005 Ekim’inde tüm okullarda
kullanılacak olan ders kitaplarını bu çerçevede yazmaları istenmiştir. Rapor
bir çeviri metnidir ve metnin sonunda SPAN Danışmanları tarafından
çevirmenlere teşekkür edilmektedir.
CarlBro Şirketi: Danimarka şirketidir. SPAN Şirketinin önerdiği tanıtım,
bilinç oluşturma, basın, yayın, konferans gibi işleri düzenler. AB’ye bağlı
çalışan Ulusal Ajansla birlikte organizasyonlar yapar. Masrafları Dünya
Bankası tarafından ödenmekte ve yine 20 yıl vadeli borç hanemize
yazılmaktadır.
Türk Milli Eğitimine AB üzerinden kuşatma:
AB kanalı ulusal müfredatları proje (etkinlik tasarımı) karşılığında para
vererek
kırmaktadır. Şöyle ki; proje sahibi ‚Ulusal Ajans‛ adlı Başbakanlık Devlet
Planlama Teşkilatı, Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi
Başkanlığına baş vurur, onay ister.
AB, onay alan projeye mali destek verir. Proje sayısına bağlı olarak
sınırsız mali destek vardır (bkz.internet sitesi: ua.gov.tr). Bununla
‚AB’nin istediği etkinliği yaparsan para alırsın‛ denilmektedir. Bu yolla
okullar mali olarak dışarıya bağlanmakta ve ulusal müfredat dışına
çıkartılmaktadır.
AB üzerinden gelen organizasyonların birer özel isimleri vardır.
1Sokrates: Genel Eğitim; 7 den 77 ye toplumun tüm birey kurum ve
kuruluşlarını
kapsar.
2Leonardo da Vinci: Mesleki Eğitim 3Youth: Gençlik
Sokrates genel eğitim programları kendi içinde şu alt başlıkları
içermektedir:
Grundtvig: Yetişkin Eğitimi; belediyeler, dernekler, vakıflar, halk eğitim
merkezleri,
sendikalar, meslek örgütleri, üniversiteler, hapishaneler, kütüphaneler,
müzeler, resim galerileri, cezaevleri.
Çıraklık ve yaygın eğitim kurumları, Pratik Kız Sanat Okulları, Olgunlaşma
Enstitüleri,
yetişkinler Teknik Eğitim Merkezleri, Halk Eğitim Merkezleri, Özel Kurslar
ve Özel Dershaneler, Özel Eğitim Merkezleri, Açık Öğretim ve Açık Lise
öğretmen ve öğrencileri, gece öğrenimi yapan okulların öğretmen ve
öğrencileri, okul aile birlikleri, kurumsal ya da bireysel
başvurabilmektedir.
Bu programda bazı faaliyetler Avrupa Merkezli kabul edilmekte ve Brüksel
Teknik
Yardım Bürosuna başvuru yaptırılmakta, ayrıntı için internet adresi
‚socleoyouth.be‛
verilmektedir.
Minerva: Açık ve Uzaktan Öğrenim ile Bilgi İletişim alanına yönelik
programdır. Açık Öğrenim Lisesi, Açık İlköğretim Okulu ve Meslek Lisesi,
Teknik Açık Öğretim Okulları.
Eurydice: Avrupa Eğitim Bilgi ağının adıdır. Merkezi Brüksel’dedir. Tüm
Avrupa ülkelerinde bu programların nasıl uygulandığını gözlemek üzere
kurulmuştur.
Comenius: Hizmetiçi eğitim kursları (Okul eğitim personelinin eğitimi.)
Arion ve Lingua (Dil öğretimi ve öğrenimi) alt faaliyetleri vardır. Brüksel
merkezli çalışır. Ana sınıfından liseye kadar olan okullar yönelik çalışır.
Erasmus: Üniversiteler arası öğrenci ve öğretmen değişimi, hareketlilik
yapar. TÜBİTAK’la işbirliği içindedir. Belirlenmiş konularda birlikte proje
üretmeyi hedefler. Örneğin gelir düzeyi ile bağlantılı AIDS, sıtma ve
tüberküloz hastalıkları.
Erasmus programını eleştiren Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi
Prof. Dr.Ramazan Biçer, 20.3.2005 tarihli Cumhuriyet Bilim Teknik dergisinde
şöyle demektedir:
‚Proje yap, para kap. Sistem böyle işliyor. Proje için bir Avrupalı eş
bulunacak, sonuçta proje Avrupa’nın olacak. Yani bilgi Avrupa’sına katkıda
bulunmuş olacağız. Ancak işin bir başka boyutu ise; bizleri yoksulluk içinde
yetiştiren halkımıza hareketlilik sağlamayan Avrupa, biz eğitimlilerin
hareketliliğini niçin desteklemektedir? Bundan batıya beyin göçü
anlaşılmıyor mu?
Bu projelerden köylerde kurulan sosyal yardım vakıflarının da yararlanması
teşvik edilmektedir. AB fonlarından yararlanmak isteyen vakıflardan biri
olan Kırkısraklılar Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Vakfı’nın başvurusunda
şöyle denilmektedir:
‚Hedef grupları: Sarız ve civar köylerdeki ilköğretim okullarının 6,7,8.
sınıf öğrencileri ile lise öğrencisi gençler, işçi gençler, işsiz gençler,
yöredeki gençlere hizmet eden kurumlar.
Projenin amacı: Sarız ve civar köylerde yaşayan 1425 yaş arası gençlerde
Avrupa bütünleşmesi sürecinin yararları konusunda bir aydınlatma
faaliyetidir. AvrupaTürkiye ilişkilerinin gelişimine sivil toplum düzeyinde
olumlu bir etki yapmak AB’nin tanınmasına kendi yöremizden katkıda bulunmak
projemizin temel ekseni olacaktır. Yörede yaptığımız anketin sonucuna göre
pek çok genç Türkiye’nin AB’ne katılmasını istememektedir. Bu gençlerin
zihnindeki dağınıklık bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Projeden sonra
ilçe genelinde ölçülebilir düzeyde bilgi artışı beklenmektedir. Bu bilgi
artışı AB’nin görünürlüğünün kendi bölgemizden artırılmasına vesile
olacaktır<
Ana etkinlikler: Konferanslar, doküman hazırlanması ve dağıtımı, film
gösterimleri, fotoğraf sergisi, basın bülteni, yaz kampı, yaz okulu,
internet sitesi.‛
Öte yandan yetkililer tarafından sıkça dile getirilen ‚Havuza koyduğumuz
para boşa gitmesin‛ ifadesini açmak gerekir. AB fonuna yatırılmış olan bir
para vardır. Buna havuz denilmektedir. Proje karşılığında alınacak olan para
gerçekte kendi paramızdır. Bunun anlamı kendi ulusal müfredatını kendi
paranla delmek ya da kendi ipinle asılmaktır.
AB ülkelerinde benzer sorunlar:
Sokrates programı 25 AB ülkesi ve aday ülkelerini kapsamakta ve bu ülkelerde
ulusal müfredatları kırmaktadır. O zaman sorulması gereken sorular vardır:
Sermayenin serbest dolaşımının (küreselleşmenin) önünde Avrupa’da da
engeller mi
var?
Bu ülkelerde eğitim iyiydi de niçin değiştirilmeye çalışılıyor?
Alman okullarında kuzeygüney farkını nasıl halledecekler?
Portekiz’de devlet okullarında müzik dersi yok, İspanya’da Andaluza
bölgesine hiç
müzik öğretmeni atanmıyor, Hollanda’da müzik dersi yok. Bu ülkelerde Avrupa
standardı
nedir?
Laik eğitim yapılan Fransa ile diğer ülkelerin bir sorunu mu var?
Avrupa okul müfredatlarında Türk Milli Eğitimindeki gibi ulusal özellikler
mi var?
Tüm Avrupa’da ve Türkiye’de ulusal müfredatlar sermayenin serbest dolaşımı
önünde engel mi oluşturuyor?
Macaristan’da müzik ders kitaplarından ulusal marşlar ve kahramanlık
şarkıları çıkartılıp yerine Kilise şarkıları neden konuyor?
Temel Eğitime Destek raporunda anahtar sözcükler:
Çoklu Zeka Kuramı (Zeka çok parçalı olarak kabul ediliyor.)
Öğrenme stilleri (Duyular parçalanıyor.)
Öğrenci merkezli eğitim (Bireyci ve yalnız insan yetiştiriliyor.)
Az olan iyidir. (Okullar diplomalı cahilleri mezun ediyor)
Davranışçı yaklaşım bitti. (Eğitim yok, sadece öğrenme var.)
Her çocuk tek bir alanda başarılı olabilir.(9 yaşındaki çocuk ders seçmek
zorunda.)
Yeni neslin ders kitapları. (Daha geri bir nesil ‚yeni nesil‛ olacak.)
Endüstri toplumundan bilgi toplumuna geçtik. (Üretim ve tasarım bitti,
bilgiyi
internetten al!)
Konstraktif yaklaşım. (Eğitimde birlik bitiyor, çocuk okul dışına
yönlendiriliyor.)
Yerel öğrenme.( Kulüpler, sivil toplum örgütleri, dernekler vb okul dışı
kurumlar öğrenci üzerinde etkili hale getiriliyor.)
Bilgi teknolojisi (Bilgisayar kullanımı ve satışları hedefleniyor.)
SPAN Raporunda konstraktif yaklaşım ile yerel öğrenme kavramı birlikte
geçmektedir;
‛Konstrüktivist / Yapılandırmacı(!) eğitim materyallerinin, çeşitli bireysel
farklılıkları olan
öğrencilere hitap etmesi; öğrenmenin gerçekleştirileceği yerel ve bireysel
öğrenme ortamında farlılıklardan akıllıca yararlanması gerekecektir‛ (age.
S.10). Buna uygun bir karar gerçekleşti;
18.3.2005 tarihinde rehberlik öğretmeni olarak okullarda çalışan
psikologların okul dışında bir merkeze alınacakları açıklandı. Bir sonraki
adım, bu öğretmenlere ‚gidin büro açın, sağlık ve emeklilik sigortanızı
kendiniz yatırın‛ olacaktır.‚Talep varsa hizmet var, parasını veren aile
isterse bu hizmeti okul dışında alır‛ piyasa kuralı gereği bu hizmetin önce
okul dışına çıkartılmış olması gerekmektedir.
Tebliğler Dergisinin Şubat 2005 sayısında Eğitsel Kollar Yönetmeliği
yürürlükten
kaldırıldı, yerine kulüp ve sivil toplum kuruluşlarıyla proje çalışma ve
danışman öğretmenlik
getirildi.
Pilot okullara Mart 2005’de öğretmenler için diz üstü bilgisayarlar (parası
maaşlarından kesilmek üzere) gönderildiği açıklandı. Daha sonraki adım
öğretmeni evinde bilgisayar ve internet kullandırarak çalıştırmaktır;
İngiltere örneğinde bu yaşanmıştır.
Eğitim konferanslarında ve kurslarda yabancılar:
Sokrates programı çerçevesinde gerçekleştirilen konferanslara yabancı
konuşmacılar katılmaktadır. Örneğin, TED İstanbul Kolejinde 7 Kasım 2004’de
düzenlenen „Eğitimde Avrupa Boyutu‚ konulu konferansa katılan 3 TTK üyesinin
yanında 4 yabancı (İngiltere, Belçika, Fransa, Brüksel) konuşmacı yer aldı.
TED Ankara Koleji’nin 2000 yılında matematik, Türkçe, Fen Bilgisi ve Müzik
derslerine özel müfredat yaptırmış ve bu müfredatlar TTK tarafından
onaylamıştı. Bununla TED Türk Milli Eğitim Müfredatını kıran, ‚Eğitimde
birlik‛ ilkesini delen ilk kurum olmuştur. Sokrates programı kapsamında en
fazla etkinlik yapan okul olma özelliği devam etmektedir.
Ankara TED’in Müzik müfredatı önce Kanadalı bir müzik eğitimcisine ücret
karşılığı başlatılmış, onun yarım bıraktığını daha sonra Nezihe Şentürk
(GÜGEF Müzik Böl.Öğ.Üyesi) tarafından ücret karşılığında tamamlamıştır. Bu
müfredat değişikliğinin 2000 yılında TTK’dan geçmiş olması ilginçtir!
Bilgisayarlı okullarda öğretmenlere verilmekte olan ‚İntel Gelecek İçin
Eğitim Kursu‚
(Aralık 2004, Ankara), daha önce MEB bilgisayar öğretmenleri tarafından
verilmiş olan
programların aynısı olduğu halde, merkezi Hollanda’da bulunan İNTEL adlı bir
şirketin
elemanları tarafından yeniden verilmektedir. Şirketin parası da Dünya
Bankasının 20 yıl vadeli borç hanesinden ödenmektedir.
Bilgi toplumu(!) olmak:
Endüstri toplumundan bilgi toplumuna geçtik ‚ (age s.4).
Bu söz artık üretmeyen ve tasarlamayan insanlar yetiştireceğiz‛ demektir.
Bu, sadece internet üzerinden sunulmuş hazır bilgiye erişmeyi öğrenmek
(öğrenmeyi öğrenmek) bilgiye ulaşmak için yeterlidir açılımını içerir. Oysa
insanı üretim ve tasarımdan dışlamak onu çağlar gerisine döndürmektir.
Bu nedenledir ki üretim ve tasarımın doğrudan kullanıldığı sanat eğitimi
derslerinin
kaldırılması küreselleşmenin gündemindedir. Çocuğu 4. sınıftayken ilgi istek
ve becerisine göre çalgı öğrenmeye yöneltmek, çocuğu toplu müzik dersinden
mahrum etmek, insanın insanla buluştuğu ve bu sırada en kutsal çalgı olan
kendi sesini kullandığı ortamı yok etmektir. Ki, tüm çalgılar insan sesine
eşlik etmek için vardır. Buna göre çocuk herhangi bir çalgının özel (yerel
ve bireysel) dersini aldığı taktirde okulda toplu müzik dersi alması
gerekmeyecektir. Yani ulusal şarkı dağarcığına sahip olması, İstiklal
Marşını söylemesi, kendi şarkılarını birlikte söylemesi gerekmeyecektir. Bu
durumda müzik öğretmenlerine gerek yoktur ve bu bölümler kapatılmalıdır ve
sadece pedagojik formasyon dersi alan çalgıcılar yetiştirilmelidir. (ABD,
İngiltere ve Hollanda’da bizde olduğu gibi doğrudan müzik öğretmenliği
bölümleri yoktur, çalgı bölümleri vardır.)
Üniversitelerimizde bu yolda yapılanmaya doğru adımlar başlamıştır. Müzik ve
resim
bölümlerinden alınan öğrenci sayısının 60’tan 40’a düşmesi, mezun olan 60
kişiden sadece 5
tanesinin tayin edilmesi, öte yandan çalgı öğretiminin müzik
öğretmenliğinden daha önemli
konuma getirilmesi vb durumlar neyle izah edilebilir? Doğaldır ki toplu
müzik dersi ilköğretim okullarında bitirildiğinde buraya öğretmen yetiştiren
lisans programlarına talep düşecek ve er geç bu bölümler kapatılacaktır.
Sanat derslerini seçmeli paralı hale getirmek bu derse öğretmen
yetiştirmemeyi birlikte getirir.
Resim, müzik ve beden eğitimi öğretmenliği meslek olarak yok olma sürecine
girmiştir. Üretim ve tasarımın bitmesi insanoğlunun insanlaşma serüveninin
bitmesi demektir. İnsanoğlu buna razı gelmeyecektir ve küreselleştik
diyenler bu noktada yanılmaktadırlar.
Oynatılan çiviler:
MEB tarafından alınan bazı kararlar okullara ulaştıkça tepeden inme
değişiklikler birer
birer karşımıza çıkmaktadır. 21.9.2004 tarihli, pilot illerde (Ankara,
Antalya, İzmir, Bursa,
Gaziantep, Samsun, Van) bulunan ilköğretim okullarına gönderilen yazıda
branş öğretmenleri tarafından okutulacak derslerin tanımı şöyle
değiştirildi:
‛İlköğretim okullarının 4.ve 5. sınıflarında okutulan özel bilgi, beceri ve
yetenek isteyen Beden Eğitimi, Resimiş, Müzik, Din Kültürü ve Ahllak
Bilgisi, Y.Dil, İş Eğitimi ve Bilgisayar derslerinin branş öğretmenlerince
okutulması...‚
80 yıldan beri temel ders olan resim, müzik ve beden eğitimi dersleri bir
yazı ile özel bilgi
beceri ve yetenek isteyen ders oluverdi. Bunun bir sonraki adımı bu dersleri
ilgisi ve parası olan çocuğa göre düzenlemektir. Bu dersler okulda
öğretilmeyecek, isteyen okul dışında bu bilgiye ulaşacaktır.
Türk Dili Edebiyatı dersi kendi içinde parçalanarak seçmeli dersler haline
getirilmekte, ana direğin, yani Türkçe’nin çivisi oynatılmaktadır(11.12.2004
Cumhuriyet). Türkçesiz okul, Türk ulusunu dilsiz bırakmaktır.
Üretim ve tasarım derslerinden biri olan İş Eğitimi dersinin işlevsel
olmadığı gerekçesiyle
kaldırıldığını da bu yazıdan öğreniyoruz. Ancak bu ders 20052006 ders
yılında bu yıla mahsus olmak üzere zorunlu seçmeli 3 saatlik ders olarak
bırakıldı. Bir sonraki yıl kaldırılacağı bellidir.
Aynı gazete haberinde ‚Drama ve diğer sanat dersleri seçmeli olacak‚ ifadesi
yer aldı.
Diğer sanat dersleri; Resim ve Müzik, bir de varsa Sanat Tarihidir.
Ülkemizde drama öğretmeni yetiştiren bir okul bile yokken bu dersi kağıt
üzerinde seçmeli ders yapmak, var olan 80 yıllık resim müzik derslerinin
çivisini sökmektir. Üretim ve tasarım buradan da bitiriliyor.
Din Kültürü dersinin seçmeli hale getirilmesi ile « Aleviler için Din Dersi
kitabı yazdık » basın açıklamasını birlikte düşündüğümüzde, öğrencileri dini
inançlarına göre ayrı sınıflarda veya ayrı okullarda toplamaya doğru
gidileceğini görmek mümkündür. Dersler parçalanırken toplumu parçalama
beraberinde gelmektedir. Bir çivi de bu şekilde oynatılmaktadır.
15 Şubat 2005 tarihli resmi yazıyla eğitsel kol faaliyetleri kaldırıldı,
yerine kulüpler ve sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerine katılma
getirildi. Kulüpler parasını veren çocuğun üye olduğu okul dışı yerlerdir.
Sivil toplum örgütleri de okulun denetimi dışındaki yerlerdir. Çocuklarımız
denetimi Milli Eğitimin elinde olmayan kurum ve kuruluşlara teslim
edilecektir ; bu da ulusal müfredatın kırılmasında yeni bir yol olarak
karşımıza çıkmaktadır.
Okullarda bulunan rehberlik servisleri okul dışına çıkartılarak bir merkezde
toplama kararı alındı (18 Mart 2005 Cumhuriyet). Danışman öğretmen sistemine
doğru geçilirken bu hizmetin kaldırılması kaçınılmazdı. Rehber psikologlara
özel rehberlik merkezleri açmak üzere yetki kararı çıkartılacak ve
öğrencilere buralarda paralı hizmet verilecektir ; talep varsa ders var
mantığı bunu gerektirir.
Görüldüğü gibi, öğrenci her alanda okul dışına, yani piyasaya doğru
yönlendirilmektedir.
Programın basında yer alma şekli:
TEDP raporunda değişim programının iyi hazırlanmış bir basınla tanıtılması «
Bilinç Oluşturma » başlığı altında yer almaktadır.
Haziran 2004’de TRT 4’den canlı yayınlanan egitim semineri bilinç
oluşturmanın örneği
idi ; soru sormak isteyen telefonlar bağlanmadı, destekleyen telefonlar
bağlandı vb. O tarihten sonra gazeteler değişim programına sıkça yer verdi.
11 Aralık 2004 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yer alan «MEB’den ürküten
rapor; Ezber çok yorum yok » başlıklı haber incelendiğinde yapılacak
değişikliği iyi bir şeymiş gibi sunma hazırlığı hissedilmektedir.
Adı geçen gazetede « Ürküten Rapor » yazısının üst kısmında « İşlevsel
olmayan ders ve konular elenecek » deniyordu. Kim neye göre belirlemişti
işlevsel olmayan dersleri ? Zaten « sertifikalı diplomalılık » yoluyla
okulların içi de boşaltılacaktır. Böylece okullar iki kere boşalmış
olacaktır.
Aynı sayfada özel okullarda iyi eğitim verildiği mesajı fotoğraflı olarak
yer almaktadır. Örnek okul ise Fevziye Mektepleri’dir. Bu okulun on gün
sonra (21 Aralık 2004) yeniden aynı sayfada resimli haber yapılması bir
tesadüf olabilir mi?
Bu yöntem devlet okullarından ümidi kestirip özel okulları kurtarıcı olarak
göstermek
programın bir parçası olarak görünmektedir. Gazetenin okuyucusu, lise
programında yapılan değişikliği bu özel okul reklamı ve sıfır çekilen sınav
haberiyle birlikte düşünsün istenmektedir.
Benzer şekilde Türk Eğitim Derneğinin basın açıklamaları eğitimde felaket
senaryolarının
bir kopyası niteliğindedir ve bu demeçlerde çözüm olarak özel okullar
gösterilmektedir.
Basında, Türk Dili ve Edebiyatı dersinin sınıf geçme zorunluluğunun
kaldırılacağından, kendi içinde parçalayarak (şiir, çağdaş edebiyat, divan
edebiyatı, öykü, roman vb) her birinin seçmeli ders haline getirilerek
bitirileceğinden hiç söz edilmemektedir, oysa bu ders parçalanarak
bitirilecektir.
ABD’de en itibarsız meslek öğretmenlik:
ABD’nin Vaşington eyaletiyle Türk hükümeti arasında yapılan anlaşmaya göre
bu
eyaletin matematik öğretmeni açığı Türkiye’den karşılanacaktır (13 Mart
2005, Ulusal Kanal Ana Haberleri). Şimdilik 15 matematik öğretmeni
gönderilecekmiş. Tablo oldukça düşündürücüdür.
ABD’nin, yani bize örnek gösterilen ülkenin eğitim sistemi öğretmen açığı
vermektedir. En zengin eyaletlerden biri olan Vaşington’un varoşlarında,
yoksul zencilerin, küçücük evde 15 kişinin yaşadığı varoşlardaki devlet
okullarıdır sözü edilen okullar.
ABD’de devlet okulu 4 ana dersin öğretmenini devletin verdiği, diğer dersler
için çocuğun para ödediği okul demektir. Üstelik matematik dersi müfredatı
en hafife indirilmiş derstir, ABD’de iki ile ikiyi toplayamayan çocuklara
diploma verilir. Çünkü « her çocuk bir alanda başarılı olur » denilmektedir;
öğrenci asgari başarı için bile zorlanmaz, istemiyorsa öğrenmek zorunda
değildir.
Öğretmenlik öylesine ayağa düşürülmüştür ki artık öğretmenliğe talep
düşmüştür. Orada, bize şimdi getirilen liyakat sistemiyle terfi ve sözleşme
yapılmaktadır ; parasını veremeyip de yüksek lisans yapamayan öğretmen karın
tokluğuna çalıştırılır, sigorta ücretini bile ödeyemez. Bu nedenle
öğretmenlik mesleği ABD’de en itibarsız meslektir.
Bize dayatılan modelin ne olduğunu anlamak için ABD eğitim sistemine bakmak
yeterlidir.
20052006 ders yılında 10 aylık söleşmeli yiri bin öğretmen alınması ilk
örnektir. Bu sözleşmenin şimdilik bakanlık tarafından yapılacağı açıklandı;
gelecekte yerel yönetimlere ve okullara bırakılacak demektir.
ABD’de temel eğitim zorunlu değil :
ABD’de 30 milyon okuma yazma bilmeyen, 50 milyon okuduğunu anlamayan insan
yaşamaktadır. Sadece Los Angeles şehrinde 50 bin çocuk çeşitli nedenlerle
okula gitmemektedir. Temel eğitim herkese eşit ve parasız olmaktan
çıkartılınca kendiliğinden zorunlu olmaktan da çıkmıştır. Bizde de böyle
olması istenmektedir. Paran varsa eğitim hakkın var olacaktır.
2005 yılında hala Dünya Çocuk Hakları Sözleşmesini imzalamamış olan ABD
hükümetleri çocuklarını eğitimsiz bırakmakta bir sakınca görmemekte, böyle
bir nedenle kendilerine BM tarafından her hangi bir yaptırım
uygulanmamaktadır.
Benzer şekilde Kanada ilköğretim programında çocuklar okulda oyalanmakta,
sanat dersleri verilmemekte, bu yüzden Türkiye’den giden göçmenler
çocuklarını orada okutmak istememektedir.
Türk Milli Eğitimin Amaçları açısından bakınca :
Türk Milli Eğitiminin Amaçları 14.6.1973 tarihli ve 1739 sayılı Milli Eğitim
Temel
Kanunuyla düzenlenmiştir. Genel amaçlar (Madde 2) bölümünden ;
1. « ...demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye
Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış
haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek ; »
Eğitimin amacı istendik davranışlar kazandırmak yerine bilgi öğrenmeyle
sınırlandırılınca bu amaç nasıl gerçekleşecek ?
2. « ...gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı
kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak... ;» Davranış kazandırmak amacı
olmayan, bilgiyi depolayan, öğrenci merkezli bireysel öğrenmeye dayalı bir
eğitim modeliyle birlikte iş görme alışkanlığı nasıl kazandırılır?
3. « ... Eğitimde hiç bir kişiye, aileye, zümreye ve sınıfa imtiyaz
tanınamaz. »
Talep varsa ders var mantığı ile yola çıkılan bir sistemde parası olmadığı
için talepte
bulunamayan çocuklar ne olacak ? Seçmeli paralı dersler koymak, seçemeyen
çocukları
eğitimden mahrum bırakmak olacaktır. Bu, parası olan çocukların daha iyi
eğitim alma
imtiyazına sahip olduğu anlamına gelir ; toplumda çatlama ve çatışma,
eğitimsiz yığınlar ve
kendini eğitilmiş ayrıcalıklı bulanların diğerleri üzerinde egemenlik
kurmaları sonucunu yaratır.
Bu durum, 1.maddede sözü edilen demokrasiye ve sosyal hukuk devletine olan
inancı sarsar, insanları demokrasi dışı arayışlara yöneltir.
4. « Milli eğitim hizmeti... Türk toplumunun ihtiyaçlarına göre düzenlenir.
» (Madde 5)
Eğitimi serbest piyasa ekonomisine göre düzenleyen yeni sistem bu maddeyle
de çelişir.
Üniversite bahçelerinde kurulan teknokentler buna örnektir ; üniversiteler,
bilim adamı değil şirketlere teknisyen yetiştirmeye geçmiştir. Bir diğer
örnek ; toplumun sanat ihtiyacı vardır (Sanatsız kalan bir milletin hayat
damarlarından biri kopmuş demektir. Cumhuriyetin temeli kültürdür. M.Kemal
Atatürk) ve piyasa ekonomisi sanat okullarına eleman siparişi vermez, sadece
sözümona sanatçıyı sokaktan yarıştırarak toplar ve bu sırada da para
kazanır. Bu nedenle piyasa mantığında okullarda sanat dersleri olmasa da
olur, parasını veren varsa alsın demektedir.
5. Eğitim Hakkı : « İlköğretim görmek her Türk vatandaşının hakkıdır. »
(Madde 7)
İlköğretim 8 yıldır ve ancak bazı çocuklar 4.sınıftan itibaren ilköğretimin
bazı derslerini ve temel bilgilerini alabilecektir. Büyük çocğunluk bundan
mahrum kalınca kanunun bu maddesiyle çelişecektir.
6. Fırsat ve imkan eşitliği : « ... herkese fırsat ve imkan eşitliği
sağlanır. » (Madde 8)
Parası çok olanın daha çok fırsat ve imkan bulacağı bir yapılanmada eşitlik
maddesi ihlal edilmiş olacaktır.
Milli Eğitim Temel Kanunu ile çelişen bütün bunların yanında bilinmesi
gereken bir
husus daha vardır ; eğitimin özelleştirilmesi demek olan okulların yerel
yönetimlere devri er geç gündeme yeniden getirilecektir. Yapılmakta olan tüm
değişikliklerin tam olarak uygulanabilmesi için okulların yerel yönetimlere
devredilmesi gerekecek ve bu doğrultuda bir yasa değişikliğine gitmek
zorunda kalınacaktır. İşte o zaman gerçekten ulusal eğitim parçalanacak,
eğitimde birlik ortadan kalkacaktır.
Yapılmakta olan yönetmelik ve müfredat değişiklikleri eğitimin yerel
yönetimlere devredilmesinin öncesinde bitirilmesi istenen işlerdir. Bu
nedenle söz konusu yasanın tamamen iptal edilmesi ulusal bir görev olarak
önümüzdedir.
Çocuk Hakları açısından bakınca :
Henüz dokuz yaşındayken, gelişimini daha tamamlamadan, kendisi için neyin
daha iyi olacağına karar veremeyeceği kadar küçük bir yaşta « öğrenci
merkezli eğitim » adı altında çocukluk kaprislerine göre bir çocuk ders
seçmek zorunda bırakılırsa, bu durum çocuğun aleyhine işleyen bir süreç
olacaktır.
Yeni yapılanmada aile karar verme sürecine etkince katılmaktadır. Özellikle
okul dışında
« yerel öğrenme, konstraktif yaklaşım » olarak sözü edilen konu aileyi
ilgilendirmektedir ;
kulüpler, bireysel dersler, kurslar gibi. Bir çok aile bu sürece katılmayı
maddi veya manevi çeşitli nedenlerle red edebilir. Çocuğun eğitimi toplumun
geleceği açısından ailesine bırakılmayacak kadar önemlidir.
Okul dışındaki kurumlara çocuğu yönlendirmek ona iyilik değildir. Piyasa
canlansın, para dönsün derken kaybettiğimiz çocuklarımız yani ülkemizin
geleceği olacaktır.
Yeni program çocukları okul dışına iterken sokağın tehlikelerine karşı
savunmasız bırakacaktır. Bu durum çocuk haklarına aykırıdır.
Bir diğer yanlış da çocuk pedagojisine aykırı olarak getirilen « harften
başlayan okuma
yazma » öğretimidir. Bu yöntem onları zorlayacak, okuldan soğutacak, daha
başarısız hale
getirecektir. Çocuklar savunmasız varlıklardır, tepkilerini öğrenmeyi ve
okulu reddederek belli ederler.
Resimiş, Müzik ve Beden Eğitimi dersleri kaldırılıyor :
Pilot okullardan biri olan AnkaraYenimahalleDemetevler Emin Sağlamer
İlköğretim Okuluna TTK’dan gelen bir resmi yazıda (Mart 2005) yeni müfredata
göre derslerin dağılımı yer aldı (bkz.Ek.Talim ve Terbiye Kurulunun
Önerisi). Bu çizelgeye göre 48. sınıflarda artık müzik dersi yapılmayacağı,
sadece ilkokul 1.2.3. sınıfta sınıf öğretmeni tarafından okutulan müzik
dersi saati programa konulacağı belirtilmektedir. Buna ilişkin bir görüş
isteniyor, ama sadece sınıf öğretmenlerinden görüş isteniyordu. Müzik
öğretmenlerinin artık adı yok.
Yeni yazıya göre; Türkçe ders saati 6’dan 4’e indirilip İngilizce ile
eşitlendi. Pilot okulun Türkçe öğretmenlerine göre dilbilgisi konuları
ilkokul sınıflarında kaldırıldı. Harften başlatılan okuma yazma öğretimi
pilot okullarında ders yılı başından beri uygulanmaktadır.
Çİzelgede ana seçmeli dersler adı altında 3 ders görünmektedir. Bilgisayar:
İlkolul 1,2,3 (1 saat) ve 4,5,6,7,8. sınıf (3 saat)
Sanat Etkinlikleri (Drama, Tiyatro, Halk Oyunları, Enstrüman, Resim,
Fotoğrafçılık, Heykel vb.): 1,2,3 (1 saat) ve 4,5,6,7,8. sınıf (3 saat)
Spor Etkinlikleri (Güreş, Futbol, Basketbol, Satranç vb.) Saatleri
yukarıdakilerle aynı. Görüldüğü gibi ilköğretim çağındaki çocuğa güreş dersi
getiriliyor.
Bu üç ana seçmeli dersten birini alan diğerlerini alamaz denilmektedir. Yani
3 saat
bilgisayar dersine giren çocuk sanat ve spor etkinliklerinin hiç birini
alamaz.
‚Enstrüman‚ sözcüğüne açıklık getirelim; bireysel seçmeli çalgı dersi
kastedilmektedir, toplu yapılan müzik dersi bitti demektir. Çocuk istediği
çalgının dersini okul dışında alabilecektir.
Tebliğler Dergisinin Şubat 2005 sayısında eğitsel kolların kaldırıldığı,
yerine ‚Sivil
toplum örgütlerinin kulüp faaliyetlerine katılma‚ geldiği duyurulmuştu;
bununla okulda koro ve orkestra grupları oluşturmak da bitmişti.
Peki ulus gençliği ne olacak? Atatürk şarkılarını Cumhuriyet marşlarını kim
söyleyecek?
1968 müfredatında müzik dersinin amaçları bölümünde ‚Ulusal şarkı dağarcığı
oluşturmak‛
yazardı, bu bilinçle öğretmenlik yapılırdı. Van’daki çocukla Edirne’deki
çocuğa aynı şarkılar
öğretilirdi, bir araya geldiklerinde birlikte söyleyecekleri ortak şarkıları
olsun istenirdi. Artık ulusal şarkı dağarcığı oluşmayacak.; İstiklal Marşı,
10 Yıl Marşı, Gençlik Marşı, Atatürk Gençleri, 23 Nisan Şarkıları,
türkülerimiz, evrensel çocuk şarkıları...
Cumhuriyetimizin ve ulusal birliğimizin temelinde müzik öğretmenlerinin
harcı vardır, emeği vardır. Bu harç yok edilmek istenmektedir.
Din Kültürü dersi parçalanarak kaldırılıyor :
DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ Dersi parçalanarak kaldırılacak, yerine seçmeli
‚Halk Kültürü/Kültürel Değerler‛ Dersi getirilecek
Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından 2005 Eylülünden itibaren
İlköğretim Okullarının 4.sınıfında başlatılmak üzere önerilen ders
programında ‚Halk Kültürü/Kültürel Değerler‛ adıyla yeni bir seçmeli ders
yer almaktadır.
TTK Başkanı Ziya Selcuk, Gazi Üniversitesinde verdiği konferansta ‚Kültürel
Değerler adında bir ders koyduk ama içini neyle dolduracağımızı biz de
bilmiyoruz‛ şeklinde talihsiz bir açıklama yapmıştı (28 Mart 2005).
Aynı günlerde Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesine bağlı Halk Bilimleri
bölümü
öğrencilerine öğretmenleri tarafından müjdeli bir haber verilmiş;
‚İlköğretim okullarında
zorunlu seçmeli ders olarak Halk Kültürü Dersi konuluyor, siz bu dersin
öğretmeni olacaksınız‛ denilmişti. Hatta, TTK Başkanlığı, bölüm öğretim
üyelerinden dersin kitabını yazmalarını istemişti, komisyon kurdurmuştu.
Ancak, kitabın içeriğiyle ilgili bir anlaşmazlık doğmuş olmalı ki kurulan
komisyon kitabı yazmadan dağıtıldı.
Bu bilgiyi bir kenara not ettikten sonra dönelim okullarda KÜLTÜR sözcüğünün
geçmekte olduğu tek bir derse; Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine. İlginç
bir zamanlamayla, yabancı bir şirket olan SPAN Danışmanları tarafından
hazırlanan Temel Eğitime Destek Programının 5 Eylül 2005’den itibaren
yürürlüğe girmesine birkaç ay kala, Alevi Bektaşi Federasyonu ve Avrupa
Alevi Birlikleri Konfederasyonu tarafından ‚Zorunlu Din Dersine Hayır‛
kampanyası başlatılmıştır. Bu iki sivil kuruluş yayınladıkları ortak imzalı
bir kitapçıkta demekte ve eylemlerini 12 Eylül’e kadar sürdüreceklerini
belirtmektedirler.
Talim ve Terbiye Kurulunun gelecek yıl uygulanmasını istediği ders
programında zaten parçalanarak kaldırılacak olan bu ders, Alevi ve Bektaşi
dernekleri tarafından da kaldırılsın istenilmektedir; zamanlama dikkat
çekicidir.
Ağustos 2004’den itibaren İlköğretim Okullarına giden resmi yazılardan adım
adım bu
dersin kaldırılacağına doğru işaretler vardı. Önce bazı derslerin tanımı
‚özel bilgi, beceri ve
yetenek isteyen dersler” haline getirildi. Bu tanım söz konusu dersleri
seçmeli hale getirmenin ilk adımıydı.
‚İlköğretim okullarının 4 ve 5 inci sınıflarında okutulan ÖZEL BİLGİ, BECERİ
ve
YETENEK İSTEYEN Beden Eğitimi, Resimİş, Müzik, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi,
Yabancı Dil, İş Eğitimi ve Bilgisayar derslerinin branş öğretmenlerince
okutulması<‛
‚Uygulamanın sonuçlarına göre yaygınlaştırılması planlandığından uygulamayla
ilgili olarak birinci ve ikinci dönem sonunda hazırlanacak raporun
İlköğretim Genel Müdürlüğüne gönderilmesi.
Bu yazıdan beş ay sonra (Tebliğler Dergisi, Şubat 2005) eğitsel kollar
kaldırıldı, bunun
yerine Kulüp Faaliyetlerine ve Sivil Toplum örgütlerinin faaliyetlerine
katılma getirildi.
Yukarıdaki tanımda yer alan ‚özel bilgi beceri ve yetenek isteyen ders‛
ifadesi hedefini
bulmuştu; isteyen varsa gider parasını verir bu dersi bireysel olarak alır<
Bu sırada resim, müzik ve beden eğitimi öğretmenlerinin kol faaliyetleri
resmen kaldırılmış oluyordu. Aynı tanıma sığdırılan Din Kültürü dersi için
nasıl bir yol izleneceği merak konusuydu.
Seçmeli dersler arasına yeni katılan Halk Kültürü/Kültürel Değerler Dersi bu
noktada
dikkatleri üstüne çekiyordu. Yine seçmeli, yine isteğe bağlı ama bu sefer
istediği etnik veya dinsel grubun kültürünü almak bu yolla mümkün olacaktı.
Çok demokratik görünüyordu, ancak 4.sınıftaki çocuğu ayrıştırmak mı yoksa
kaynaştırmak mı gerektiği hiç konuşulmuyordu. Çocuğun ‚çocuk‛ olduğu göz
ardı ediliyor ve ‚Çocuk bireydir‛ deniyordu.
Bu sırada bir başka belgede yer alan ‚İnsan biyolojik, psikolojik, sosyal,
kültürel ve
duygusal varlıktır‛ tanımı akla geliyor. İnsan tanımına ‚kültürel ve
duygusal varlıktır‛ gibi bugüne kadar olmayan iki tanım daha ekleniyordu. Bu
tanımın derse yansıtılması nasıl gerçekleşecekti?
İşte bu noktada Halk Kültürü/Kültürel Değerler Dersinin açılımı karşımıza
çıkmaktadır; her çocuk ait olduğu etnik veya dinsel grubun kültürünü veya
duygusal nedenlerle ilgi duyduğu başka bir kültürü (yabancı mezhep, tarikat,
vb) öğrenmek isteyebilecektir.
Dikkat edilmesi gereken nokta, çocuğun kültürel seçim yapmak zorunda kaldığı
yaşın 9 olduğudur.
Sorulması gereken bir çok soru vardır. Bu derste yabancı ülkelerdeki din
dersleri de
isteğe bağlı olarak seçilebilecek mi? ‚Bu dersler uzman öğretmenlerince
verilir‛ ifadesine bağlı olarak ülkemizde misyonerlik yapmakta olan papazlar
okullarımızda ders verir hale gelecek mi?
Din Kültürü dersini gerçekte kim kaldırıyor? Toplumumuzda farklılıkları
derinleştirmek kimin işine gelir?
20052006 ders yılı başında dağıtılan ilköğretim okullarının ders
çizelgesinde yer alan seçmeli dersler içerisinde Halk Kültürü adıyla bir
ders yer aldı. Yukarıda sözü edilen program üzerinde ufak tefek oynamalar
yapıldığı, kamuoyunda gösterilen tepkilerin yumuşatılmaya çalışıldığı
anlaşılmaktadır.
Yeni ders çizelgesinin ekinde seçmeli derslerin gelecek yıldan itibaren
yürürlüğe gireceği ek madde olarak yer aldı.
Bazı siyasi liderlerin basında yer alan İlahiyat Fakültelerinin
kaldırılacağı, İlahiyat Hatip Meslek Liselerinin kurulacağı yolundaki
açıklamalardan anlaşılacağı gibi, din bilgini yetiştirmenin de önü kesilmek
istenmektedir. Mevlit okuyucu, cenaze levazımatçısı, mezarlık hizmetleri,
Kuran okuyucu gibi iş kollarına ayrılan meslek lisesinden mezun olanlar
kendi işlerini yapıp kendi sigortasını yatırıp devlete yük olmayacaklar.
Yani, piyasaya göre eğitim modeli dini bütün insan da istemiyor.
Bu sürecin bir diğer boyutu da ‚ben daha iyi cenaze yıkarım‛, ben daha iyi
mevlit
okurum‛ gibi piyasada yarışan din işçileri dönemini başlatmak olacaktır. Bu
yolla din
hizmetlerinde birlik bitecek, bu hizmet kolunda çalışanların dayanışması da
kalmayacaktır.
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın