Atatürk'çü Kuşakları Bekleyen Görev
Cavit Orhan Tütengil
Kırmızı gülün alı var
Kolay kolay gelir miydi bir Mustafa Kemal
Bir Mustafa Kemal yetmedi bre şahin aman
Bir Mustafa Kemal daha
Bedri Rahmi Eyuboğlu
1975'ler Türkiye'si, sürüp gelen inanç bunalımı nedeniyle, kaçınılmaz iki
soruyu gözler önüne sermektedir. Bu sorular şöyle biçimlendirilebilir:
Atatürk nasıl tamamlanır? Kemalizm bir öğreti midir?
Birinci soruyu doğuran eylemdeki ve kuramdaki gedikler, öyle görünüyor ki,
değişik çevrelerce de kabul edilmekte, fakat eksiklerin nasıl
giderilebileceği konusunda bir görüş birliğine varılamamaktadır. Bunu doğal
karşılamak gerekir. İki uç nokta olarak, eskiye dönüşü amaçlayan
''restorasyon'' özlemcileriyle Türkiye Cumhuriyeti'nin yörüngesini
değiştirme heveslilerini bir yana bırakacak olursak karşımızda iki seçenek
kalmaktadır: Atatürk tamamlanmasını ikinci bir Atatürk'ten bekleyenler;
Atatürk'ten yola çıkarak ve Atatürk'ü anlayarak Atatürk'ü tamamlamayı
düşünenler.
Çözüm yolunu ikinci bir Atatürk'te arayanlar benzer koşulların mı, genel
seçim mekanizmasının mı, yoksa ''Kahramanlar'' yazarı Thomas Carlyle'ın
düşlediği gökten zembille yüryüzüne inen ''büyük adam''ın mı tarih sahnesine
çıkacağını belirlemiş değildirler. Akla daha yakın görünen ikinci seçenek
ise, bazı varsayımları birlikte getirmektedir:
a. Belli koşulların bir sonucu olan tarihsel olayın en belirgin niteliği
''biricik'' oluşu, bu nedenle de tekrarlanmasının söz konusu olmayacağıdır.
b. Gerek eylemde (pratikte), gerek kuramda (teoride) saptanabilecek eksik -
gedikler tarihsel olaya özgürlük kazandıran niteliklerden yola çıkılarak
tamamlanabilir.
c. Yeni koşullar ve gereksinmeler, yeni yorumları, açıklamaları ve
uzantıları zorunlu kılmaktadır.
ç. Demokratik çözüm yolundan vazgeçilemeyeceğine göre, kültür ve bilinçlenme
düzeyinin yükseltilmesi gerekmektedir.
d. ''Yeni Atatürkçülük'' diyebileceğimiz politika dizgesi toplumsal bir
içerik kazandığı ölçüde halk kitlesinin onayını alabilir. İnsan Hakları
Bildirgesi ve Anayasa ilkeleri bu dizgenin kaçınılmaz boyutlarıdır.
Atatürk'ten yola çıkarak Atatürk'ü tamamlamanın düşünce planında başlıca iki
çıkış noktası vardır: 1. Atatürk'ü bütün eylem ve düşünceleriyle yakından
tanımak. 2. Evrensel bir niteliği de olan Atatürk'ün tarih sahnesine çıkışı
ve Türk Devrimi üzerine yapılan yayınları ve yorumları izlemek. Atatürk
biyografyası, Atatürk'ün bütün söylev ve demeçleri, çevirileri, mektupları,
anıları vb. birinci çıkış noktasının içeriğidir. İkinci çıkış noktası,
yayımlandığı ölçüde birinci çıkış noktasını da kapsayan çalışmalardır. Bu
çalışmaların ''kronoloji'' ve ''bibliyografya'' öbeklerinde toplandığı
görülür.
Başlangıçlarında yabancı araştırıcıları bulduğumuz bu tür çalışmalar
günümüzde sevindirici bir olgunluğa ulaşmıştır. Prof. Dr. Gotthard
Jaeschke'nin 1939 ve 1941 yıllarında dilimize de çevrilen ''Türk İnkılâbı
Tarihi Kronolojisi''ni izleyen Sami N. Özerdim'in 1963 ve 1966'dan sonra
''yeniden yazılmış 3. basım''ını 1974'te sunduğu ''Atatürk Devrimi
Kronolojisi'', Dr. Utkan Kocatürk'ün 1973'te yayımlanan ''Atatürk ve Türk
Devrimi Kronolojisi'' yararlı ve güvenilir kaynaklardır.
Prof. Dr. Herbert Melzig'in 1941'de başlattığı ''Atatürk Bibliyografyası''
çalışmaları, Muzaffer Gökman'ın sürekli çabalariyle günümüzde olgunluğa ve
bütünlüğe kavuşturulmuştur. 1963 yılında yapılan birinci baskısını bir yana
bırakacak olursak, ''Atatürk ve Devrimleri Tarihi Bibliyografyası''nın
1968'de yayımlanan ''ilaveli 2. bası''sı, 1974'te birinci cildi izleyen
ikinci cildi (Ek: 1) yurt içinde ve dışında yapılan çeşitli yayınları
izlememize olanak hazırlamış bulunmaktadır.
Öyle görünüyor ki, günümüze değin yurt içinde ve yurt dışında yapılmış olan
çalışmalar, söz konusu ettiğimiz varsayımlar doğrultusunda bir ''tamamlama''
işlemine girişebilmek için ortamı yetesiye hazırlamış sayılabilir. Önemli
olan, sürüp giden inanç bunalımından kurtulabilmek için Atatürk'ten yola
çıkmak seçeneğinin yaygınlık ve olgunluk kazanmasıdır.
İkinci soru, konunun başka bir açıdan tartışılması sayılabilir. Kemalizm bir
öğreti midir? sorusu karşısında, biraz da öğretinin tanımının geniş ya da
dar tutulmasından kaynaklandığını sandığımız, iki karşıt görüş belirmiştir.
1936 yılında yayımlanan Tekin Alp'ın ''Kemalizm''i, adının da gösterdiği
gibi, Kemalizmin bir öğreti olduğu görüşündedir. 1933 yılında ''Türk
nasyonalizmi''nin uluslararası fikir akımları karşısındaki yerini belirleyen
Şevket Süreyya, yazı dizisini şu özetle sona erdirir: ''Milli kurtuluş
hareketleri gerek tarihi menşeleri, gerek ana prensipleri, gerek inkişaf
istikametleri itibariyle asrımızın beynelmilel fikir ve cemiyet
hareketlerinden faşizm ve ihtilalci sosyalizmden tamamiyle ayrı bir keyfiyet
arzetmektedir. Harice karşı kayıtsız ve şartsız istiklâl, siyaseten ve
iktisaden cüzütam olmak davası, dahile karşı ileri teknikli, teşkilatlı,
şen, mütecanis ve yüksek kültürlü bir millet olmak davası milli kurtuluş
hareketlerinin bilhassa Türk nasyonalizminde kemalini bulan objektif
prensiplerdir''. (Kadro, S. 21, s. 13). Yaptığı kıyaslamaya ve sıraladığı
niteliklere bakılırsa 1933 yılının Şevket Süreyyası da, 1965 yılının Şevket
Süreyya Aydemir'ine kıyasla, Tekin Alp'a daha yakındır.
''Üçüncü Adam'' da ''doktrin''in tanımını yaptıktan sonra Ş. S. Aydemir
''hayır'' diye yanıtladığı ''Atatürk bir doktrin adamı mıydı?'' sorusunu
sorar. Ona göre, ''Atatürk bir doktrin adamı değildi. Çünki Atatürk, önceden
sistemleştirilmiş ve tartışılabilse dahi fikir ve hareket prensipleri belli,
sınırlı bir fikir sistemine kendini bağlamadı. Zaten fikri hazırlığı, nazari
formasyonu da buna göre değildi''. (Adı geçen yapıt, İstanbul 1965, C. III,
s. 501).
Bizim burada değinmek istediğimiz bir çelişki değil, Kemalizm'in bir öğreti
olarak dizgeleştirilmesinin Mustafa Kemal'den beklenemeyeceğidir. Birbiriyle
bütünleşen düşünce ve eylemleri, öteki öğretilere karşı takındığı tavır ve
dünya görüşü, kendisine özgü yanları olan bir öğretinin malzemesini gözler
önüne sermiştir. Cumhuriyet'in 15. yıldönümüne kadar kendi sağlığında,
1938'den bu yana da Atatürk'süz Türkiye Cumhuriyeti'nin karşılaştığı her
güçlük ve atlattığı her ''badire'', esasında kemalist öğretinin geçirdiği
bir sınama, verdiği bir sınavdır. Atatürkçü kuşakları bekleyen görev,
düşünceyi ve gelişmeyi boğan kalıplarda sıkboğaz etmeden, Atatürçü anlayış
doğrultusunda ve yeni gereksinmelerle yatkın bir düzenlemenin
gerçekleştirilmesidir. Bedri Rahmi Eyuboğlu'nun dile getirdiği özlemi
Mustafa Kemal'in yolunda yürüyen bir ''ideolog'' olarak tasarlamak, bize
kalırsa, akla daha yakın olan bir yorum olur. Bu bekleyişin nasıl sona
ereceğini ''zaman'' gösterecektir.
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın