Kurbanlık İnsan
Bekir Coşkun
Kimi evlerin arkasından ağlayan kurbanlık kuzuların sesleri geliyor…
Hani bizleri uzaktaki okullara gönderdikleri zamanlar, geceleri uyanıp da
özlediğimiz yuvalarımız için ağladığımız gibi…
*
Sürü köyün harman yerine yaklaştığı zaman, anneler bağırarak yavrularını
çağırmaya başlarlardı. Köylüler o sırada ağılların kapısını açıp yavruları
salarlardı. Yüzlerce yavru aynı anda yüzlerce anneye doğru koşardı zıplaya
zıplaya… Birkaç dakika içinde her yavru kendi annesini bulmuş, annesinin
memesinden sütünü emiyor olurdu. “Annelerini nasıl buluyorlar?” diye
sorardım, babam yanıtlardı:
“Çünkü annelerini kokularından tanıyorlar…”
*
“Anne kokusu…”
Demek ki onlar da biliyorlardı anne kokusunu…
Sonraları daha iyi anladım; yurdundan, yaylasından, sürüsünden ayrılmış
buzağıların, koçların, kuzuların niye ağladıklarını.
İşte tıpkı uzaktaki okulun yatakhanesinde ağlayan biz gibi, evlerin
arkasından ağlayan kuzuların sesi geliyor.
*
Amma ne yapalım, Müslüman kardeşimiz yatırıp kestiği kurbanın sırtına
binerek Cennet’e gitmeyi düşünüyor.
Yedi hisse bir ineği kestiklerinde, ineğe yedi kişi nasıl binecekler,
bilemeyiz…
Üstelik inek ithal angus…
Katolik…
Çocuklarına sütü dışarıdan alan tarım ülkesinin insanları böyle düşündükleri
için zaten, üzerine binecekleri kurbanı seçmeye de Japon otomobiline binerek
gidiyorlar, uygarlığa zırnık kadar yararları olmadan…
*
“Kesmek” nasıl ibadet olabilir?..
Ya da; hem aydınlık din adamları, hem eğitimciler “çocuklar görmesinler”
diyorlar, televizyonlarda.
O zaman çocuklardan gizli bir ibadet olabilir mi?..
Pekiiii… İki gün önce yine çöp bidonlarından insan bacakları çıktı,
testereyle birbirlerini kesiyorlar çocuklar, bunda payı yok mu bu “kesme
kültürü”nün?..
Sevmeyi, bağışlamayı, yaşatmayı öğretmek varken…
Ne bileyim ben, belki de biziz kurban olan…
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın